Tem
31
2007
->

Çölde millerce aç susuz yürüyüp
Tam vahaya ulaştım derken
Haince gülümseyen serap…
Yıllarca nice umutlarla bekleyip almak için
El uzattığında sırtta saklayan kırbaç…
Karanlık zindanlardan tam ışığa çıktım derken
Ruhu donduran zifiri yansıma…
Soğuğun yakması
Gülün batması
Havanın boğması
Yanaktaki anlamsız ifade
Gözaltında karaltı
Bakışlarda donukluk
Ve bütün zerrelerini vücudun titreten
Sessiz çığlık…
Hayal kırıklığı
Hayal kırıklığı…
Tem
30
2007
->

Bugün bir lise veya üniversite öğrencisine “radyoyu kim icat etmiştir?” diye sorsanız alacağınız cevap – tabi eğer alabilirseniz – Marconi olacaktır ki tüm ansiklopedi ve ders kitapları da aynı ismi vermektedir. Aynı şekilde “bugün hayatımızda yer alan tost makinesi, stereo sistemler, sokak lambaları ve fabrika ve ofislerin çalışması için gerekli altyapıyı ilk kuran kimdir?” diye sorulsa tereddüt etmeden vereceğiniz cevap Thomas Edison olacaktır. Radyonun icadı iletişim çağını, ilk hidroelektrik santralinin kurulması ve elektrik enerjisinin topluma kazandırılması ise elektrik/elektronik çağının başlangıcı olmuştur.
Oysa hepimizin kuşkusuz gerçek diye bildiğimiz bu bilgiler yanlıştır. Ne radyoyu Marconi icat etmiştir, ne de günümüz elektrik mucizesini yalnızca Edison’a borçluyuz. Bütün bunları çok az kişi tarafından bilinen bir isim, Nikola Tesla ortaya çıkarmıştır. 1856 doğumlu Sırp asıllı bir Amerikan göçmeni olan Tesla, diğer tüm icatlarının yanında hem radyonun hem de alternatif akımın mucididir ve 1895 yılında Niagara Şelalesinde yaptığı ilk hidroelektrik santrali ile elektronik çağının kapısını açmıştır. Maalesef yanlı Amerikan medyası ve tarihi, Tesla’ya ait birçok patenti ve çalışmayı başkalarına atfetmiş ve isminin tarih kitaplarından yavaşça silinmesine gayret göstermiştir. Edison her ne kadar pratik zekâsını azmiyle birleştirerek günün ihtiyacını karşılayan çözümler geliştirmede inanılmaz başarılı olmuş ve dünyayı derinden etkileyen birçok icat gerçekleştirmişse de, yer yer bir bilim adamından ziyade bir iş adamı kişiliği göstermiştir; kendisinden önce keşfedilmiş olan doğru akımı, akkor lambayı aydınlatmada kullanmak suretiyle ünlü olmuştur.
Bugün yeniden keşfedilmeye başlanan Tesla’ya ait icatlar saymakla bitmez; kendisi x-ışınlarını W.K. Roentgen’den, vakum tüp yükseltecini ise Lee de Forest’dan yıllarca önce keşfetmiştir; florosan lambayı endüstriden 40 yıl önce kendi laboratuarında kullanmaya başlamıştır. İlk icadı olan endüksiyon motoru bugün endüstrinin her katmanında yerini almış durumdadır; bugün kendi adıyla anılan ve çok yüksek miktarda gerilim üretmede kullanılan Tesla Bobini, yine onun icatlarından biridir. Kendisi yukarıda da belirttiğimiz gibi alternatif (iki ve üç fazlı dâhil) akımın babasıdır ki bu durum doğru akımın temsilcisi olan Edison’un o zamanki en büyük düşmanı ve rakibi olmasına yetmişti. 1898 yılında sözünü etmeye başladığı ve daha sonra icat edip patentlerini aldığı “yalnızca sesin değil görüntünün de iletimi” konulu çalışması bugünün televizyon tüplerinin habercisi niteliğindeydi; aynı şekilde 1934 yılında kurulan ilk radar istasyonu da Tesla’nın 1917 yılında dile getirdiği prensiplere dayanılarak ortaya konmuştu. Bugünün kullandığımız tüm arabalarında bulunan gaz motorlarını elektrikle ateşleme bobini yine Tesla’nın 1898 yılına ait bir patentinden ibarettir. Bunun yanında Tesla kendi tabiriyle “automaton” yani robotik üzerine de çalışmış ve 1890’lı yıllarda ilk uzaktan kumandalı sistemleri geliştirmiştir. Ayrıca bilgisayar çağının başlangıcı olan transistörlere kaynaklık eden ilk VE ve VEYA mantıksal birimlerini yine Tesla geliştirmiştir.
Continue Reading »
Tem
30
2007
Sürekli güncellemesi çıkan ve çok sık kullanılan wordpresslerin güncelleme işlemleri bazen çok can sıkıcı oluyor. Keith Dsouza nın burda tanıttığı eklenti bu işi sandığınızdan daha kolay hale getiriyor. Bizde bunu türkçeye çevirerek yarımcı olmaya çalıştık. Eklentinin çalışırkan wordoress.org dan son sürümü alıyor fakat wordpressiniz zaten türkçe ise aynen kalıyor bu yüzden adresi değiştirmedik. Kullanımı çok kolay. Sadece eklentiyi kurup Yönet sekmesinden, Otomatik Güncellemeyi tıklayıp ister tek tek yapıyoruz adımları ister tamamen otomatik. Eklenti yapılması gereken herşeyi kendi yapıyor zaten. Continue Reading »
Tem
30
2007

Bu araştırmayı yaparken çalışmalarından yararlandığım tüm araştırmacılara, özellikle Tom Bearden, Moray B. King, David Hudson, Hans Jenny, Paul Davis, Stephen Hawking ve tabi ki Nikola Tesla ve Albert Einstein’a gıyaben teşekkürü bir borç bilirim. Yapay Zekâ konusunda özellikle Türkçe kaynaklardan yararlanmaya özen gösterdim, amaçlarımdan biri ülkemizin bu konuda ne kadar verimli olduğunu ve olabileceğini vurgulamaktı. Bu açıdan eserlerinden yararlandığım Sn. Şeref Sağıroğlu, Erkan Beşdok, Mehmet Erler, Ercan Öztemel ve Çetin Elmas Beylere ayrıca teşekkür ederim. Kitapta kullandığım çoğu şekil ve resmi, söz konusu bu şahısların çalışmalarından ya da “Kaynaklar Bölümünde” belirttiğim Web sitelerinden temin ettim. Son olarak çalışmalarından büyük oranda yararlandığım araştırmacı Sn. Richard Woodmaster’a şükranlarımı sunarım.
GİRİŞ
Saygıdeğer Okur,
Bu kitapla ilginç bir yolculuğa çıkmaya ne dersiniz? Şimdiye kadar hiç duymadığınız veya hakkında çok az şey bildiğiniz bir dünyanın kapılarını aralamak ister misiniz? Bugüne kadar hep imkânsız diye düşündüğünüz ve öğrendiğiniz kavramların sihirli diyarına girmeye var mısınız? Sınırsızlığın sınırlarını zorlamaya hazır mısınız?
Bu çalışmayı okurken, enerjinin serbestçe elde edilmesi, sınırsız iletişim yeteneği, karşıt çekim, yapay zekâ, beyin dalgasıyla bilgisayarlara arayüz sağlama, ışınlama, zamanda yolculuk ve bir insanı süper insan haline getirme gibi bugün için fantastik görünen birçok teknolojinin arkasında yatan anahtar kavramları tanıyacaksınız. İşin en ilginç tarafı, tüm bu mucizeleri aslında bugünün teknolojik altyapısıyla bile geliştirmenin mümkün olduğunu, ancak tek eksiğin, gerekli olan bütünsel yaklaşımdan ibaret olduğunu kendi gözlerinizle göreceksiniz.
Continue Reading »
Tem
29
2007

Çölün altın parlaklığındaki yalınlığı mı
Suyun iksir kıvamındaki duruluğu mu
Semanın rüya tadındaki sonsuzluğu mu
Senin kimyamı değiştiren aşkın mı
Mıknatıs gibi çeken beni
Meltem gibi serinleten beni
Tem
29
2007
Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.
X yıldızının Y uydusunda canlı yaşam olsun.
Y’Lİ A, Irak’a; Y’Lİ B, İsveç’e iniş yapsın. A ve B, Y’YE geri döndüklerinde; Dünyadaki insanlar hakkında, kendi yaratıklarına neler anlatırlar?
İnsanlar zorunlu ihtiyaçlarını temin edemediklerinde normal insani davranışlardan uzaklaşırlar. Uzaklaşma, zorunlu ihtiyaçları temin edememe süresi ile orantılıdır. Uzun süre aç, susuz, uykusuz, acı çekenler normal bellek etkinliklerini yitirirler. Tahrip olan beyin hücreleri sayısı ve bağlantısı ile orantılı normal olmayan davranışlar yaparlar. Normal insani ilişkilerini yitirenler, ne yazık ki, ölçülü davranışlarına yeniden kavuşamazlar. Çünkü: beyin hücreleri kendini yenilemez.
Normal insani davranışlardan uzaklaşanlar sadece kendileri için değil, toplum için büyük sıkıntılar yaratırlar.
Beyin hücreleri için:
A-Duyu organları üzerinden belleğe iletilen elektriksel sinyallerin süresi,
B-Sinyallerin şiddeti önemlidir.
Belleğe iletilen sinyaller beyin hücrelerinin ısınma ve tahrip olmasına neden olur; acı duygusu ortaya çıkar.
Acı çekmenin türü, yani belleğe aktarılan sinyallerin nereden geldiği önemli değildir. Bunu birkaç örnekle açılayalım.
1-Depremde beyin hücreleri şiddetli dış etkilere uğramış olanlar uzun süre normal insanlar gibi davranamazlar.
2-Bir yangının ortasında kalan insan uzun süre kötü etkiden kendini kurtaramaz.
3-Uzun süre açlık-susuzluk çekmiş insan normal davranışına kolay kavuşamaz.
4-Bedeni bir yere sıkışan ve acı çeken insan, kurtulduktan sonra kâbusu üzerinden kolay atamaz.
5-Boğulma tehlikesi atlatan bir insan uzun süre normal insanlar gibi davranamaz.
6-Şiddetli patlamaların etkisinde kalmış olanlar, uzun süre, bazen ölünceye kadar ürkek, çekingen davranırlar.
7-Sürekli tehdit altında yaşayanlar, yani korkunun korkusu ile arkadaş olanlar yaşama küserler.
Örnekleri çoğaltmak mümkündür.
—Şiddetli dış etkiler; deprem, patlama, yangın, sel, boğulma tehlikesi, basınç altında kalma, toplu kanlı mücadele olan savaş ve savaş tehlikesi (Korkunun korkusu) beyin hücrelerinde arızalara ve tahribatlara neden olur.
—Beyin hücreleri tahrip olanlar normal insan davranışlarının sınırları dışında hareket ederler.
Continue Reading »
Tem
27
2007

Çağlayan gürlemesindeki
Sessizliği buldum sende
Anlamla anlamsızlığın
Buluştuğu çizgide
Tatla kokunun
Kesiştiği mevsimde
Şimşekler çakıp gökler yarılır
Dağlar yıkılıp denizlere kavuşur
Kamaşır gözlerim
Rengarenk bir beyazlıkta
Körlüğün getirdiği
En keskin bakışla…
Şimdi
Görünmeyen bir iksir
Kaplarken bedenimi
Kulağım sonsuzlukta
Melek nağmelerinin mesti
Toprakta cızırdayan yağmurun sesi
Ah ah diyen yüreğimin hevesi
Eritiyor, eritiyor, eritiyor kafesi
Gelir diye bir gün onun nefesi
Tem
25
2007

Düşler insana ne fısıldar…
O ansız anda beni süzen gözlerinden
Dalgalanan meltem esintisi ne fısıldar?
Güneşin şeffaf kanatları,
Ayin pamuksu örtüsü ne fısıldar?
Yanardağların içi mi derin, beni yakan özlemin mi?
Uzayın sonsuzluğu mu engin, gözlerinin içi mi?
Kelebekle gezegen arasında fark var mı?
Ya bendeki hayalinle kuyruklu yıldız arasında?
Yok, yok…
Hepsi aynı şarkının sesi
Hepsi aynı resmin deseni…
Tem
25
2007
Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.
Batı Avrupa’da asırlarca Hıristiyan kuralları egemen olur. Hıristiyan kuralları sert ve acımasızdı. Çünkü: Sınırlı bilgi, beceri, araç-gereç ve ürün miktarı, yöneticileri, yönetilenleri katı yapıyordu.
1-Ürün kıtlığı çoğunluk insanları vahşi, acımasız ve bencil yapar.
2-Ürün kıtlığı ayrıcalık ihtiyacını yaratır. Ayrıcalık, başkasının hakkına bedava el koymadır. Ayrıcalık, özgürlüğü ayaklar altına almadır.
Batı Avrupa’da, eğitim, asırlarca Hıristiyan dinsel liderlerin denetiminde kalır. Latince öğrenme, Latince Kutsal metinleri okuyup yorumlama eğitimin özüydü. Bu eğitim sayesinde İngiliz, Fransız, İtalyan, Portekiz, İspanyol zengin din adamları ve soyluları Latince ile aralarında iletişim kurabiliyordu. Belirli sürelerle Papanın emri ile bir araya gelen dinsel liderler, dinsel ve dünyasal konuları tartışıyorlardı.
I-Dinsel liderler arasındaki tartışmalar sonucu Batı Avrupa’da bilgi birikimi hızlanıyordu.
II-Dinsel liderler ortak olarak yeni bilgilere ve Kilise sistemine karşı olanlara sert önlemler alıyorlardı.
+ Kurallar kurumları yaratır.
+Kurallar insanların yöntemli düşünmesini ve davranmasını temin eder.
+Egemen kurallar toplumlarda ortak davranışlar yaratır.
Kilise kuralları, göreceli olarak, başta Hıristiyan dinsel liderler olmak üzere Hıristiyan liderleri yöntemli olmaya zorluyordu. Kilise eğitiminde Kilise kuralları ve düşünce esas alınırdı. Yalnız, Kilise kuralları ve düşünce sistemi kusurluydu. Kusur sonucu; sözde doğaüstü, yaşamda doğa temel alınıyordu. Örneğin, Kilise, Avrupa’daki verimli arazilerin yüzde kırkına sahipti. Bu araziler dinsel liderler tarafından ekilip biçiliyordu. Ekip-biçme işlerinde köle kadar haklara sahip köylüler (Serfler) çalıştırılırdı. Piskoposlar (Başpapazlar), Kilise gelirlerinin yüzde yirmi beşini alıyordu. Avrupa’nın sayılı zengin kişileri başta Papa olmak üzere piskoposlardı.
Batı Avrupa’da dinsel liderlere gerekli saygıyı göstermeyen, yalan yere yemin eden, Baba-Oğul-Kutsal Ruh adına yemin edenler acımasızca cezalandırılıyordu. Cezalar ölüm, dil kesme, katıksız hapis, sürgün olabilirdi. Köylüler ve sırdan insanlar doğaüstü varlıklar adına yemin edemezlerdi.
Doğaya yaklaşan, tanıyan, onu kısmen denetim altına alanlar değerli olur. Göreceli olarak, bazı Hıristiyan dinsel liderler oldukça kurnaz ama değerliydi. (Günümüz Türkiye’sinde, örneğin, maaşı ile geçinen soylu öğretmenler mi, kamu kurumlarını soyduran hırsızlar mı daha değerlidir? 2000’li yıllarda değerli zengin hırsızlara boyun eğenleri gördükçe, Ortaçağ değerli dinsel liderlerine edecek sözler sınırlanıyor.)
Continue Reading »
Tem
25
2007
Yazan: Görkem Çakın
Serbest Yazar
Hayatla barışıktır. Gençliğinden bu yana geçirdiği her evreyi sükûnetle atlatmıştır. Uykuya dalar ya Barış; anlarsın horlamaya yakın yüzünü gülümseme kaplar. Neşesi yerindedir anlayacağınız!
Sabah olup da yeni bir güne çapaklı gözlerle uyandığında, demli çayın kokusu, tek gözlü odanın dört duvarından fırlamak ister. Barış karısını öpmek için yatağından kalkar. Karısı domates doğrarken, avına yaklaşan tilki gibi, sessiz adımlarla kollarını, karısının beline sarar. Barış karısıyla gayet barışıktı anlaşılan.
- Yine azıttın değil mi kart horoz? Çabucak kahvaltını et de yaylan bakalım. Kuru kuruya sevişmek olmaz. Barış ellerini karısının belinden çekip bu güzel sabahın devam etmesi için, masadan bir dilim peyniri ağzına atıp;
- Çıkmam gerek! der. Koşar adım uzaklaşmıştır evden. Mutludur Barış. Daha da mutlu olması için dış dünyayla da, biraz olsun parayla da barışı sağlamak ister. Islık yamar ağzına da, cır cır böcekleriyle ortaklaşa konser verdiğini sanırsınız.
Continue Reading »