Archive for Temmuz, 2007

Tem 23 2007

Gönül

Published by admin under Şiir

gönül
Gönlüm derin ve sessiz bir denizde
Yıldızlaşan ufuktaki mavi izde
Gönlün serin ve sakin ikliminde
Yürürüm hayretle esrar aleminde

Sabr tokmağıyla ağlayarak derinden
Girdim içeri harem dairelerinden
Sinemde açtığım pencere gözüyle
Gördüm düşüncelerin en özlüsüyle

Şahane bir diyar berisinde surlar
Akıyor ebedlere kadar çağlayanlar
Ne zaman geçer ne de mekan bunaltır
Ruhun bu hali sonsuzluğu daraltır

Yalçın yamaçların zümrüt teninde
Bülbül şakımasının hoş eşliğinde
Tuğba gibi semaya kok salmıştı bir ağaç
Sunuyordu meyve yerine sevgi adli bir taç…

No responses yet

Tem 23 2007

Sıkışmış Mekan Hapishane ve Kuşçu

Published by admin under Yaşam

Kuşçu
Yazan: Görkem Çakın
Serbest Yazar
Beyaz tüylerinin sarmaladığı, kafa tasının içinde fıldır fıldır dönen kırmızı gözleri, etrafı dikkatlice süzmesine karşın; telaşlı gözükmüyordu. Sıcaktan bayılmış, kanat çırpmaktan yorulmuş belki de sabah mahmurluğunu üzerinden atamamış, kafası gövdesine gömülüydü. Yatağımın kırışık çarşafları üzerinden kalkmadan dakikalarca ben onu seyrettim, O da etrafı!

Kanatlarını açıp, geriniyor; yeni doğan güneşi koltuk altlarına sıkıştırıyordu. Bekliyorum gidecek diye, bekliyorum uzunca! Sonunda gitmeseydi bağıracaktım. ‘S..r git, kuş beyinli salak! Sinirlerimi germek için geliyorsun değil mi her defasında. Beni kızdırmak, sinirlerime tohumlar ekip üzerine, gübre diye bokunla sıvazlamak istiyorsun.’ İyice gerilmiştim. Düşündüklerimi söylemekten büyük zevk alan ben, hiç mahrum bırakmamıştım kendimden. Kimseye bakmıyordum. Baksam ne değişecek? Surat ifadeleri ablak, uykumdan uyanmışım da rüyamda gördüğüm aşüfteye sövdüğümü sanıyorlardır muhakkak. Hala geçmemişti sinirim. Aptal kumrunun bu is dolu dış sıvalarında, nem ve rutubet örtülü duvarlarının, demir parmaklıklı camlarına tünemekle hangi amacı güdüyor? Hiç anlamıyorum. Hangi kuş beyinli bu cenabet yerde duraklamak, dinlenmek hatta soluklanıp yoluna devam etmek isteyebilir ki? Buranın duvarlarına anca işenir… Anladı da uçtu gitti!

Acıdım! Ona değil, kendime acıdım. Benim gibi kuş beyinliydi, bir farkla! Tüylü gövdesinden kanatları uzanıyordu iki yana doğru. Kalmak, pineklemek, yatağın içinde dönüp durmak, volta atmak gibi zorunluluğu yoktu. Kanat çırparak uzaklaşırken cenabetlikten, bir küfür daha savuracaktım da, açamadım bayramlık ağzımı. Gidişine kızıyorum sanacaktı, basarsam küfürü arkasından, sustum!

Continue Reading »

One response so far

Tem 22 2007

Siyah ve Beyaz

Published by admin under Bilim

siyah & beyaz Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

“Partimiz ile diğer partiler arasındaki fark gece ile gündüz, siyah ile beyaz kadar belirgindir.”
Seçimler nedeniyle bir milletvekili adayı vatandaşlara böyle sesleniyordu.

İnsanlar günlük yaşamda kullandıkları çoğunluk sözcüklerin, evrensel ölçülere göre, hangi nesne, hareket veya hareket aralığına denk düştüğünü bilmezler. Eğer bilmiş olsalardı; insanlar, kullandıkları sözcükleri daha dikkatli seçerlerdi.
İnsanlar asırlardır günlük yaşamda, basit ölçülere göre, nesneleri ayrıt etmede, “Siyah ve beyaz” sıfatlarını sıkça kullanırlar.
İnsanların bellek ve dış dünyaları vardır.
1-Bellek dünyasındaki oluşumlar basit ölçülerle tanımlanır; çoğunlukla, dış dünyadaki nesne, hareket ve hareket aralıklarını tanımlayan sözcüklerden yararlanılır. Bu ise sayısız karışıklığa ve bulanıklığa neden olur. Örneğin, “Kin, nefret, sevgi, korku, ürkeklik, çekingenlik” duyguları sayılarla belirlenemiyor.
2-Dış dünyada sayısız nesne, hareket, hareket aralığı; buna karşın, sınırlı sayıda sözcük vardır. Bu nedenle, insanlar, bir sözcüğü pek çok oluşumu tanımlamada kullanmak zorunda kalır. Çünkü:
—Yeni sözcüklere ihtiyaç olması gerekir. Kapalı toplumlarda yeni sözcüklere ihtiyaç olmaz.
—Yeni sözcük yaratmak zordur. Dahiler uygun ve kalıcı sözcükler yaratabilir. Sıradan bellekler kolaylıktan yanadır.
—Yeni sözcüklere tepkiler oluşur.
—İşin ilginç yanı, Dünyada kullanılan bütün dillerin sözcükleri üst üste eklense; doğadaki oluşumların zerresi bile tanımlanamaz.
—İnsanlar, doğada basit ya da evrensel ölçülerle; sözcük, işaret, rakam ile benzerlerinden ayırt edilmeyen nesne, hareket ve hareket aralıklarını tanıyamazlar. Tanınmayan nesne, hareket ve hareket aralıkları insanlara ne kadar yakın olursa olsun denetim altına alınamazlar.

Continue Reading »

No responses yet

Tem 22 2007

Maskeli Balo

Published by admin under Şiir

maskeli balo
Bir maskeli baloda
Dans etmek istemiştim seninle
Sen prenses ben dilenci rolünde

Ama kalbimin müziğini dinleyerek
Ama ruhumun ritmine uyarak
Maskelerden ve rollerden uzak

Ama hazmedemedin
Duruluğunu suyun
Başına buyrukluğunu şarabın

Garip
Maskenle daha mutluymuşsun meğer
Şaşardın
Bilseydin gerçek maske kimdeydi eğer

No responses yet

Tem 20 2007

Yazık

Published by admin under Şiir

göz yaşı
Tamam
Korkuyordun
Tamam
Söyleyemezdin
Kurumuştu
Yüreğinin otlakları
Aşk pınarlarına

Yazık
Gözyaşlarıma rağmen
Gözyaşı ırmaklarıma rağmen

No responses yet

Tem 20 2007

Mesothelioma

Published by admin under Yaşam

Mesothelioma
Mesothelioma, asbestin yol açtığı en önemli hastalık olan akciğer zarı ve karın zarı kanseridir. Batı ülkelerinde yılda her bir milyon kişinin 1-2’sinde saptanan mesothelioma, ülkemizde yılda en az 500 kişide görülmektedir. Mesotheliomaya ait en sık rastlanan yakınmalar, ağrı ve ilerleyici nefes darlığıdır. Akciğer röntgeni ve tomografide tipik bulgular saptanabilirse de, kesin tanı için başvurulan standart yöntem akciğer zarı biyopsisidir. Mesothelioma, erken dönemde tanınıp uygun cerrahi girişim uygulanamadığında, ilaç ya da ışın tedavisine iyi cevap vermeyen ve hastayı kısa zamanda ölüme götüren bir hastalıktır.

No responses yet

Tem 19 2007

Muhtaç

Published by admin under Şiir

ay
Aya baktığında ruhunun
Diğer yarısını görüyor musun?
Gökyüzünü yaldızlayan yıldızlardan
Yüreğine süzülen ışık
Senin için söylediğim
Sonsuzluk şarkılarını fısıldıyor mu?

Duymuyorsan,
Duymuyorsan,
Beni sevdiğine nasıl inanabilirim ki?

Görmüyor musun
Hücrelerimin kana ihtiyaç duyduğu gibi
Ruhumun hücreleri de senin sevgine muhtaç

No responses yet

Tem 19 2007

Büyük Yaradılış ve İnsani Görevler

Published by admin under Bilim

evren
Bir koyunun yaşam aralığı; doğumu ile ölümü arasındaki süredir. Bir insan, yeni doğan kuzunun yaşama başlangıcını işaretler, ölümünü işaretler; yaşam aralığını, değişik hareket arlıklarıyla, örneğin, Dünyanın kendi çevresindeki tam dönüşü ile ölçer. Ölçü sonucuna, “Koyunun yaşam süresi” adı verilir.
Dünyanın kendi çevresindeki tam turuna, “Gün” adı verilir. Günü süre ölçümünde (kıyaslamada) esas alıyoruz.
Bir ağacın yaşam aralığı; dikildiği gün ile kesildiği gün arasındaki süredir.
Bir atın yaşam aralığı; doğduğu gün ile öldüğü gün arasındaki günlerin sayısıdır.
Ali, Veli, Can, Cem, John, Jack ve daha değişik binlerce varlık için yaşam süreleri çoğunlukla böyle hesaplanır.
İnsanlar, değişik varlıklara ait benzer bir özelliği Dünya, Güneş, yıldızlar ve toplu olarak Evrene atfetmekte bir sakınca görmezler. Atfedilen özelliklerden biri Dünya, Güneş, yıldızlar ve giderek Evrenin doğumudur. Evrenin doğumuna, “Büyük Yaratılış” adı verilir. Böylece, Dünya, Güneş, yıldızlar, giderek Evren düşünürler sayesinde bir başlangıç noktasına kavuşmuş olur.
1-Büyük düşünürler yaratıcılıklarıyla insanlığın gelişmesine kalıcı hizmet ederler.
2-Büyük düşünürlerin izinden gidenler, yaratıcılığı dondurarak, yeni düşüncelere savaş açarak insanların, toplumların çürüyüp acı çekmelerine neden olurlar.

Continue Reading »

No responses yet

Tem 18 2007

Solgun

Published by admin under Şiir

solgun gül
Hayalin hayalime doğduğu gün
Yeniden doğduğumu sanmıştım…
Zihnime matkap gibi kazınan gözlerini
Yaprakların hışırtısında
Kelebeklerin kanat çırpısında dinlemiştim…

Nerden bilebilirdim
Bu yalancı şafağın beni
Solgun bir gül gibi burkacağını?

No responses yet

Tem 18 2007

Varolansız Varoluş

Published by admin under Felsefe

Varolansız Varoluş

Bildiğimiz gibi maddenin dört hali vardır: katı, sıvı, gaz ve plazma. Maddenin, atomlardan değil de, artı ve eksi yüklü parçacıklardan oluşan yüksek enerjili gaz haline plazma hali denir. Güneş ve diğer tüm yıldızlar (nötron yıldızları hariç) tamamen plazma halindedir. Dolayısıyla evrenin yüzde doksan dokuzu, maddenin plazma halinden ibarettir.

Varlığın da, buna benzer şekilde iki hali vardır. Biri bildiğimiz mevcut halidir; özne ve nesne, zaman ve mekân bağlamında eylemde dans eder. Varlığın diğer hali ise “varolansız varoluş” olarak da adlandırabileceğimiz hiçlik halidir.

“Şeyler olsun kişiler olsun tüm varlıkların hiçliğe döndüğünü düşünelim bir an. Bu hiçliğe dönüşü, her olayın dışında tutmak olanaksızdır. Peki ya bu hiçliğin kendisini? Hiçliğin gecesi de sessizliği de olsa bir şeyler olup bitmektedir. Bu ‘bir şeyler olup bitmektedir’in belirsizliği, öznenin belirsizliği değildir, bir isime göndermede bulunmaz. Kişisiz bir eylemin üçüncü tekil şahsını belirtir. Eylemin kişisiz oluşu, edimi yerine getirenin bilinmemesinden kaynaklanmaz, edimin bizzat kendisinin bir özelliğidir: Edimin faili yoktur, anonimdir.” [1]

Gözünüzü kapatın, hiçliği hayal etmeye, kurgulamaya çalışın. Boş ve karanlık bir mekândan daha ötesini tasavvur edemiyorsunuz değil mi? Boyutsuz ve durgun da olsa zamansız bir hiçliği düşünemiyoruz. Olumsuzlamak anlamında var olana yok dersek ise, ‘hiçliğin yok oluşu’ gibi bir tezatla karşı karşıya kalıyoruz.

Varlığın bu hiçlik hali, gecenin, uzay, zaman ve eylem dâhil her nirengiyi yutması gibidir. Özne yoktur, ona bağlı olarak da, yapılan bir eyleme ait bir nitelik yoktur. Olmayan lakin hissedilen dehşet verici bir akışım vardır; maddenin plazma hali gibi.

Görüldüğü gibi, ‘var’ ve ‘yok’ sözcükleri de bilincin algılama düzeyiyle bağımlı durumda. ‘Var’ demek tanımlı demek, ‘yok’ demek ise bilgi ve tanım olarak bile mevcut olmayan demek. Bu anlamda ise yok diye bir şey yoktur aslında.

Bu nedenle ‘Tanrı var mıdır, yok mudur?’ gibi bir soru sormanın da anlamı yoktur. Çünkü Tanrı, sözünü ettiğimiz varlığın iki halinin ve ‘var’ ve ‘yok’ kavramlarının dahi ötesindeki Kaynak’tır. Varlık ile yokluk bir bütündür.

[1] Sonsuza Tanıklık, Emmanuel Levinas, Metis Seçkileri, Ekim 2003, Sayfa 50.

No responses yet

« Prev - Next »