Archive for Şubat, 2008

Şub 29 2008

Geleceğin Karanlık Dünyası

Published by admin under Bilim

süper insan
The Journal of Biological Chemistry dergisinin 02/11/2007 tarihli sayısında yayınlanan bir haber, Ohio’da bulunan Case Western Reserve Üniversitesinde gerçekleştirilen çok ilginç bir çalışmadan bahseder. Çalışma farelerin genleriyle oynayarak üstün fare ırkı yaratma ve buradan elde edilen birikimle insanlığa yararlı ilaçlar geliştirme üzerinedir.

Bu genetik işlem PEPCK-C isimli bir enzimin artmasına ve farelerin kaslarının güçlenmesine yol açmıştır. London Independent raporuna göre genetik dönüşüme uğramış bir fare: “Altı kilometrelik bir tümseği, dakikada yirmi metre ilerleyerek hiç durmadan tırmanabilmektedir. Bilim adamları, bunun bir insanın hiç durmadan Alp dağının zirvesine bisikletle çıkmasına benzetmektedirler. Her ne kadar bu fare, normal bir fareden yüzde altmış daha fazla yese de, kilo almamakta ve hatta normaldekilerden daha az yağa sahip olmaktadır. Daha uzun yaşamakta ve cinsel yaşamını yaşamını ileri safhasına kadar sürdürmektedir.”

30 aylık böylesi bir farenin yavrusunun da, kendi hemcinslerinden çok daha ileri özellikler gösterdiği göstermiştir. Kısacası üstün bir ırk, soyunu da devam ettirmektedir.

Bu bilginin ışğında geleceği öngörmek için gerekli parametreleri sıralarsak:

1) Bir insanı üstün insana çevirme boyutuyla genetik bilimi.

2) Küreselleşen dünyada, küresel sermayenin gün geçtikçe artan gücü ve bu gücün para ve yeryüzü kaynaklarının akışını yönlendiren ekosiyaset.

3) Gittikçe ve oldukça dengesiz şekilde artan nüfus.

4) İnsan göz retinasından bilginin doğrudan aktarılmasını sağlayan sanal gerçeklik sistemleri.

5) Molekül mühendisliği de denilen, ve atom düzeyinde işlem ve süreçler gerçekleştiren nanoteknoloji ve bunun uzantısı olarak biyolojik yaşam ile silikon yaşam arasındaki çizginin bulanıklaşması.

6) Yapay zeka destekli ağ sistemlerinin inanılmaz hesaplama gücü ve kesinliği.

Sonuç olarak bu parametrelerden elde edeceğimiz çıktı:

Çok az bir elit tarafından makineler yoluyla tüm insanlığın ve kaynakların kontrol edildiği bir dünya; genetik olarak değişime uğramış, teknolojilenmiş, yarım ama üstün insanlardan oluşan bir elit kesim ve onların kontrolündeki tüm yapay sistemler…

Bu parametlerin hiçbirinden kaçış yok, dolayısıyla bu sonuçtan da kaçış mümkün değil. Hepimize şimdiden geçmiş olsun :)

No responses yet

Şub 29 2008

Tutuculuk ve Muhafazâkarlık

Published by admin under Sosyoloji

Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

“Önceleri bilinmeyen bu dil, birdenbire bütün mükemmelliği, esnekliği, sonsuz zenginliğiyle kendini gösterir; tek kelimesiyle, o zamandan beri (Göçebe şarkıları edebiyatının çıktığı MS. Altıncı yüzyıl) günümüze kadar önemli hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Onun için ne çocukluk, ne de yaşlılık vardır” Renan

1-Deneyle bir kez tesis edilen görüş (Düşünce), yeni deneylerin sonuçlarına kadar direnir. Sonra, bilimsel deney sonuçlarına göre, direnmeye devam eder ya da teslim olur. Bütün bilgiler deneyle kazanılır.
2-Sözlü olarak bir kez tesis edilen görüş, kaya gibi yeni sözlü görüşlere direnir ve hepsini boğmak ister. Bu konuda cinayetler dâhil her yolun kullanılmasını emreder.
Günümüzde:
A-Gelişmiş ülkelerde, bilimsel deneyle kanıtlanmayan görüşlere saygı gösterilir ama ciddiye alınmaz. Deneyle görüşlerini kanıtlayanlar değişik ödülleri hak eder.
B-Geri toplumlarda, egemen görüşler (Sağduyular) olur; bunlara zıt görüşler ileri sürenler her türlü cezayı hak eder. Geri toplumlarda, zahmetli ve pahalı olduğu için çoğunluk bilimsel deneyden kaçar.
Deney esaslı görüşler, evrensel ölçüleri; sözlü görüşler, basit ölçüleri kullanır.
Doğada göreceli olarak sonsuz akış vardır. Akış ile birlikte değişimler meydan gelir. Değişimler rasgele değil, yasalar içinde oluşur. Değişimleri evrensel yasalarla inceleyenler onları tanıma olanağına kavuşurlar. Böylece, göreceli olarak, neden-sonuç ilişkileri bilinir.
+Tanınan olaylar denetim altına alınır.
+Benzer etkiler, uygun koşullarda benzer nedenleri yaratır.
Eğer neden-sonuç ilişkileri bilinir ve ona uygun önlemler alınırsa; daha önceden yaşanan bazı acı gerçeklere engel olunur, yararlı gerçeklerin oluşması sürdürülür.
Süredurum Yasası, “Olduğu gibi varlığını sürdür!” der. Dış etkiler olmadıkça, nesne veya hareket, olduğu gibi varlığını sürdürür. Doğada sayılmayacak kadar dış etkiler sayısız değişimleri yaratırlar.
Değişimlere direnenlere, “Tutucu” adı verilir. Doğada tutuculuk yoktur. Örneğin, tutucu, ilerici, gerici, bağnaz… Her insan değişime uğrar.

Continue Reading »

No responses yet

Şub 23 2008

Çürüme ve Yenileme

Published by admin under Sosyoloji, Tarih

Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Her nesne olduğu gibi varlığını sürdürmek ister. Dış etkiler varlıkların gelişmesine ya da dağılmasına neden olur. Dağılma ya da gelişme, rasgele değil, Evrim Yasası gereği ortaya çıkar. Dağılmaya yüz tutan nesneyi iyileştirmeye çalışmak oldukça tehlikelidir; nesne, iyileştirme esnasında dağılabilir. Bu nedenle, her iyileştirme hareketi, çürümeye yüz tutan nesneye yararlı olamaz. Nesne tanınmadan yenileme yapılamaz. Örneğin, çürüyen bir demir boru, çürüme miktarı ölçülmeden kumlanıp boyanamaz. Bu durumda, paslı boru kumlama ile darmadağın olabilir.

Bilgili bir insan:
A1-Borudaki pas (Çürüme) miktarını ölçer.
A2-Ölçülen pas miktarına göre temizleme türünü seçer.
A3-Temizlik yapıldıktan sonra boru boyanır.
Veya:
B1-Paslı boru tümden işlem dışı bırakılır, yerine yenisi kullanılır.
Böylece, boruda yenileştirme işlemi tamamlanır; istenmeyen patlama, çatlama, kırılma önlenir.
Toplumlarda yenilik için kapsamlı ölçüler yapmak gerekir. Yapılan ölçülere göre yeniliklerin türü belirlenir. Yeteri kadar tartışıldıktan sonra; yenilikler, uygulamaya konur. Örneğin, günümüzde, Batılı ülkelerden olduğu gibi alınan bir yenileşme eylemi Suudi Arabistan’da kabile savaşlarına neden olabilir. Bu durumda, hakiki Suudiler, “Gördünüz mü; yenileşme, bizim gibi kutsal toplumlara uygun değildir!” diye bağırırlar.

Osmanlı’da, yenileşme hareketleri ile birlikte dağılmalar hızlanır. Bu nedenle, Osmanlı toplumunu yüzeysel inceleyenler, “Batılıların verdiği reçetelerle Osmanlı dağıldı!” diye bağırırlar.
Günümüzde, Batılıların, Asya, Ortadoğu ve Afrika toplumlarına sundukları acı reçeteler ret ediliyor ya da kargaşalara neden oluyor. Bu durumda, geri toplumların alimleri ile yöneticileri kendi ilkelliklerini sorgulayacaklarına Batılı ülkeleri suçlayarak piri pak oluyorlar.
Benzer suçlamalar kendi toplumumuzda gözleniyor.
Üretmeyen bürokratlar, savaş kışkırtıcıları, tahrikçiler, silah ve uyuşturucu satıcıları, maşalar kısaca ayrıcalıkla beslenenler Batılı değerlere savaş açıyor. Acı gerçekleri yazanlar, söyleyenler, “Hain” ilan ediliyor.
Süre içinde tekrarlanan davranışlar alışkanlık halini alır.
A-Göreceli olarak gelişme göstermeyen alışkanlıklar toplumları çürütür. Çürüyen toplumlarda yıkıcı etkinlikler artar. Bilgi, beceri, araç-gereç birikimi ile çalışıp üretme artmaz. Böylesi toplumlarda, yenilikler, iç savaşlara ortam hazırlar.
B-Gelişmelere açık toplumlarda, yenilikler, toplumların ilerlemesine, gelişmesine aracılık eder. Toplumda sorgulama yaygınlaşır, bilgi, beceri, araç-gereç birikimi ile çalışıp üretme artar. Sürekli her alanda yeniliklere ihtiyaç duyulur.

Continue Reading »

No responses yet

Şub 19 2008

Konuşma ve Yazma Etkinlikleri

Published by admin under Sosyoloji

yazıt eser
Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.
Söz uçar, yazı kalır; insanlığa servet olur.

Yerleşik toplumlardaki yönetici ve bilgeler arasında, yazma ve sanat etkinlikleri; göçebe toplumlarda, konuşma yaygın olur. Konuşma ile her olaya sıfırdan başlanır, yazma ve sanat etkinlikleri ile kalınan noktadan eylemlere devam edilir, eserlere yenilikler eklenir. Bu nedenle, konuşmanın yaygın olduğu toplumlarda bilgi ve beceri birikimi oluşmaz. Yazmanın yaygın olduğu toplumlarda bilgi, sanat ürünleri, değişik yapılar ortaya çıkar.
Yerleşik toplumlarda, yönetici ve bilgelerin konakları, yönetim binaları, değişik eserler yapılır. Giderek, konak, yapı ve ortak tesislerin alt yapı ihtiyaçları olan su temini, kanalizasyon, atıkların toplanması ihtiyacı oluşur.
Tarihte şehirlere yerleşen bazı büyük liderler, görkemli tapınaklar yaptırırlar. Şehirleri saldırılardan korumak için surlar ve kaleler inşa ettirirler. Surlar, kaleler, tapınakların yapımı ile ustalar yetişir ve toplumda becerikli insanlar çoğalır.
Büyük liderleri taklit eden soylular ve bölgesel liderler, kendilerine ait konaklar, kaleler, tapınaklar yaptırırlar. Bazı liderler yapılarını yetenekli ustalara süsletirler. Böylece, toplumda bilgi, beceri ve araç-gereç birikimi oluşur.
Göçebe toplumlarda, güçlü liderin görkemli çadırı olur. Liderin çadırı idare merkezidir. Görkemli çadırın çevresinde diğer çadırlar kurulur. İhtiyaca göre, çadırların kurulduğu yerler değiştirilir. Yani: Göçebe liderlerin yönetim merkezleri, yaz, kış, saldırı ya da savunma durumuna göre değişime uğrar. Bu koşullarda, her yeni lider ve yerleşimle birlikte yaşama yeniden başlanır.
Göçebe lider, çoğunlukla okuma ve yazma bilmez; çevresindeki bilgeler, sözlü olarak bazı bilgiler sunar. Lider, kimseye güvenmez ve bilgiye ihtiyaç duymaz. Bilgeler tarafından lidere sunulan bilgiler karmakarışık olur. Çoğunluğu dua veya temennidir. Lider, düşmanlarının tuzaklarından kurtulmak ve onlara tuzak kurmak için kendine yararlı bilgileri gizlice toplar.
Göçebe toplumlarda asırlarca benzer yaşam devam eder; bilgi, beceri, araç-gereç birikimi değişime uğramaz ve servet birikimi olmaz.

Continue Reading »

No responses yet

Şub 15 2008

İmad Feyaz Mugniye

Published by admin under Sosyoloji, Tarih

imad feyaz mugniye
Yıllardır öldürülmesi ya da ele geçirilmesi için çaba harcanan Şii lider Suriye’de öldürüldü. CIA, MOSSAD, Batılı istihbarat birimleri öldürme olayının içindedirler.
Imad Feyyaz, yıllardır saklandı, ortalarda gözükmedi, sadece güvendiği insanlarla görüştü ve değişik saldırılardan kurtuldu ama Suriye’de patlayıcılarla ortadan kaldırıldı.
Imad, Suriye ve İran istihbaratı ile içli dışlıydı. Bu nedenle, saldırılardan kısmen haberdar oluyor ve kurtuluyordu.
Imad, ortalıkta dolaşmadığından Batılı istihbaratçılar, kendisine, “Görünüşü bilinmeyen” adını verirlerdi. FBI, CIA, MOSSAD tarafından birinci derecede aranan biriydi. Değişik defalar görüntüsünü ameliyatlarla değiştirdiği sanılıyor.
Değişik uluslar arası olayları tertiplediğinden 1980’den beri INTERPOL tarafından da aranıyordu. Pek çok Amerikalıyı öldürttüğü ve değişik kanlı saldırılar tertiplediği iddia ediliyor.
Imad, oldukça zeki, hareketli ve göreceli olarak başarılı bir insandı.
*
Batılıların gözlüğü ile bakarsak; Imad Feyyaz, azılı bir teröristti.
**
Olaylara insan gibi evrensel ölçülerle bakmak gerekir. Bunun için uzaylı gibi oluşumlar hakkında ölçüler yapmak, yargıya varmak zorunludur.
Ortaçağ’da, Batı’da, egemen güçlere direnen sayısız dahi çıkmıştır. Bunlardan çok azı tarih sayfalarında okunur. Bilinenler kimlerdir?
1-Evrensel yasaları bizlere hediye edenlerdir.
2-Evrensel ve ölümsüz eserleri yaratanlardır.
Imad Feyyaz geride ne bıraktı?

Continue Reading »

No responses yet

Şub 10 2008

İnsanın Gelişmesi

Published by admin under Sosyoloji

beslenme Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Irak, Türkmenistan, Azerbaycan gibi toplumlarda son derece uyuşuk insanlarla karşılaştım. Bunların uyuşukluğu ve çalışamadan kaçmaları beni hayrete düşürdü. Bu insanlar neden bu kadar uyuşuktur acaba?

İnsanın belleksel ve bedensel gelişmesi olur.
1-Belleğin gelişmesinde:
A-Beslenme,
B-Aile,
C-Çevre,
D-Eğiticiler önemli etkenlerdir.
2-Belleksel gelişme, beslenme ve yapılan bilinçli hareketler ile orantılı beden gelişir.
Bedenin gelişmesi ile anlatılmak istenen, sağlıklı ve ölçülü olmasıdır. İnsanlarda, göreceli olarak, denetim altında hızlı hareket edebilen, istenen hareketleri yapabilen, güçlü ve organları arasında uygun boyutlar olan bedenler istenir.
*
Kapalı toplumlarda, çocuğun aile, çevre ve eğiticilerden edindiği bilgiler asırlarca değişmez. Besinler ise çeşitlilik açısından sınırlı sayıda, günlük tüketilen miktar bakımından zengin ve yoksul ailelere göre değişir. Kapalı toplumlarda, onlarca asır, benzer bedenler, davranışlar, inanışlar izlenir.
1-Yoksul ailelerde beslenmenin yetersizliğinden ötürü ölüm oranları yüksek olur. Yaşayanlar, bilgi, beceri, araç-gereç ve servet yoksunu olduklarından zorunlu ihtiyaçlarını temin etmenin ötesine geçemezler.
2-Göreceli olarak, varlıklı ailelerde beslenme yeterli olur ama sınırlı bilgi, beceri, araç-gereç birikimi ile değişmeyen çevre çocuklarda gelişmeye engeldir. Zaten, çocuklar, baba veya dede kadar bilgili, becerikli olabilmeyi amaçlar. Çocuk, baba veya dededen bilgili olmayınca; toplum, gelişmez.
Kanlı kavgalar, tuzaklar, saldırılar sonucu kapalı toplumlarda ölüm oranları oldukça yüksektir.

Continue Reading »

No responses yet

Şub 06 2008

İhracat - İthalat ve Denge

Published by admin under Sosyoloji, Bilim

ihracat ithalat ve denge
Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Türkiye’nin 2007 yılı ihracatı 107, ithalatı 170 milyar dolar olarak açıklandı.

Doğada denge (Adalet) zorunlu ihtiyaçtır. Göreceli olarak, dış etkilerin şiddetine bağlı olarak, dengeli sistemler varlıklarını uzun süre devam ettirirler. Sistemlerin dengeleri bozulduğunda, oluşan yeni denge noktasına göre, dönüşüme uğramak zorunda kalırlar. Böylece, sistem değişime uğrar. Örneğin, dengesini kaybedip uçurumdan yuvarlanan bir araç hurda yığınına dönüşür. Şiddetli rüzgâr ile devrilen ağaç; ağaç özelliğini kaybeder, çürüyüp dağılır.
Yeryüzünde, denge iki türlü sağlanır:
1-Doğal oluşan dengeler vardır. Bazı insanlar bu tür denge oluşumlarına, “Kader” adını verir.
2-İnsanın denetiminde oluşan dengeler olur. Bilgili ve becerikli insanlar, toplumlar kendi dengelerini (Kaderlerini) kendileri yaratır.
Görecelilik Yasası gereği:
A-Doğada sayılmayacak kadar değişik dengeler oluşur ve değişir.
B-Doğanın her noktası denge için uygundur; gerekli önlemler alındığında, denge sağlanır.
Doğada zaman yoktur. Bu nedenle, sağlanan dengenin süresini dış etkiler belirler. Doğada, göreceli olarak, dış etkilerle orantılı neden-sonuç ilişkisi içinde sonsuz değişimler gözlenir. İnsanlar, sahip oldukları bilgi, beceri, yaratıcılıkları ile orantılı sağladıkları dengelerin dayanıklılığını ve süresini hesap ederler. Toplumlarda çok sayıda denge sağlanır. Dengelerden bazılarını sağlam zeminlere oturtup kalıcı olmasına çaba harcandığında, diğer dengelerin bozulmamasına dikkate edilmesi gerekir.
1-Basit ölçülerle hesaplanan denge hesapları ve süreleri insanların yanılmasına neden olur.
2-Evrensel ölçülerle hesaplanan denge hesapları ve süreleri, şiddetli dış etkiler ortaya çıkmadıkça çoğunlukla doğru çıkar.
Kapalı bir sisteme giren enerjinin çıkana eşit olması gerekir. Eğer eşitlik (Denge) yok ise patlama, çatlama, kırılma, büzülme kaçınılmaz olur.
Denge oluşmadığında ne kadar büyüklükte patlama, çatlama, kırılma, büzülme meydana gelebilir?
Sistemin sahip olduğu enerji ve dengeden sapma miktarı patlamanın, kırılmanın, büzülmenin şiddetini belirler. Örneğin, ABD ekonomisindeki yüzde onluk bir büzülme ile Afrika’daki yoksul bir toplumdaki yüzde onluk ekonomik büzülme farklı şiddette oluşur, dünyaya etkileri değişik olur.

Continue Reading »

No responses yet

Şub 03 2008

“Sevgililer Günü” ve Aşka Dair

Published by admin under Aşk

sevgililer günü
Yazan: Müslüm Üzülmez

“Mıtırıp, bu dem saz edelim bir name avaz edelim
Aşk ile pervaz edelim kalsın kitabın bu gece”

14 Şubat “Sevgililer Günü”.
“Sevgililer Günü” aşkı anlatacak zamanıdır.
Aşkı anlatmalı, ama aşkı anlatmak çok zor, çünkü aşkta bir gizem, bir esrar vardır. Aşkta ulaşılmaz, elde edilmez, ama aynı zamanda vazgeçilmez bir hal vardır.
Aşk gizemlidir, esrarlıdır ve de çok şeylere kadirdir: İntiharlar, savaşlar, delirmeler, servet ve makam yitirmeler; kanatlarında renklerin geometrisini taşıyan kelebekler gibi mavi gökyüzünde dans etmeler hep aşkın ürünüdür. En güzel tablolar, romanlar, öyküler, ezgiler, şiirler… velhasıl en güzel eserler aşka dair olanlardır.
Aşkın çeşitli tanımları yapılmıştır ve yapılmaktadır, ama her yapılan ve yapılacak olan tanım eksik bir tanımdır. Yapılan tanımlardan benim en çok ilgimi çeken, Fransız şair Louis Aragon ile sevgili dostum Ahmet Ümit’in tanımlamalarıdır. Louis Aragon, neden “mutlu aşk yoktur” demiştir? Bilmiyorum. Ama, Ahmet Ümit’in “Aşk Köpekliktir” derken; vefa ve sadakatin ötesinde oluşan bağımlılığa vurgu yaptığını söyleyebilirim. Çünkü aşk, çeşitlerine göre insanoğluna her türlü şeyi yaptırabilir, olmadık işleri başına açabilir.
Aşk çeşit çeşittir: Egoist/bencil aşk, tabiat/doğa aşkı, platonik/düşüncede kalan aşk, beşeri/insani aşk, ilahi aşk gibi.
Bu aşklardan hangisi yaşanırsa yaşansın aşk, sevgi ister, emek ister, mücadele ister…
Egoist/bencil aşka en iyi örnek kıskanç ve bencil tanrı ve tanrıçaların aşkıdır. Mitolojik öykülerde bu tür aşka dair bol örnekler vardır.
Tabiat/doğa aşkına örnek olarak Manisa Tarzanı ve besteci/müzisyen Ergüder Yoldaş’ı örnek verebilirim. Bu tür âşıklar doğayı sevendir; bunlar, doğayla aynı dili konuşurlar.

Platonik aşka en iyi örnek hemen hemen herkesçe bilinen Leyla ile Mecnun örneğidir. Fuzulî de iyi bir örnektir. Fuzulî, boşuna mı: “Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib/Kılma derman kim helakim zehri dermanından” diyor. Plotonik âşıklar için önemli olan “sevmeyi sevmektir”; “aşkı, aşk olduğu için sevmektir”.
Beşeri/insani aşka verebileceğim en güzel örnek ise Nedim’dir. Hani, bir aşk kaçamağında damdan dama atlarken/kaçarken düşen ve ölen Nedim. Nedim bir şiirinde: “Gül diba giydin amma korkarım azar eder/Nazaninim, saye-i har-ı gül-i diba seni” der. Yani diyor ki: Sevdiğim gül desenli elbise giymiş. Ama ben, o ipek elbisenin üstündeki gül resmindeki dikenin gölgesinin bile, sevgilimi incitmesinden korkuyorum. Bir aşk şiiri ancak bu kadar güzel olabilir! Ne dersiniz?

Continue Reading »

No responses yet

eXTReMe Tracker