Tem 25 2007
Batı Avrupa’da ve Ortadoğu’da Ters İşleyişler
->
Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.
Batı Avrupa’da asırlarca Hıristiyan kuralları egemen olur. Hıristiyan kuralları sert ve acımasızdı. Çünkü: Sınırlı bilgi, beceri, araç-gereç ve ürün miktarı, yöneticileri, yönetilenleri katı yapıyordu.
1-Ürün kıtlığı çoğunluk insanları vahşi, acımasız ve bencil yapar.
2-Ürün kıtlığı ayrıcalık ihtiyacını yaratır. Ayrıcalık, başkasının hakkına bedava el koymadır. Ayrıcalık, özgürlüğü ayaklar altına almadır.
Batı Avrupa’da, eğitim, asırlarca Hıristiyan dinsel liderlerin denetiminde kalır. Latince öğrenme, Latince Kutsal metinleri okuyup yorumlama eğitimin özüydü. Bu eğitim sayesinde İngiliz, Fransız, İtalyan, Portekiz, İspanyol zengin din adamları ve soyluları Latince ile aralarında iletişim kurabiliyordu. Belirli sürelerle Papanın emri ile bir araya gelen dinsel liderler, dinsel ve dünyasal konuları tartışıyorlardı.
I-Dinsel liderler arasındaki tartışmalar sonucu Batı Avrupa’da bilgi birikimi hızlanıyordu.
II-Dinsel liderler ortak olarak yeni bilgilere ve Kilise sistemine karşı olanlara sert önlemler alıyorlardı.
+ Kurallar kurumları yaratır.
+Kurallar insanların yöntemli düşünmesini ve davranmasını temin eder.
+Egemen kurallar toplumlarda ortak davranışlar yaratır.
Kilise kuralları, göreceli olarak, başta Hıristiyan dinsel liderler olmak üzere Hıristiyan liderleri yöntemli olmaya zorluyordu. Kilise eğitiminde Kilise kuralları ve düşünce esas alınırdı. Yalnız, Kilise kuralları ve düşünce sistemi kusurluydu. Kusur sonucu; sözde doğaüstü, yaşamda doğa temel alınıyordu. Örneğin, Kilise, Avrupa’daki verimli arazilerin yüzde kırkına sahipti. Bu araziler dinsel liderler tarafından ekilip biçiliyordu. Ekip-biçme işlerinde köle kadar haklara sahip köylüler (Serfler) çalıştırılırdı. Piskoposlar (Başpapazlar), Kilise gelirlerinin yüzde yirmi beşini alıyordu. Avrupa’nın sayılı zengin kişileri başta Papa olmak üzere piskoposlardı.
Batı Avrupa’da dinsel liderlere gerekli saygıyı göstermeyen, yalan yere yemin eden, Baba-Oğul-Kutsal Ruh adına yemin edenler acımasızca cezalandırılıyordu. Cezalar ölüm, dil kesme, katıksız hapis, sürgün olabilirdi. Köylüler ve sırdan insanlar doğaüstü varlıklar adına yemin edemezlerdi.
Doğaya yaklaşan, tanıyan, onu kısmen denetim altına alanlar değerli olur. Göreceli olarak, bazı Hıristiyan dinsel liderler oldukça kurnaz ama değerliydi. (Günümüz Türkiye’sinde, örneğin, maaşı ile geçinen soylu öğretmenler mi, kamu kurumlarını soyduran hırsızlar mı daha değerlidir? 2000’li yıllarda değerli zengin hırsızlara boyun eğenleri gördükçe, Ortaçağ değerli dinsel liderlerine edecek sözler sınırlanıyor.)
Avrupa’daki soylular, sıradan insanlar bilgili dinsel liderlerin karşısında saygı ile eğiliyorlardı. Dinsel liderlerin hepsi bilgili ve becerikli değildi. Bir dinsel lider bilgili ve becerikli, yüz dinsel lider dilenciydi. Dilenci tarikat üyeleri acı çekiyor, yoksulluk denizinde üzüyorlardı.
Batı Avrupa’ya bilgili ve becerikli dinsel liderler biçim veriyorlardı.
Batı Avrupa’da, Papa dâhil çoğunluk üst düzey dinsel liderler seçimle işbaşına geliyordu. Seçenler yine dinsel kişilerdi. Seçimlere baskı ve rüşvet egemendi. Krallar ve prensler seçimlerde etkili oluyordu. Bazen seçimler iptal edilir; kral, imparator ya da prenslerin adayı atanırdı. Bu durumda Kilise ile dünyasal liderler arasında mücadele başlardı.
Avrupa’da, zengin dinsel ve kural tanımaz dünyasal liderlerin saltanatına isyan edenler yine bilge dinsel liderlerdi. Bunları, “Filozof” olarak tanımlıyoruz. Filozoflar, sözleri ile yoksulluğu övüp, rezalet içinde yaşayan zengin dinsel liderlere tepki gösterirler. Filozofların bir kısmı Kilisenin sunduğu saltanatı terk eden, gerçekleri günışığına çıkarmaya çalışan dâhilerdi.
Gerçekleri gizleyenler evrensel erdem ve onura yabancı olurlar. Gerçekler ile erdem ayrılmaz bütündür. Gerçeklere sırtını dönenler, evrensel erdemden uzaklaşır. Çoğunluk filozoflar, evrensel onurlu yaşamayı tercih ederler.
Sözleri ile yoksulluğu övüp, rezalet içinde yaşamayı sürdürmek zengin dinsel liderleri ikiyüzlü yapıyordu. Filozoflar, ikiyüzlülüğe isyan eden dâhilerdi.
Avrupa’da, soyluların yazışma, tercüme, hesap, eğitim hizmetlerini yüksek bedel ile dinsel liderler yerine getiriyordu. Dinsel liderler yargıç, savcı ve avukat olarak görev yapıyorlardı. Dinsel liderler matematik, astroloji, Kilise hukuku, mantık konularında geniş bilgiye sahiplerdi. Zengin dinsel liderler düşüncelerini yazar ve geleceğe iz bırakırlar. Manastır ve Kiliselerde yaşayan yoksul dinsel kişiler ekip-biçme, sanat etkinlikleri, örme, dokuma, dikiş, ayakkabıcılık konularında yetişiyordu.
Avrupa’da müzik, resim, heykel gibi sanat etkinlikleri ile uğraşan meşhur din adamları ortaya çıkar. Kilise, inancı güçlendirmek amacıyla dinsel sanat etkinliklerine destek verir. Resim, yontu ve müzik kiliselerde gelişiyordu.
Bütün bilgilerimizin kaynağı deneydir. Avrupa’daki bazı dinsel liderler deneyle bilgi ve beceri ediniyorlardı.
Avrupa ve Avrupa dışında Hıristiyanlığı yayma çabaları iki yönlü etkinlik olarak düşünülmelidir.
1-Hıristiyan inanışını yayıcılar, Hıristiyan dünyası dışındaki insanlar, nesneler, değişik hareketlerle temas kurma olanağına kavuşurlar. Bu yolla pek çok bilgili dinsel liderin önyargıları yıkılır. Bunların Avrupa’ya taşıdığı bilgiler alışkanlıkları kırmada dış etki görevi yapar.
2-Hıristiyan dünyası dışında toplanan değişik bilgileri Avrupa’ya taşırlar.
Hıristiyanlığı yayma çabasına çıkanların çoğunluğu kayboluyor ya da ölüyorlardı. Geri gelenler gerçek bilgileri Avrupa’ya taşıyorlardı. Taşınan bilgiler Avrupa’da Rönesans ve Reform hareketleri için dış etki görevi yapar.
*
Müslüman dünyasında, örf ve gelenekler toplum ve dini kural diye öğretilir. Düşünce değil, lider temel alınır. Asırlarca önce Kuran’dan sözcükler ezberlenir, Arapça dâhil, her türlü yabancı dil öğrenmeye tepki gösterilir. Benzer biçimde, Araplar, yabancı dilleri ve yabancıları küçümserler.
Yabancı dil insanların bellek dünyalarını genişletir. Yabancı dil bilmeyen, belirli sözcükleri tekrarlayan bilgisiz ve beceriksiz insanlar korkak olur ve dünyaya açılamazlar. Müslüman dinsel liderler aşırı korkak ve ürkektirler. Kendilerini korumak için başka dinlerden insanlarla temas kurmaktan çekinirler. Başka kutsal kitaplara dokunmayı günah kapsamına alırlar. Düşünmeyi esas almadıkları için inancı değil, tapınmayı (Boyun eğmeyi) öğrenir ve öğretirler.
—Müslüman dinsel liderler kuralları ve düşünceleri değil, kutsal liderleri esas alırlar. Bu davranış Müslüman dinsel liderleri her türlü gelişme ve yöntemden mahrum bırakır.
Müslüman dünyasında yazılı toplumsal yasalar olmadığından, kalıcı güçlü kurumlar ortaya çıkmaz. Kurum olmayınca, her Müslüman dinsel lider, kutsal liderlerin ya da Allah’ın temsilcisi olduğunu iddia eden farklı dünyasal liderin kuyruğuna takılır. Denetleyici kurumlar olmadığı için her dinsel lider başına buyruk davranır. Birinin günah dediğine, rakibi sevap adını verir. Örneğin, zalim kabile reisi zehirlendikten sonra; dinsel liderler, şerefsiz ölüyü terk eder; yeni şerefli kabile liderinden ayrıcalık edinmeye çalışırlar. Bu arada ayrıcalık edinemeyenler ile edinenler arasında sert tartışmalar olur. Bu tartışmalar sırasında yeni kabile reisi de zehirlenir. O da şerefsiz olur. Dinsel liderler, koşularına ve tartışmalara sıfırdan başlarlar. Böylece, ömür biter, asırlar biter, Müslüman dinsel liderler arasındaki ayrıcalık edinme yarışları ve yararsız dinsel tartışmalar bitmez.
Bilgi, beceri, araç-gereç ile ürün kıtlığının olduğu her toplumda ayrıcalık ihtiyaç olur. Ortadoğu’da, ayrıcalığa ihtiyaç, özgürlüğe tepki olur. Hiçbir dinsel lider ayrıcalıklara tepki göstermez. Ortadoğu’da hiçbir toplumda ve devirde özgürlüğe ihtiyaç duyulmaz. Bu nedenle, dinsel liderler, “Kral, sultan, padişah, vezir, üretmeyen yöneticiler kimin hakkını ölçüsüzce harcıyor?” sorusunu kendilerine sormazlar. “Allah istediğine zenginlik, istemediğine acı verir” diyerek, çürük bir inanışla kendi kendilerini ve toplumlarını aldatırlar.
Günümüzde, dünyanın en müsrif liderleri Ortadoğu’dadır. Dinsel liderler, “Rezalet içinde yaşayan müsrifler bizim liderimiz olamaz!” diyemezler. Tersine, “Lider nasıl olursa olsun, ne kadar rezil yaşam sürerse sürsün; toplum ona boyun eğmelidir!” diye fetva verirler. Lider rezil yaşam sürdükçe şerefli olur. Katar Şeyhi, Kuveyt Emri, Suudi Kralı Ortadoğu’nu şerefli, imrenilen liderleridir. Her Müslüman kul ve sahip, Suudi Kralı gibi yaşamak ister. Allah sınırlı sayıda kula krallık armağan eder.
Müslüman toplumlarda yeterli bilgi, beceri ve araç gereç birikimi ile kalıcı kurallar ve güçlü kurumlar olmadığından:
1-Göçebe örf ve gelenekleri yürürlüktedir. Yönetilen ve yöneten yok, çok sayıda zayıf kullar ve az sayıda güçlü sahipler vardır. Lider Allah adına toplumunun sahibidir. Lider kimseye hesap vermez. Liderin kabilesinden olanlar ayrıcalıklıdır.
2-Toplumlarda yöntemli davranışlar ve davranışlarda bütünlük olmaz.
3-Dünyasal liderlerin peşinde koşan dinsel liderler, inançlı değil, tapıcı (Boyun eğici) olurlar. Her benzer konu için farklı dinsel yorumlar yaparlar. Örneğin, Saddam, dinsel liderlerden aldığı fetva ile Kuveyt’e girdi. Kuveyt ve Suudi Kralı dinsel liderleri ABD güçlerinin Ortadoğu’ya gelmesi için değişik fetvalar verdiler. Böylesi zıt işleyişler göçebe Müslüman toplumlarda asırlardır tekrarlanıp durur.
—Müslüman dinsel liderler doğadaki nesne, hareket ve hareket aralıkları ile ilgilenmezler. Başları doğaüstüne dönüktür. Doğa yasalarına yabancıdırlar. “Allah isterse çuvallar dolusu altınlar verebilir.” Diyerek, doğadan ve doğa yasalarından ne kadar kopuk olduklarını gösterirler. Allah altınları nasıl verebilir? Allah, zalim dünyasal lider mi işine geldiğinde keyfi davransın? Allah doğa yasalarını nasıl çiğneyebilir? Müslüman dinsel liderler böylesi sorulara yabancıdırlar. Müslüman hocalar, “Allah evreni nasıl sevk ve idare ediyor?” sorusunu kendilerine soramazlar.
Çoğunluk Müslüman dinsel liderler, bu dünyada yaşayan ölüye dönüşür, öte dünyaya çalışırlar. Ekip-biçmeyi küçümser, örneğin, bazı Müslüman toplumlardaki Vakıf arazileri ya kiraya verilir ya da boş bırakılır. Bu davranış:
►Müslüman dinsel liderleri yaşamda doğadan uzaklaştırır ve doğaüstüne yaklaştırır. Çalışmayı küçümseyince; dokuma, örme, dikme, ayakkabıcılık gibi mesleklere yabancı olurlar. Hoca çalışır mı?
►Hocayı taklit edenler çalışmamayı meziyet kabul eder. Böylece, Müslüman toplumlar asırlarca ilkel konumda kalmayı başarırılar. İlkeller çalışmadan nefret eder. Ortadoğulu kulların ve sahiplerin tek amacı çalışmadan yaşam sürmektir.
Bütün bilgilerimizin kaynağı deneydir. Çalışma, deneydir. Çalışmayan insanlar bilgi ve beceriye yabancı olurlar.
Doğada her oluşumun bir bedeli vardır. Bedel ödemeden bilgi, beceri ve denetimli nesne ve hareketlere sahip olunmaz. Sahip olanlar hırsız, soyguncu ve düzenbazdır. Müslüman dinsel ve dünyasal liderler bedel ödemeyi yaşamın birinci koşulu olarak bilmezler. Yağma ve talanı kutsarlar. Bütün ihtiyaçlar doğadan temin edilir. Çalışıp doğayı ölçülü sömüremeyenler hemcinsine muhtaç olur.
A-Çalışıp üretmeyenler asalak tüketici olurlar.
B-Yoksul, bilgisiz, her türlü beceriden yoksun yaşayanlar ölüye dönüşürler.
—Müslüman dinsel liderler sanat etkinliklerini günah kapsamına alırlar. Böylece, her bakımdan doğadan uzaklaşır ve yoksul olurlar. Yoksul, bilgisiz ve beceriksiz insanlar dilenirler.
Güçlü dünyasal lider, Müslüman dinsel liderlerden bazılarını kuş yavruları gibi besler. Müslüman toplumlarda beslenenler ile beslenmeyen dinsel liderler arasıda bitmez tükenmez gizli kavgalar ortaya çıkar. Entrika, kurnazlık, muhbirlik, liderin gözü ve kulağı olmak Müslüman dinsel liderler arasında yaygınlaşır. Örneğin, Osmanlı padişahları sınırlı sayıda dinsel lideri vezir, paşa, kadı, naip olarak atayabilirdi. Geri kalanlar, atananların ayağını kaydırmak için ilginç yollar denerlerdi. Hiçbir kadı, müftü, paşa altı aydan fazla görevde kalamazdı. Bu durumda kadı, müftü ve paşa kısa sürede küplerini doldurmaya çalışırlardı.
Paşalar, kadılar, müftüler neden altı aydan fazla görevde kalamıyorlardı?
İstanbul’da görev bekleyen entrikacılar, görevdeki kadı, naip ve paşaların kuyularını kazıyorlardı.
1-Padişah, çevrilen gizli dolapları öğreniyordu; entrikacıları İstanbul dışında göreve gönderiyordu.
2-Padişah, çevrilen dolaplara gözünü, kulağını tıkadığında; İstanbul’da, Yeniçeri ayaklanması başlıyordu.
Sonuçta: Padişahın kendi selameti için paşalar, kadılar, müftüler altı aydan fazla gittikleri yerde kalamıyorlardı. Kadı, müftü, paşaların geride kalıcı eser bırakma gibi sorunları olmuyordu.
Benzer işleyiş günümüzdeki Müslüman toplumlarda gözükür.
Müslüman dinsel liderler, tarih boyunca hiçbir toplumda yasaları ve kurumları savunmadılar; aksine, hep lider peşinde koştular. Bu davranış onları sürekli kuyruk yaptı. Kuyruklardan toplumlara ne gibi yarar gelebilir? Bu geleneği, günümüz Müslüman toplumların sözüm ona laikleri bile sürdürür. Müslüman toplumların laikleri kocaman liderler peşinde koşar, yasaları ayaklar altına alır, kurumları batırır ve darbecilere destek verirler.
Hıristiyanlıkta, tarih bilimi oldukça önemlidir. Kilise yöneticileri çevrelerindeki olaylardan önemli gördüklerini yazıp gelecek nesillere aktarırlar. Ayrıca, etkili dinsel ve dünyasal liderlerin yaşamlarını yazmak Hıristiyan düşünürler arasında yaygın hale gelir. Hıristiyan babaların Konsüllerde bir araya geldiğini yazdık. Konsül tarihleri, Konsüllerdeki konuşmaların kayıt edilmesi, bazı yapıların ortaya çıkışı Hıristiyan dinsel liderler tarafından yazılır.
Gelecek nesillere aktarılan bilgiler, geçmişin karanlığını kısmen aydınlatır.
Müslüman toplumlarda yazı yerine kolay olan konuşma tercih edilir. Büyük, küçük, enli, boylu, bütün Müslüman dinsel ve dünyasal liderler; hocalar, şeyhler, dervişler, evliyalar saatlerce konuşur; ama, tek satır yazı geleceğe miras bırakmazlar. Dinsel liderlerin bol konuşmaları sayesinde Müslümanlar iki nesil önceki atalarını bilemezler. Örneğin, Osmanlı’da, 1860’lı yıllara kadarki Kadı-Hoca )Veya Kadı-Naip) yönetimi hakkında kırıntı halinde bile bilgiler yoktur.
—Çoğunluk kadı, hoca ve paşalar yazmayı bilmezlerdi.
—Kadı, hoca ve paşalar kısa süre görevde kalıp küplerini dolduruyorlardı. Küplerini nasıl doldurduklarını mı yazacaklardı?
—Değişik bölgelerdeki gerçek egemen zorbalar, yazı ve belgeye ihtiyaç duymazlardı. Emirlerindeki dinsel liderler, zorbaların günahlarını silip kurutmakla görevliydiler.
Bu koşullarda hangi nesne, hareket veya hareket aralığının evrensel tarihi olabilir?
Günümüz Müslüman toplumlarında dinsel liderler etkili konuşmalarına devam ediyorlar. Konuşmalar sayesinde toplumlarda geveze insanlar çoğalıyor.
Hıristiyan dinsel liderler insanları etkilemek, yönetimlerini kalıcı kılmak için Kiliselerde etkili bütün araç gereçleri kullanırlar. Örneğin, değişik müzik aletleri Kiliselerde geliştirilir. Ayrıca, dinsel resim ve heykellerle Hıristiyan inanışı okuma-yazma bilmeyenlere kısmen öğretilir. Etkili müzik dinleyen, görkemli resimleri ve heykelleri izleyen sıradan insanlar Hıristiyanlığa daha sıkı sarılıyordu.
Müslüman dünyasında, dinsel liderler, “Müzik meyhanelerde söylenir!” derler. Sonra, “Putlara tapanlar kâfirdir!” diye devam ederler.
Böylece, belleklerin gelişmesine katkıda bulunan üç tanrıça; müzik, resim ve heykel Müslümanlara yabancı olur.
Sadece, bazı Müslüman tarikatlarda müzik ile ilgilenen dinsel kişiler olur. Müslüman tarikatlarda sınırlı sayıda ve çeşitte müzik aleti tanınır. Osmanlı’da beste yapma, 18.Yüzyıl sonlarında ve 19.Yüzyıl başlarından öğrenilir.
Hıristiyanlıkta, başta İsa’nın doğum ya da ölüm yıldönümü olmak üzere azizlerin yıldönümlerini kutlamak kutsal eylemdi. Bu kutsal eylemi kusursuz gerçekleştirmek için takvime ihtiyaç olur. Ortodoks, Gregoryen, Katolik bütün Hıristiyanlar kusursuz takvim yapmaya çalışırlar.
1-Dünya’nın Güneş çevresindeki dönüşünü esas alıp takvim yaparlar; kesirli günler ortaya çıkar. Yıllarda kayma olur.
2-Ay’ın Dünya çevresindeki dönüşünü esas alırlar; sapma miktarı fazlalaşır.
Hıristiyan dahiler, kusursuz takvim yapmak için asırlarca teorik ve deneysel çalışma yaparlar. Bu çalışmalar sonucu insanlığın bilgisi artış gösterir. Günümüzdeki kayma miktarı sıfır olan takvime ulaşmak kolay olmaz.
Müslüman dünyasındaki dinsel liderler, Müslümanlık öncesi basit takvimi değiştirmeden asırlarca kullanırlar. Ay’ın Dünya çevresinde 12 defa dönmesini bir yıl kabul ederler.
Bu takvim Arap çöllerinde yaşayanlar için yeterlidir. Çünkü: Çöllerde mevsimler o kadar önemli değildir. Anadolu, Mısır ve Mezopotamya gibi bölgelerde basit takvimin yeterli kabul edilmesi belleklerin gelişmesine, tarımın gelişmesine engel olur.
Evrende nesne, hareket ve hareket aralıkları vardır. Müslüman âlimler nesne ve hareketlere yabancı oldukları kadar hareket aralıklarına da yabancı kalırlar. Asırlardır, kullandıkları ilkel takvimde mevsimlerin kaymasından rahatsız olmazlar. “Neden mevsimler kayıyor ya da ne kadar kayıyor?” sorusunu soramazlar.
Müslüman liderlerin çoğunluğu hem dünyasal, hem dinsel liderdir. Bunlara, “Şeyh” denir. Güçlü şeyhler soylarını Peygambere bağlar. Arap, Fars, Kürt, Peştun, Türk bütün şeyhler soylarını Muhammed soyuna bağlamakta birbirleri ile yarışırlar. Hiçbir dinsel lider, “Siz yalan söylüyorsunuz; Kürt, Türk, Fars, Azeri şeyhlerin soyları nasıl Muhammed soyuna bağlanabilir?” diye itirazda bulunmaz. Aksine, her dinsel lider, atalarının yaptığı gibi, soyunu ilahi urganlarla Muhammed, Ali, Osman, Ömer soyuna bağlamaya çalışır. Yani: Topluca sıradan insanları kandırmaya çalışırlar.
Aldatılan sıradan Müslüman insanlar kör, sağır, lal yaşamaya devam eder.
A-Avrupalı bazı düşünürler gelişmelerden acı çeker.
B-Çoğunluk Müslüman âlimler mutlu olur.
Siz neler hissediyorsunuz?
**
Avrupa ve Ortadoğu’da asırlardır sürdürülen ters işleyişler, ne yazık ki, günümüzde kurnazlıkla sürdürülüyor. Örneğin, çoğunluk Şeyhler, çocuklarını Avrupa ve Amerika’da eğitime gönderiyor; sıradan kulların çocuklarının Kuran kursları ile yetinmelerini istiyorlar. Pakistan, Afganistan, Bangladeş gibi toplumlarda Kuran kurslarından mezun olanlar; ezber olarak Kuran’dan bölümler tekrar ediyor, silah kullanabiliyorlar. İlkel biçimde gözleri bağlanan gençler ölüme ve öldürmeye atılıyorlar.
Ortadoğu’da; Korku egemen, Sevgi ufuklarda bile gözükmüyor. Bilgi, beceri, araç-gereç ve ürün kıtlığının olduğu toplumlarda Sevgi, Neşe, Mutluluk kalıcı olmaz ama Korku çoğunluğun kötü arkadaşı olur.
Günümüzde çoğunluk sıradan Müslümanlar:
1-Saf, bilgi yoksunu, beceriksiz, yoksul dinsel liderlerin;
2-Kurnaz, ikiyüzlü, yalancı, bencil, rezil yöntemlerle servet edinmeyi amaç ve meslek edinmiş dinsel liderlerin arkasında yürümeye devam ediyorlar.
Hem saf, hem kurnaz dinsel liderler doğadan uzak yaşıyorlar. Kulların kör, sağır ve lal kalmaları için birlikte hareket ediyorlar. Kulları bu dünyada mutlu olmaya değil, ölüme hazırlıyorlar.
Saf olan dinsel liderler, kulları yaşayan ölülere döndürüyor; kurnaz, yalancı dinsel liderler soygun yapıyorlar, evrensel ahlaksızlıkta örnek oluyorlar. Saf Müslümanlar, “Hocanın söylediğini dinle, yaptığını yapma!” diyerek, kendilerini aldatıyorlar. Söyledikleri ile yaptıkları zıt olanlara, “Yalancı” adı verilir. Yalancıların örnek olduğu toplumlar nasıl gelişebilir?
Günümüzde Pakistan, Irak, Somali, Lübnan gibi toplumlardaki militan dinsel liderler kulları ölüme gönderiyorlar.
Bilme zorunlu ihtiyaçtır. İnsanlarda bilme (Sorgulama) ateşini yakanlar gelişir, söndürenler çürür.
Bilgi çağında, Müslüman toplumlardaki iletişim hatları ve kanallarında, çalışma ve üretim ile ilgili değil, savaş ve tüketim ile ilgili bilgiler dolaşıyor. Dolaşan bilgiler çürüyen toplumları yıkıma sürüklüyor.