Tem 12 2007

Çevre Sorununun Kökenleri

Yayınlayan: admin Tarih: 12:05 pm Kategori: Yaşam

çevre sorunu Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.
Özgür yaşamak insanların biricik amacı olmalıdır. İnsanlar, hem başkasına hükmetmekten, hem de başkalarına kul-kuyruk olmaktan aynı oranda nefret etmelidir. Bu dünyada özgürlüğü benimseyenler, Etki-Tepki Yasası gereği, özgürlüğü kutsayan doğaüstü güçlere inanır.

Ne yazık ki, örf ve geleneklerin dünyasal ve dinsel kural olduğu bazı ilkel toplumlarda; özgürlük, kul-kuyruk olma ve boyun eğme olarak anlaşılır.

İnsanın; hemcinsine hükmetmesi ile baskıcı yönetimler, diğer canlılara hükmetmesi ile çevre felaketleri yaratılıyor.

İnsanın sezgisel ya da bilinçli ilk işi, diğer canlılar gibi, varlığını ve türünü sürdürmektir. Bunun için, hemcinsi dâhil, diğer canlıları yok etmekten geri durmaz. Doğa, insan dâhil, bütün canlıları değişmez, ayrıcalık tanımaz yasaları ile donatır. Böylece, bütün canlılar sezgileri ile gelişebilen araç-gereç kullanmadan varlığını sürdürmeye ve saldırgan düşmanlarını yok etmeye çalışır. Doğal eleme ile her türün güçlüleri varlığını sürdürür, zayıfları av olarak diğer güçlülere yem olur. Sadece insan, sezgilerine ek olarak bilgi-beceri birikimine ve gelişebilen araç-gereç kullanma yetisine sahiptir.

İnsan, diğer canlılardan farklı olarak, bu dünyada ve öte dünyada var olmak ister.
İnsanda bilgi ve beceri birikimi ile gelişen araç-gereç kullanımı sonucu neler oluşur?
1-İnsan, hemcinsine hükmeder; kulluk-kölelik gibi evrensel insani değerlerden yoksun toplumlar ve yönetimler ortaya çıkar. Bu toplumların zayıf ve güçsüz olmasının temelinde, “Güç haktır!” sağduyusu yatar. Bu sağduyu sonucu, “İnsanın hemcinsine hükmetmesi” kural olarak, bazı toplumlara uzun süreli olarak yerleşir. Süredurum Yasası gereği, “İnsanın hemcinsine hükmetmesi” kuralı uzun sürede alışkanlık halini alır. Doğadaki işleyiş Etki-Tepki Yasası gereği, doğaüstüne taşınır. Doğaüstü güçlerin ilkel toplum kurallarını kutsadığına inanılır. İlkel toplumlarda güce tapılır.

“İnsanın hemcinsine hükmetmesi” kuralı, insanlar ve toplumlar için yıkımdır. İlkel kuralların egemen olduğu toplumlarda, ayrıcalık, yönetim aracı olur. Başkasının ürününe el koyma kutsal eylem sayılır. Sonuçta: İnsanlar doğa ile ölçülü mücadeleyi terk eder ve birbirleri ile amansız mücadeleye girişirler. İnsanın hemcinsi ile amansız mücadelesi toplumları çürütür ve yok olmaya sürükler. Çünkü: Zorunlu ve yaşama renk katan ihtiyaçlar sadece doğadan temin edilir. Doğayı terk edenler insanlığı terk eder. İnsanın başını doğaya çevirmesi ile savaşlar azalır, doğa ile ölçülü mücadele olan çalışıp üretme hızlanır. Evrensel insanı değerlere, hoşgörü ve uzlaşmaya ihtiyaç, ayrıcalığa tepki oluşur. Bu oluşum bedava olmaz. Doğada her oluşumun bir bedeli vardır. Bedel ödeyenler insani değerlere sahip olur.

2-İnsan, diğer canlılara hükmederse neler olur?
İnsan, tanıdığı nesne ve hareketleri denetim altına alabilir. Tanınmayan nesne ve hareketler evrensel ölçülerle denetim altına alınamaz. Bu durumda, hükmedilen canlılar yok edilir ya da ölçüsüz çoğalacak ortamlar yaratılır.
İnsan toplumlarında, insanın hemcinsine hükmetmesinin acı meyvelerini biliyor ve yaşıyoruz. Ortadoğu, Afrika, İç Asya’da onlarca, yüzlerce hükmeden ve hükmedilen toplum var. Bu toplumlardaki kanlı hesaplaşmalar, kıtlıklar, salgınlar kısaca acılar saymakla bitmez.

A-İnsan, hemcinsine savaş bilgisi, becerisi ve araç-gereçleri ile hükmeder. Çalışıp üretme bilgi, beceri ve araç-gereçleri hükmetmenin koşullarını hafifletir. Bunun dışında, insan, hemcinsine hükmederse bir dirençle karşılaşır. Bu direnç hükmedeni yeni yöntemler yaratmaya ya da geri çekilmeye zorlar.

B-İnsan, diğer canlıları:
—Çalışıp üretme bilgi, beceri ve araç-gereçleri,
—Savaş bilgi, beceri ve araç-gereçleri ile yok edebilir.
İnsanın doğa ile ölçüsüz mücadelesi, diğer canlıların yaşam alanlarını daraltır.
Günümüzde, her gün yüzlerce türün yok olması, milyonlarca ağacın kesilmesi, dünyada yeşil bitki örtüsünün azalması, atmosferde ve denizlerde istenmeyen değişimlerin oluşması ile kirlenmesi insanın diğer canlılara hükmetmesinden kaynaklanıyor.
2000’li yıllarda çoğunluk Ortadoğu, Afrika, Latin Amerika, İç Asya toplumlarında, “İnsanın hemcinsine hükmetmesi” kuralları geçerlidir. Bu kuralların geçerli olduğu toplumlarda insan kutsal olabilir ama değerli olamaz. İnsanın değerli olmadığı ilkel toplumlarda, diğer canlıların ne kadar değeri olabilir?
İlkel toplumlarda çevre bilinci olamaz. Zaten, bu toplumlar çevreyi aşırı derecede tahrip edecek hem çalışıp üretme bilgi, beceri ve araç-gereçlerinden, hem de savaş bilgi, beceri ve araç-gereçlerinden yoksundurlar.

O halde, çevre sorununun kökeninde gelişmiş, gelişmekte olan bazı ülkeler ve uluslar arası firmalar vardır.

1-Gelişmiş ülkeler ve uluslar arası dev savaş araç-gereci üreten firmalar Irak, Lübnan, Somali, Afganistan, Sudan gibi toplumlarda yaptıkları yıkımlarla çevreyi tahrip ediyorlar. Örneğin, son dört yılda Irak’a atılan bombaları, meydana gelen patlamaları ve denetimsiz yakılan ham petrol miktarını kimler hesap edebilir? Bu etkinliklerin çevreye verdiği zararlar nasıl hesaplanır?

2-Gelişmiş ülkeler ve uluslar arası dev kuruluşlar, gerekli önemleri almadan, aşırı kazanç hırsı ile çalışıp üretme etkinlikleri sonucu çevreyi tahrip ediyorlar:
—Başta insan olmak üzere diğer canlılar için zararlı artıkları geri toplumlara gönderiyorlar. Gönderilen artıklar büyük ölçekte çevreyi tahrip ediyor.
—Başta Afrika, Amazon, Malezya ormanları olmak üzere yeşil bitki örtüsünü acımasızca yok ediyorlar.
—Büyük ölçekli üretim tesislerinde yaydıkları artıklarla çevreye zarar veriyorlar.
—Denizlerde aşırı avlanma ve bırakılan artıklar, bazı balık türlerinin yok olmasına neden oluyor ve doğal denge bozuluyor.
—Yeni gelişmekte olan bazı ülkelerin her koşulda üretim yapma istekleri, başta kendi çevreleri olmak üzere tüm dünyaya zarar veriyor.
—Uluslar arası kurumlar, geri toplumlarda, kazanç getirmeyen etkinliklerini gerekli önlemleri almadan terk ediyorlar. Terk edilen sahalar kirlilik kaynağı oluyor. Örneğin, bazı ham petrol sondaj kuyuları sızıntılarla çevredeki canlıları yok ediyor.
—Radyo-aktif ve elektromanyetik kirlilikler bütün dünyayı tehdit ediyor.
—Gelişmiş ülkelerde üretilen ve zararları tespit edilen ürünler, gizlice geri toplumlarda pazarlanıyor. Bu ürünler insanlara ve diğer canlılara zarar veriyor.
—Bellekleri tahrip eden ses, görüntü ve yalan haberler bütün insanlığı tehdit ediyor
* Görüldüğü gibi, “Hükmetme” sadece insanları değil, diğer canlıları yıkıma sürüklüyor. İnsan, hükmetme ile hemcinsinin:
I-Bellek dünyasını,
II-Dış dünyasını tahrip ediyor.
Bellek dünyası tahrip olanlar, kendileri dahil dış dünyalarını evrensel ölçülerle koruyamazlar. Örneğin, Ortadoğulu şeyhler, bırakınız çevrelerini, toplumlarını yıkımlardan nasıl koruyabilirler? Günümüzde, gelişmiş ülkeler ile uluslar arası firma yöneticileri:
A-Geri ülke yöneticileri,
B-Doğal ortam üzerinde gizli ve açık baskı (Tahakküm) kuruyorlar. Bu baskılar sonucu geri toplumlarda yaşayan insanlar evrensel insani değerlerden yoksun oluyor, diğer canlılar acımasızca yok ediliyor.

Yorumunuzu Yollayın