Şub 23 2008
Çürüme ve Yenileme
->
Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.
Her nesne olduğu gibi varlığını sürdürmek ister. Dış etkiler varlıkların gelişmesine ya da dağılmasına neden olur. Dağılma ya da gelişme, rasgele değil, Evrim Yasası gereği ortaya çıkar. Dağılmaya yüz tutan nesneyi iyileştirmeye çalışmak oldukça tehlikelidir; nesne, iyileştirme esnasında dağılabilir. Bu nedenle, her iyileştirme hareketi, çürümeye yüz tutan nesneye yararlı olamaz. Nesne tanınmadan yenileme yapılamaz. Örneğin, çürüyen bir demir boru, çürüme miktarı ölçülmeden kumlanıp boyanamaz. Bu durumda, paslı boru kumlama ile darmadağın olabilir.
Bilgili bir insan:
A1-Borudaki pas (Çürüme) miktarını ölçer.
A2-Ölçülen pas miktarına göre temizleme türünü seçer.
A3-Temizlik yapıldıktan sonra boru boyanır.
Veya:
B1-Paslı boru tümden işlem dışı bırakılır, yerine yenisi kullanılır.
Böylece, boruda yenileştirme işlemi tamamlanır; istenmeyen patlama, çatlama, kırılma önlenir.
Toplumlarda yenilik için kapsamlı ölçüler yapmak gerekir. Yapılan ölçülere göre yeniliklerin türü belirlenir. Yeteri kadar tartışıldıktan sonra; yenilikler, uygulamaya konur. Örneğin, günümüzde, Batılı ülkelerden olduğu gibi alınan bir yenileşme eylemi Suudi Arabistan’da kabile savaşlarına neden olabilir. Bu durumda, hakiki Suudiler, “Gördünüz mü; yenileşme, bizim gibi kutsal toplumlara uygun değildir!” diye bağırırlar.
Osmanlı’da, yenileşme hareketleri ile birlikte dağılmalar hızlanır. Bu nedenle, Osmanlı toplumunu yüzeysel inceleyenler, “Batılıların verdiği reçetelerle Osmanlı dağıldı!” diye bağırırlar.
Günümüzde, Batılıların, Asya, Ortadoğu ve Afrika toplumlarına sundukları acı reçeteler ret ediliyor ya da kargaşalara neden oluyor. Bu durumda, geri toplumların alimleri ile yöneticileri kendi ilkelliklerini sorgulayacaklarına Batılı ülkeleri suçlayarak piri pak oluyorlar.
Benzer suçlamalar kendi toplumumuzda gözleniyor.
Üretmeyen bürokratlar, savaş kışkırtıcıları, tahrikçiler, silah ve uyuşturucu satıcıları, maşalar kısaca ayrıcalıkla beslenenler Batılı değerlere savaş açıyor. Acı gerçekleri yazanlar, söyleyenler, “Hain” ilan ediliyor.
Süre içinde tekrarlanan davranışlar alışkanlık halini alır.
A-Göreceli olarak gelişme göstermeyen alışkanlıklar toplumları çürütür. Çürüyen toplumlarda yıkıcı etkinlikler artar. Bilgi, beceri, araç-gereç birikimi ile çalışıp üretme artmaz. Böylesi toplumlarda, yenilikler, iç savaşlara ortam hazırlar.
B-Gelişmelere açık toplumlarda, yenilikler, toplumların ilerlemesine, gelişmesine aracılık eder. Toplumda sorgulama yaygınlaşır, bilgi, beceri, araç-gereç birikimi ile çalışıp üretme artar. Sürekli her alanda yeniliklere ihtiyaç duyulur.
Bürokrasi, ulus-devletler döneminde ortaya çıkan kocaman tüketici devdir. Yenilikler yapılmadıkça bürokrasi toplumun başına kocaman dert olur.
Türkiye’de bürokrasi kocaman sorundur.
1-Türkiye’de, bürokratlar kafa sallayıp maaş aldıkça onlara kimse dokunamaz. Her iktidar döneminde sayıları artar ve ortaya çıkardıkları ürün azalır.
2-Üst düzey bürokratlar siyasi iktidarlarla işbaşına gelir, çoğunlukla yıkımlarını yapar ve etkin olmayan görevlerde maaşlarını almaya devam ederler. Örneğin, şu anda kaç tane merkez valisi var; biliyor musunuz?
Türkiye’de, bürokrasiyi temelden sarsacak siyasi iktidarlar işbaşına gelebilir mi? Diğer bir ifadeyle, bürokraside yenileştirme yapılabilir mi?
A-Türkiye’de evrensel ölçüleri yapmadan ve gerekli önlemleri almadan bürokrasiye dokunan hükümetler tepetaklak alaşağı edilirler.
B-Türkiye’de bürokraside yenilik yapacak hükümetler, bürokrasinin dağılması sorunu ile karşılaşırlar. Çürüyen varlıklarda yenilik yapmak yıkımlara neden olur.
Ne yapılması gerekir?
1-Hükümet üst düzey bürokratlar ithal edip, siyasi etkilerin dışında, resmi kurumları bilimsel yol ve yöntem ile düzene sokmaya çalışmalıdır.
2-“Hükümet benim işime son veremez!” işleyişi değiştirilmelidir. Görevini yapmayan veya yapamayan memur sürgün edilmemeli; görevine son verilmelidir.
Türkiye’de memur olan birini, vergi ödeyenler, yaşamı boyunca beslemek zorunda kalıyor. Bu kadar adaletsiz işleyiş olur mu? Doğada her oluşumun bir bedeli vardır. Çalışıp üretmeyene düzenli maaş ödemek, evrensel insan hakları ihlalidir.
Türkiye’deki ekonomik bunalımlarda ve kargaşalarda bürokrasinin giderleri önemli etkendir.
Üretken firmaların çalışanları arttıkça kocamanlaşır ve güçlenirler. Resmi kurumlarda görev yapanların sayısı arttıkça; Türkiye, bunalımlardan bunalımlara sürüklenir.
**
Bazı işlemleri yaptırmak üzere Mersin, Tarsus ve Adana TEDAŞ’A gittim. Gördüğüm genel manzara şudur: Ortalama bir kişi çalışıyor, iki kişi bilgisayarda arkadaşı ile sohbet ediyor. İşlere yetişemeyen çalışanlar, vatandaşlara, “Bekleyin, yarın gelin, sonra gelin” diyorlar. İş yapmayanlar olaylardan zerre kadar rahatsızlık duymuyorlar.
Mersin’de, “Şef” olduğunu söyleyen ve arkadaşı ile bir saat sohbet eden bir bayan, “Beyefendi bizleri sıkıştırmayın! Görüyorsunuz arkadaş yetişemiyor!” diye uyarı yapıyor ama önündeki bilgisayarda vatandaşın bir sorununu da kendisi halletmeyi düşünmüyor. Niçin? Vergi verenler elini işe sürmeyen bu bayanı beslemek zorundadır. Yıllardır resmi kurumlarda böylesi ilkel davranışlar alışkanlık haline gelmiştir. Vergi ödeyen vatandaşlar, çürüyen resmi kurumların ağır yükünü omuzlarında taşımak zorundadırlar.
Yorumunuzu Yollayın
Yorum göndermek için birlogged in olmanız gerekmektedir.