Haz 23 2007
Geçmişi Aralamak
->
Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.
Toprak Ananın gözyaşları olan akarsular hayatın kaynaklarıdır.
18. Yüzyıl dâhilerinin bilme ateşi belleklerini yakar; çevrelerinde gördükleri bütün nesne ve hareketlerin kökenini, kâşiflerini araştırırlar.
1- O yıllarda oluşumları doğa yasaları ışığında açıklamaya çalışan dâhiler vardı. Ancak, doğa yasaları kısmen biliniyordu. Bu nedenle, evrensel ölçüleri her alanda kullanamıyorlardı. İhtiyaç gereği basit ölçüleri kullanmak zorunda kalırlardı. Basit ölçüler yanılmalara neden olur.
2-Asırlardır belleklere baskı yapan dinsel kavramlar, 18. Yüzyıl dâhilerinin yanılmalarına neden olur. Bazı dinsel kavramlara göre, bütün varlıklar Yaratılıştan bu yana varlıklarını değişmeden sürdürürler. Bunun dışında, doğa kolaylıktan yanadır. Dinsel kavramlarla oluşumları açıklamak kolay, evrensel ölçüleri yapmak zordur.
Dâhilerin belleklerini yakan başlıca sorular şunlardı:
—Diller nasıl ortaya çıktı?
—Dil olmadan düşünme mümkün değildir. O halde madenlerin keşfi, tarımdaki gelişmeler, ilk araç-gereçlerin keşfi nasıl yapıldı?
+Dâhilerin sorgulamaları, araştırmaları değişik düşünceleri yaratır.
+Evrim Yasası gereği, dahiler arasındaki etkili tartışmalar, eleştiriler hücre hücre oluşumları kısmen gün ışığına kavuşturur.
Bizler, insanlık tarihindeki keşifleri, gelişmeleri 18. Yüzyıl dâhilerinden daha iyi biliyoruz. Benzer biçimde, gelecek nesiller, bizlerden daha fazla evrensel bilgiye sahip olacak ve gelişmeleri daha iyi bileceklerdir. Bilme zorunlu ihtiyacı bilgi ile karşılanır.
Atalarımız, çoğunlukla, taklitçi kuştular. Çünkü: Belleklerindeki çoğunluk bilgiler ezberdi. Ezber bilgiler, “Lideri izle ve taklit et” davranışını yaratır.
Doğada hiçbir oluşum mutlak yararlı ya da zararlı değildir. Etki-Tepki Yasası gereği, her oluşumun zararlı ve yararlı tarafı olur. Görecelilik Yasası gereği, yarar ve zarar görecelidir. Niçin? Evrende bir başlangıç noktası yoktur. Ölçü, seçilen başlangıç noktasına göre yapılır. Bu nedenle, bütün ölçümler görecelidir. “Yarar ve zarar” doğanın işleyişinin dışında düşünülemez.
—Ezber bilgiler, liderin arkasında sürü davranışını yaratır.
—Ezber bilgilerle birey ortaya çıkmaz; çıkanlar, “Sapkın” sayılır.
—Ezber bilgiler kuşkuya neden olmaz. Kuşku, bilimlerin anasıdır.
+Ezberin yararlı tarafı, doğayı taklit etmektir. Çünkü: Doğa yalan söylemez.
Yaratıcılığın anası ihtiyaçtır.
1-İnsanların zorunlu ihtiyaçları vardır. Bilme, nefes alma, sıvı, gıda, örtünme, barınma, türünü sürdürme, uyku, bedenin atıklardan arınması zorunludur.
2-Yaşama renk, süs, desen katan ihtiyaçlar vardır.
Zorunlu ihtiyaçların baskısı altında ezilen insanlar ne yapar?
+Kuşlar taneli yiyeceklerle beslenir.
+Kuşlar yuva yapar, bazı hayvanlar inlerde barınır.
+Kunduzlar setler yapar.
+Koyun, inek, keçi, eşek, at zehirli olanları ayıklayarak otlarla beslenir.
+Kuşlar ve bazı hayvanlar olgun ve tatlı meyvelerden hoşlanır.
Atalarımız kuşları, hayvanları, doğa olaylarını taklit ederler. Böylece, bazı ürünleri tanır ve kısmen denetim altına alırlar. Örneğin, yanardağlardan lavlar akar.
S: Yanardağlar, madenleri eritmede ilham kaynağı olabilir mi?
Ezber bilgilerin zararlı tarafı, keşifler dâhil oluşumları bütün kabul etmesidir. Bu kabule göre, her oluşum aniden ortaya çıkar. Örneğin, doğum olayının aniden oluştuğu kabul edilir.
S: Doğum aniden mi ortaya çıkar?
İnsanlık tarihinde aniden ortaya çıkan, nedenleri bilinmeyen keşifler, kâşif ile birlikte toprağa gömülür. Kalıcı, nedenleri bilinen keşifler, Evrim Yasası gereği, süre içinde hücre hücre gelişir. Örneğin, matbaanın kâşifi kimdir?
I-Türkiye’deki resmi öğretilere göre, Gutenberg adında bir dahidir.
II-Bazı Batılılara göre, Gutenberg, matbaanın keşfinde etkili biridir. Bazılarına göre, Gutenberg kopyacıdır; daha önceden keşfedilen onlarca değişik matbaalardan birini kendine mal eder.
Gerçekten, 1400 ile 1450 yılları arasında onlarca değişik matbaa, farklı şehirlerde yaratıcı dahiler tarafından hizmete sokulur. Matbaa, diğer keşifler gibi, uzun bir süreçte dâhilerin katkıları ile ortaya çıkar. Matbaanın keşfinde onlarca, yüzlerce dâhinin emeği vardır. Gutenberg, matbaanın gelişmesine ve kullanılmasına katkıda bulunan dahidir. O yıllarda, Gutenberg gibi, onlarca dahi değişik matbaalar üzerinde çalışıyordu.
Buğday, arpa, yulaf, mısır, değişik sebze ve meyveler yerleşik toplumlar tarafından keşfedilir ve geliştirilir. Keşifler için bilgi ve beceri dışında uygun doğal ortamların oluşması zorunludur. İki örnek verelim:
1-İç Asya’da keşifler olamazdı. Neden? İnsanlar yılın her mevsiminde zorunlu ihtiyaçlarını temin etmek zorundadırlar. Soğuk ve bozkırda göçebe yaşamak gerekir. Göçebelerde bilgi ve beceri birikimi oluşmaz.
2-Afrika veya Amazon ormanlarında keşifler olamazdı. Neden? Çevrede yeteri kadar av hayvanı ve bitki örtüsü vardı. Barınmak için kuşların yuvasına benzer barınaklar yeterli olur. Bu koşullarda keşiflere neden ihtiyaç olsun?
**
Bizler, varlıklarını sürdürebilen derileri kalın atalarımızın yaşadıkları zor koşulları tahmin bile edemeyiz. Zor koşullar ve zorunlu ihtiyaçların şiddetli baskısı insanları vahşi yaşama yaklaştırır. Örneğin, nehir kenarlarında toprağa yerleşen bazı atalarımız, vahşi göçebeler tarafından defalarca yok edilir. Binlerce, on binlerce defa keşifler değişik ortamlarda yeniden yapılır.
1-Bizler çoğunlukla geçici keşifleri bilemiyor, kalıcı olan keşiflerin dâhilerini ve ortaya çıkış bölgelerini araştırıyoruz. Yeni ortaya çıkarılan bazı kalıntılar asırlarca unutulmuş olabilir.
2-Geçici keşiflerin kalıcı olanlara etkisinden evrensel ölçülerle haberimiz yoktur.
3-Doğada dış etkilerle orantılı neden-sonuç ilişkisi içinde oluşumlar ortaya çıkar. Her oluşum, çoğunlukla kendini ortaya çıkaran nedenleri yok eder. Bu durumda, dahiler, neden-sonuç ilişkilerinde yanılırlar.
Bir örnek verelim:
+Tarihte köklü bir Çin medeniyeti olduğu bilinir.
+Günümüzde değişik alanlarda üretim yapabilen Çinliler vardır.
100 yıl önce Çinliler çoğunlukla uyuşuk kocaman toplumu meydana getiriyorlardı. Günümüz Çinlilerinin yaratıcı, çalışkan ve üretici olmalarında dış etki zorunludur.
S1: Günümüz üretici Çinlilerine Çin medeniyeti mi, Batı medeniyeti mi dış etki görevi yapmıştır?
S2: 3000 yılda Çin’deki gelişmelerin düz bir çizgi halinde olduğu iddia edilebilir mi?
***
Atalarımız belleklerindeki sınırlı kavramlarla orantılı geriye yazı, resim, heykel ve değişik işaretler bırakırlar. Günümüz ilkokul birinci, ikinci, üçüncü sınıfı öğrencileri kadar resim, heykel yapma becerisine sahiptiler. Günümüz dâhileri, o yazıları, resimleri, heykelleri, işaretleri yorumlayarak geçmişin karanlığını aydınlatmaya çalışıyorlar.
A-Dahiler, Süredurum Yasası gereği, günümüzü kısmen geçmişe taşıyorlar; yanılıyorlar.
B-Atalarımız bizler gibi yöntemli hareket edemiyorlardı. Çünkü: Onların belleklerinde evrensel kavramlar yoktu, doğa ile doğaüstü kavramları iç içeydi. Atalarımıza göre, doğaüstü güçleri sürekli doğal olaylara müdahale ediyordu. Araştırmacı dahiler laik ve doğaya yakın olmak zorundadırlar. Bu durum yanılmalara neden olur.
C-Günümüzde dahiler geçmişe ışık tutmak için zorunluluk gereği çoğunlukla basit ölçülerle yetiniyorlar. Bu koşullarda yorumlar ortaya çıkıyor. Yorum, düşünürün, araştırmacının oluşumlara bakışıdır. Hâlbuki, atalarımız, değişik doğal ortamlarda yaşıyorlar; doğa ve hemcinsleri ile amansız mücadele ediyorlardı.
D-Şiddetli doğa olayları; deprem, sel, fırtına, yanardağlar atalarımızın kısmi gelişmesini yok ediyordu. Sonraki nesiller atalarının yaptığı gelişmelere yabancı oluyorlardı. Yenilikleri yıllar, on yıllar, asırlar sonra yeniden yapabiliyorlardı. Bu kısır döngülerin sayısı ve süresi her yerleşim bölgesinde değişiyordu.
E-Her insan toplumu diğerinden kopuktu. Çünkü: Belleklerdeki bilgiler birbirileriyle ilişkili değildi. Kapalı toplumlar diğer toplumlardaki gelişmelerden çoğunlukla habersiz olur.