Tem 07 2007
İlginç Hırsızlıklar
->
Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.
Ah, ne belalı, ne hırsız insanlar!
İş için gerekli bazı tüketim malzemeleri olan değişik cıvata, somun, dübel, saplama satın almak için bir dükkâna girdim. Dükkân, Diyarbakır’ın merkezi bir yerinde bulunuyor. Dükkâna girince, ilk gözüme çarpan bazı kıymetli iş aletlerinin zincirlerle bağlanmış olmasıydı. Güçlü deliciler, kırıcılar, kesiciler, kaynak makineleri, değişik motorlu el aletleri… Zincirlerle ya sabit noktalara, yâda birbirlerine bağlı.
Bilme, zorunlu ihtiyaçtır. Her toplumda bilme ihtiyacı farklı olur. Bilme ihtiyacı, belleklerdeki kavramlarla orantılıdır. İlkel toplumlara etki eden her dış etki bilme ateşini yakar; ama, kısa sürede ve basit yanıtlarla denge noktasına ulaşır. Şiddetli tepki gösterilir, reddedilir; yâda ihtiyaç gereği, dış etki benimsenir.
Siparişlerimi verdikten sonra, dükkâncıya, “Kıymetli malzemeleri zincirle bağlamanız, uğur, bereket, bol müşteri için midir?” diye sordum.
Dükkâncı üzüntü ve kızgınlıkla: “Hırsızlarla baş edemiyoruz. Kapılar kırılıyor, duvarlar deliniyor, çatılardan giriliyor… Ne tür önlem alırsak alalım; kısa süre sonra, hırsızlar, yeni bir yöntem yaratıyorlar. Belki inanmayacaksınız; ama, ara sıra bir veya iki dakikalığına dükkânı boş bırakmak zorunda kalıyorum. Örneğin, arabaya mal yüklemem, yâda komşuya uğram gerekiyor. Geçenlerde, bir müşteriye mal teslimi yaparken kaynak makinesinin çalındığını fark ettim. Nasıl çaldılar, nereye yerleştirdiler, o kadar kısa sürede nasıl gözden kayboldular anlayamadım.
Geçmiş bir hırsızlığa üzülmek, yeni hırsızlıklara meydanı bırakmak olur. Yapılan hırsızlıklardan ders almak, yenilerine engel olabilir. Hırsızlıklara öfkelenen; bağıran, çağıran, sızlanan insan, yapılan hırsızlıklara ek olarak kendi kendine eziyet eder. Ders alan ise hırsızdan geriye bir hareketi geri kazanmış olur. Görüyorsunuz; ufak tefek malzemeleri dükkânın arka tarafına, büyükleri bağlı olarak ön tarafa yerleştirdim. Acı; ama, hırsızlarla iç içe yaşamaya alışıyoruz.
Yeni bir hırsızlık türü ortaya çıkmadan, merak; çıktığı zaman yeni bir ders ve teselli ile kendimizi avutuyoruz. Yaşamak azap haline geldikten sonra, ölmemek aptallıktır. Ölmemek, yaşamın dertlerini azaltmak için çabalıyoruz. Başka yerlerde, satıcılar, değişik pazarlama, ucuz ve kaliteli yeni ürün temini çabasında; bizler, değişik hırsızlıklara çözüm bulma gayreti içindeyiz…
Evlerdeki hırsızlık olayları ise envai çeşittir. Adam hırsızın arkasından evine girer. ‘Hırsızın eve girdiğini gördüm. Yatakların altına, dolaplara, masa altına baktım; kimse yok. Az önce içeri giren hırsızın nereye saklandığını, nereden dışarıya çıktığını anlayamadım gitti!’ Gelip olayı gülerek anlattı; “Hayal görmüşsün!” dedik. Hırsız bulunamadı; gitti. Ama nasıl gitti?”
Türkiye, son yıllarda öyle bir ülke oldu ki, sadakatsizlik, zor kullanma, ihanet, hırsızlık, ölçüsüzlük hürmet ve itibar görür oldu.
Dükkâncı bir sürü hırsızlık türlerini üzülerek anlattı. Dükkânda işimi bitirdim ve çıktım. Sonra düşünmeye başladım. Bu yetenekli hırsızların layık olduğu yer, maharetlerini özgürce sergileyecekleri yerdir. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, yıllardır:
a-Yasa yapanlar, yürütenler, adaleti sağlayanlar ve denetleyiciler görevlerine ihanet ediyorlar. Yapılan ihanetler açık seçik görülüyor.
b-Belediyeler hırsızlık, yağma, talan söylencelerine kaynaklık ediyor.
c-Kamu kurum ve kuruluşları soyuluyor ve yağmalanıyor.
Kısaca: Yasalar ayaklar altında, her kesim ayrıcalık peşinde koşuyor.
Böylesi bir toplumda, hırsızlar neden yeni yol ve yöntem geliştirmesinler?
Erdemden yoksun yöneticilerin asıl kötülüğü görevini yapmaması yâda hırsızlık yapması değil; bunlardan bin kat daha tehlikelisi, sıradan insanlara örnek olmasıdır. Sıradan insanların doğal davranışı taklit ve lideri izlemektir.
Erdemden yoksun yöneticilerin asıl görevleri yasa ve ölçü ile görevlerini yapmak değil, işledikleri suçların açığa çıkmasına engel olmaktır. Yâda suçlarına yasal kılıf uydurmaktır. Yasa boşluklarını aramaktır.
Doğa, Evrim Yasası gereği, tesir ve etkisini dış etkilerle orantılı olarak yavaş yavaş gösterir. Hangi tesir ve etkileri? Doğada, zararlı, yararlı, iyi, kötü tesir ve etkiler yoktur. Görecelilik Yasası gereği, insanlar için iyi, kötü, yararlı, zararlı sonuçlar vardır.
İrade, bir nesneyi elde etme (etmeme) veya bir hareketi yapma (yapmama) istemidir. İrade, erdemin, direnmenin ölçüsüdür. Direnmek için, mutlaka bir amaç olması gerekir.
Bellek, bahçe; her kavram bir bahçıvandır. Bahçeyi doldurduğunuz bitkiler amacınızı belirleyecektir. Bu bahçeyi zararlı otlarla, yararlı bitkilerle, güllerle, dikenlerle, süt veren hayvanlarla, yırtıcılarla doldurabilirsiniz
1-Boş belleklerle dolaşmayın.
2-Evresel ölçüyü elden bırakmayın.
Siz ne ile dolduruyorsunuz?
Zor bir soru?
1-Zorunlu ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan hırsızlar, dilenciler, soyguncular vardır.
2-Bir de yaşamına süs katan ihtiyaçları karşılamak için edinilmiş kötü davranışlar vardır.
Şüphesiz, suç işlenmesin! Ama, suçlar işleniyor.
Kamu çıkarı açısından, hangi suçlar önemlidir?
a-(1) şıkındaki suçlar gizli kalsın mı?
b-(2) şıkındaki suçlar için sürekli uyarılar yapılsın mı?
Batıda, asırlardır, suçların ağırlığının gerçek ölçüsü, topluma olan zararlarının büyüklüğü ve ağırlığı oranındadır.
Doğa yasaları asla değişmez ve eğilip bükülmez.
Yasa ve ölçü tanımaz Ortadoğulu liderler, eğilip bükülmez doğa yasalarının kopyası olması gereken insani yasaları eğip bükerek, kırıp parçalayarak toplumlarını yönetmeye çalışırlar. O zaman da ayrıcalık yasanın yerine oturuyor. Ayrıcalık edinenler, lüks; hakları satılanlar ise sefalet ve rezalet içinde yaşarlar.