Tem 26 2008

Taciz, Tecavüz ve Din İstismarı

Yayınlayan: admin Kategori: Yaşam

Bir insanın en kolay suistimal edilip sömürülen duygusu din duygusudur. O insanın “kutsal”ını ele geçirdiğiniz andan itibaren, sizin için yapmayacağı hiçbir şey yoktur.

Bazı insanlar ise, içlerindeki bu çarpıtılmış din duygusuyla başta kendilerini, sonra da çevrelerini kandırırlar. Örneğin bir tarikat şeyhi, bıldırcın gibi gencecik hatunları koynuna alırken, saçını örtmediği için yolda giden bir kadını dine karşı laubali, ve ehli dünya olarak görür. Ama dedik ya, kendisi mübarek hatunları almıştır koynuna.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Tem 26 2008

Rüya Tabirleri

Yayınlayan: admin Kategori: Yaşam

Rüya tabirleri ve düş yorumları
Rüya tabiri nasıl yapılır, hiç düşündünüz mü?

Hayatımızın üçte birini uykuda geçiyor ve uyku aleminde zihnimiz REM dönemindeyken, en canlı rüyaları görüyoruz. Gördüğümüz düşler, kendi iç dünyamızın, bilinçaltımızın ve duygularımızın yansımalarından ibaret oluyor çoğu kez.

Rüya tabiri, rüya yorumu, düş yorumu… Adı ne olursa olsun, rüyalarımızda yansıttığımız simgeleri çözümleme çabasıdır. Örneğin psikolog Freud tarafından temelleri ortaya atılan psikanaliz açısından, düşler, bizler hakkında, kendimizin bile farkında olmadığı sayısız ipuçları verirler. Bu, özellikle sorunlu olan çocukların veya zihinsel engellilerin iyileştirilmesi açısından çok önemli bir yöntemdir.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Tem 26 2008

Elektrik Enerjisi ve Sorunlar

Yayınlayan: admin Kategori: Bilim

Elektrik Enerjisi SorunlarıYazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Dış etkilerle nesneler yer değiştirir, hareket meydana gelir ve dış etkilerle orantılı hareket enerjisi açığa çıkar. Havanın hareketi ile rüzgâr, fotonların hareketi ile ışık, elektronların hareketi ile elektrik enerjisi oluşur. Enerjinin Sakınım Yasası gereği, kapalı bir sisteme giren enerji çıkana eşit olur ama uygun koşullarda bir enerji türü başka enerji türüne dönüşebilir. Örneğin, uygun koşullarda rüzgâr enerjisi elektrik enerjisine dönüşür. Veya elektrik enerjisi mekanik enerjiye dönüştürülür.
Değişik hareket enerjilerini elektrik enerjisine dönüştüren aygıtlara, jeneratör adı verilir. Günümüzde, değişik büyüklüklerde ve çeşitte jeneratörler imal edilir. Su, kömür, akaryakıt, doğal gaz, rüzgâr, nükleer enerji ile çalışan jeneratörler vardır. Çoğunlukla, 1 KVA (0,9 KW) gücünden 300 MVA (270 MW) gücüne kadar değişik güçlerde jeneratörler imal edilir.

Türkiye’de su, akaryakıt, doğal gaz, rüzgâr enerjisini elektrik enerjisine dönüştüren jeneratör sistemleri vardır. Büyük miktarda elektrik üreten sistemlerde, jeneratörler dev türbinler ile tahrik edilir.
Jeneratör sistemlerinin çalıştığı yerlere, “Üretim merkezleri” denir.
1-Ülkemizde düşük güçte çalışan jeneratörler doğrudan 220 V (380 V) enerji üretir ve enerjisi tüketilir. Bunlar çoğunlukla seyyar tipte olurlar.
A-Tek faz (Mono phase) jeneratörler vardır; çoğunlukla 10 KVA kadar güce kadar imal edilirler. 220 V üretilir ve değişik amaçlar için enerjisi tüketilir.
B-Üç faz (Three phase) jeneratörler vardır. İhtiyaca göre çalıştırılır.
2-Türbin ile tahrik edilen üretim merkezlerinde üretilen elektrik, yüksek gerilim dağıtım sistemleri ile şehirlere taşınır. Yüksek gerilim dağıtım sistemleri; yükseltici trafo merkezleri, iletim hatları ve indirici trafo merkezlerinden oluşur. Üretim merkezlerinde üretilen elektrik enerjisi, az kayıp ve düşük iletim maliyeti için yükseltici trafo merkezlerinde yüksek gerilime dönüştürülür. Yüksek gerilimdeki enerji iletim hatları ile istenilen yerlere taşınır. Ulaşılan merkezlerde trafolarla kullanıcıya sunulmak üzere alçak gerilime dönüştürülür. Bu noktalardan sonra alçak gerilim dağıtım sistemleri ile elektrik enerjisi tüketicilere sunulur.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Tem 24 2008

KEY Ödemeleri Tarihleri ve Ödeme Şekli

Yayınlayan: admin Kategori: Yaşam

Konut Edindirme Yardımı - KEY - ödemeleri 28 Temmuz pazartesi gününden itibaren başlıyor. Hak sahipleri Ziraat bankasından aşağıdaki sıralamaya uygun olarak paralarını alabilecekler.

T.C. Kimlik No Son İki Rakam Tarih
00 - 08 28.07.2008
10 - 18 29.07.2008
20 - 28 30.07.2008
30 - 38 31.07.2008
40 - 48 01.08.2008
50 - 58 04.08.2008
60 - 68 05.08.2008
70 - 78 06.08.2008
80 - 88 07.08.2008
90 - 98 08.08.2008

Okumaya Devam Et »

2 Yorum Yapıldı

Mar 26 2008

Yasalar ve Oluşumlar

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

“Jüpiter’in ayları, Evrensel Çekim Yasası ile hesaplanmış süreye göre, bazen sekiz dakika ileri, bazen de sekiz dakika geri olan bir fark oluşturuyorlardı. Bu fark Jüpiter’in Dünya’ya yakın olduğu konumlarda ileri, uzak olduğu konumlarda ise geriye doğruydu. Bu tuhaf bir durumdu. Evrensel Çekim Yasasına güveni olan Olaus Romer (1644–1710), bu durumda, ışığın Jüpiter’in aylarından Dünya’ya gelmesinin süre aldığı gibi ilginç bir sonuç çıkardı. Bu aylara baktığımızda, onların o andaki durumu değil, ışığın bize varması için geçen süreden önceki durumuydu. Jüpiter bize yakın olduğu konumda ışık daha kısa sürede, uzak olduğunda ise daha uzun sürede varıyordu. Bu yolla, Romer, ışığın hızını ölçmeyi başarmış, ışığın bir anda yayılmadığını ilk kez göstermiş oldu.” Fizik Yasaları Üstüne- Richard Feyman

Asırlarca, ışık, hem doğal, hem de doğaüstü oluşum olarak tanımlanır. İyi tanrılar, ışığa; kötülük dağıtan doğaüstü varlıklar, karanlığa; iyi insanlar, ışığa; kötüler, karanlığa eşitlenir.
İnsanlar aldanmamak, enerjilerini boşa harcamamak, gereksiz yere acı çekmemek, erken yaşta ölmemek için sağlam dayanaklara yaslanmalıdırlar. Bilinen en sağlam dayanak, doğa yasalarıdır. Doğadaki mutlak düzenin nedeni: değişmez ve çiğnenemez yasalardır. Doğa, yasaları ile hesaplar, uygular ve denge sağlar. Bu işlemler olurken hiçbir nesne, hareket ve hareket aralığına ayrıcalık tanınmaz. Örneğin, bütün varlıklar Evrensel Çekim Yasası etkisindedirler.
İnsanlara düşen görev, doğayı evrensel ölçülerle tanımak ve onu kısmen denetim altına almaktır. Bir doğa yasasını dayanak alan, başka bir yasanın bulunmasına, kalıcı bir ilişkinin yakalanmasına ulaşabilir.

Batı Avrupa’da, doğa yasaları belleklere taht kurmaya başladıktan sonra evrensel toplum yasaları ortaya çıkmaya başlar. Evrensel yasaların belleklere yerleşmesi sonucu:
+Yasaların üstünlüğü ilkesi,
+Suçun ve günahın ferdiliği ilkesi temel olur.
+Evrensel yasalar ile evrensel inanışlar yaratılır.
Avrupa’da, doğa yasalarını bulma çabaları Rönesans Dönemi ile hızlanır. Bu dönemde yaşayan bazı dahiler, insanı temel alırlar. İnsanın temel alınması, ona değer verilmesini zorunlu kılar. İnsana nasıl değer verilir?
A-Zorbaların baskısından kurtulur ve yasaların güvenliğinde yaşama kavuşur. Bilgi, beceri, araç-gereç artışı, çalışıp üretme etkinlikleri ile insan zorunlu ve yaşama süs katan ihtiyaçlarını temin eder.
B-Zorbaların ve zorunlu ihtiyaçların baskısından kurtulan insan, kul-kuyruk olmaya ve ayrıcalık peşinde koşmaya tepki gösterir. Böylece, birey olma, özgürlük, direnme gibi insani değerlere ihtiyaç ortaya çıkar. Birey olmayanlar insani değerlere tepki gösterir.
Günümüzde, bir uzaylı dünyamıza baksa şaşırıp kalır.
1-Dünyanın büyük kesiminde yoksul, hor görülen insancıklar var; doğa yasaları ile ilgili bazı sözcükleri tekrar ediyorlar, toplum kuralları güç ve baskı üzerine kurulmuştur. Zavallı insancıklar doğa ve doğaüstü liderlerine boyun eğiyorlar.
2-Dünyanın zengin toplumlarında yaşayanlara değer veriliyor, çoğunluk doğa yasalarını kavramış, evrensel toplum yasaları üzerine oturtulmuş ölçülü kurumlarla yönetiliyorlar. Değerli insanlar iyi yöneticileri görev başına taşıyor, doğaüstü varlıklarına teşekkür ediyorlar.
Uzaylı dünyaya bakmaya devam ederse yüzlerce çarpıklık görür:
—Zorba yönetimlerin baskısı altında yaşayan yoksul toplumlar savaşarak, savaş araç-gereçleri ithal ederek ellerindeki zenginlikleri tahrip ediyorlar. Buna karışın, yasaların güvencesinde yaşayan zengin toplumlar, doğayı tanıyıp denetim altına almak için çalışıyorlar.
—Yoksul toplumlardaki yönetici ve âlimler savaşları kutsuyor, yaşayan yoksul insanlarını horluyor, ölenlerini durmadan yüceltiyorlar. Buna karşın, zengin toplumlarda, insanlar savaşlara karşı çıkıyor, yaşayanlara önem veriliyor, ölenlere saygı gösteriliyor.
—Yoksul toplumlar değişmemeye, alışkanlıklarını olduğu gibi sürdürmeye; zengin toplumlar, değişime, daha iyi olmaya çalışıyor.
—Yoksul toplumlar geçmişi evrensel ölçülerle tanımıyor, ona küfürler-övgüler yağdırıyor; zengin toplumlar, geçmişi tanımaya çalışıyor, geçmişte yapılan hataları göz önüne alarak geleceği kurmaya gayret ediyor.
—Yoksul toplumlar, ayrıcalık; gelişmiş toplumlar özgürlük ile kalıcı mutluluğa koşuyor.
—Yoksul toplumlarda, baskı ve tehdit; gelişmiş toplumlarda, bilgi ve ikna yaygındır.
—Yoksul toplumlarda yaşayanların çoğunluğu tapınıyor (Boyun eğiyor), zengin toplumlarda yaşayanların çoğunluğu inandığı doğaüstü güçlere teşekkür ediyor.
*
Bir sistemin sahip olduğu enerji ile o enerjinin insanlar için kullanılabilir olması arasında kocaman fark, bazen uçurum vardır. Evrensel ölçülerle tanınan sistemlerin enerjileri kullanılabilir hale gelir. Bu tanıma insan toplumları dâhildir.
1-Toplumlarını evrensel ölçülerle tanıyan yönetimler, onları denetim altına alır, enerjilerini yararlı hale getirir. Günümüzde Batı ülkelerinde, yönetimler, toplumlarını ayrıntılı olarak tanırlar. Hastaları, özürlüleri, değişik alanlarda çalışanları, araç-gereç ihtiyacını bilirler. Sonuçta: toplumun enerjisi harekete geçirilir ve yararlı olarak açığa çıkarılır.
2-Geri toplumların güçlü ve kurnaz liderleri toplumlarını tanımazlar. Dolayısıyla, onların sahip oldukları enerjileri bilmez ve yararlı hale getirmeyi beceremezler.
**
Doğa yasalarını sözcük ve formül olarak ezberlemek, onları anlayabilmek etkinliğinden farklıdır.
1-Uygulama ile öğrenilen yasalar belleklere taht kurar. Örneğin, ampermetre ile kesiti bilinen bir iletkenden geçen akımı ölçen; akımın artırılması sonucu iletkenin ince bölümündeki erimeyi gözleyen öğrenci, akım miktarı-iletken kesiti arasındaki ilişkiyi kavrar.
2-Evrensel yasalarda ayrıcalık olamaz. Ayrıcalık ile birlikte yasa geçerliliğini kaybeder. Doğa, evrensel yasalarla sevk ve idare edilir.
A-Evrensel yasaların kaynağı nerededir acaba?
B-Eğer, “Evrensel Yargıç, evrensel yasaları ile evreni yönetir” diyorsanız, evrensel inanışa ulaşırsınız. Evrensel inanışa ulaşanlar, ayrıcalıkları kutsayan ilkel örf ve geleneklerin peşinde koşamazlar.
C-“Evrensel yasalar fasa fisodur. Kutsal örf ve geleneklere göre istediğine istediğini veren keyfi doğaüstü güçlere tapınıyorum!” diyor musunuz?
Çocuklara, gençlere, insanlara evrensel yasalar mı, ilkel örf ve gelenekler mi temel olarak öğretilmelidir?
Evrensel insani değerlere; bireyler ihtiyaç, kullar ve sahipler tepki gösterir.
Ülkemizde evrensel insani değerlere tepki mi, ihtiyaç mı oluşmalı?
Türkiye’de neden laiklik tartışmaları sürdürülüyor ve Evrensel Yargıç inanışı oluşmuyor acaba?

İlk Yorumu Sen Yap

Mar 14 2008

Bilgi ve Araç-Gereç

Yayınlayan: admin Kategori: Bilim

Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

İnsanı diğer canlılardan ayran iki önemli özellik vardır:
1-İnsan, belleğinde bilgi birikimine sahip olur.
2-İnsan, dış dünyada araç-gereç kullanır.
İnsan, göreceli olarak, bilgi miktarını arttırdıkça ve dış dünyada kullandığı araç-gereç miktarını çoğaltıp geliştirdikçe vahşi yaşamdan uzaklaşır.
Bütün bilgiler dış dünyadan deneyle edinilir.
İnsan belleği:
A-Dış dünyadan bilgiler edinir.
B-Edindiği bilgilerle bellekte yeni bilgiler yaratır. Bellekte yaratılan bilgiler dış dünyada deney ile sınanır.
Araç-gereçler.
İnsanlar, göreceli olarak, doğayı tanıyıp denetim altına almaya çalışırlar. Amaç: zorunlu ve yaşama süs katan ihtiyaçları temin etmektir. Her türlü ihtiyaç doğadan temin edilir. Temin etmede:
A-İnsanlar diğer canlılar gibi bedenlerini kullanırlar.
B-İnsanlar, diğer canlılardan farklı olarak araç-gereç kullanırlar.
Bellekteki bilgilerin artışı ile orantılı araç-gereçler gelişir ve yenileri yaratılır. Değişmeyen araç-gereçlere sahip kurum ve toplumlar çürümeye yüz tutmuş olanlardır.
Toplumların gelişmesi, sahip olduğu araç-gereçlerin gelişmesi ve miktarının artması ile doğru orantılıdır.
Araç-gereçler:
I-Doğayı tanıyıp denetim altına alma eylemleri olan çalışma etkinliklerinde yararlanılır.
II-İnsanın hemcinsi ile kanlı mücadelesi olan savaşlarda kullanılır.
İnsanın araç-gereç kullanması için bellekte bilgi edinmesi gerekli ama yeterli değildir. Deney ile araç-gereç kullanım yetisi kazanılır. Buna, “Beceri” adını verilir. Beceri, bilgi ve deney ile gelişir. Bellek ve beden yapısı beceriyi etkiler.
İnsanlar doğadaki oluşumları ve canlıları taklit ederek, onları inceleyip yaratıcılıklarını da ekleyerek yeni ve daha gelişmiş araç-gereçlere ulaşırlar. Gelişmiş araç-gereçlerle, doğadaki denetim altına alınan miktar artar, denetim altına alma süresi kısalır, savaşlar daha kanlı olur.

Yetenek nedir?

“Yetenek bilgi ve deneyimin altın çocuğudur.”

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Mar 07 2008

Gerçeklik Doğruluk ve Güzellik

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

fizik yasaları
Yazar: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Gerçek olan doğrudur ama güzelliği tartışılabilir.

Evrende bir başlangıç noktası yoktur. Görecelilik Yasası gereği, ölçüler, en az iki nesne, hareket ve hareket aralığı arasında olabilir. O halde, gerçekler nasıl ölçülür?
İnsanlar, doğrudan değil, belleklerindeki kavramlarla doğadaki nesne, hareket ve hareket aralıklarını ölçü ile tanımaya çalışırlar.
1-Basit kuralları bilenler basit ölçüler yaparlar. Basit ölçülerde, “Büyük, küçük, hızlı, yavaş, eski, yeni…” gibi katsayılar kullanılır. Basit ölçüm yaparların yargıları bulanık olur. Bulanık yargılarla gerçeklerin üzeri örtülür, doğrular bilinmez, güzellikler geçici olur. Ne yazık ki, günümüzde, çoğunlukla basit ölçüler kullanılır.
2-Evrensel yasalarla evrensel ölçüler yapılır. Evrensel ölçülerde, sayılar katsayı olur. Bunun için birim sistemi, evrensel dayanak noktası, ölçü aletlerine ihtiyaç olur.
Hem basit, hem evrensel ölçülerde:
A-Hainlik,
B-Cahillikten ötürü yanlış ölçü yapılır.
Yanlış ölçülerle, yanlışın miktarı ile orantılı olarak, kusurlu gerçeklere ulaşılır.
I-Bellek dünyasındaki kusurlu bilgiler, kusurlu yargılara;
II-Kusurlu yargılar kötü davranışlara neden olur.
Görecelilik Yasası gereği, birileri için, “Kötü” olan davranış, diğerleri için, “İyi” olabilir. O halde, “İyi ve kötü” davranışları evrensel tanımlanmadığı sürece tartışmalara, kavgalara neden olur. Evrensel tanım, evrensel yasalar ve ölçülerle mümkündür. Örneğin, evrensel kurallara uygun yapılan, evrensel ölçülerle sonucu tayın edilen bir spor yarışması doğru ve güzeldir. Buna karşın, basit ölçülerle belirlenen sonuç tartışmalı olur. Tartışma, gerçeklerin bilinmeyişinden ya da gizlenmesinden ortaya çıkar.
İnsanların acı çekmemesi, gelişmesi, mutlu olabilmesi için gerçekleri tanıması gerekir. Gerçeklerin gizlenmesi ya da tanınmaması ile insanlar hayali gerçekler peşine takılır. Hayali gerçekler süre içinde, “Gerçek” diye bilinir. Bu nedenle, bazı doğrular, toplumlara egemen sağduyulara göre değişir. Olayı bir örnek üzerinden açıklayalım:
(A), birey olarak yetişmiş, ölçülü davranan ve inançlı insandır.
(B), kul olarak yetişmiş, gönüllü olarak haklarından vazgeçen, ayrıcalık peşinde koşan, tapınan (Boyun eğen) biridir.
(C), evrensel ölçülerle (A) ve (B)’Yİ inceleyen gözlemcidir.
(C)’NİN evrensel ölçülerine göre:

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Şub 29 2008

Geleceğin Karanlık Dünyası

Yayınlayan: admin Kategori: Bilim

süper insan
The Journal of Biological Chemistry dergisinin 02/11/2007 tarihli sayısında yayınlanan bir haber, Ohio’da bulunan Case Western Reserve Üniversitesinde gerçekleştirilen çok ilginç bir çalışmadan bahseder. Çalışma farelerin genleriyle oynayarak üstün fare ırkı yaratma ve buradan elde edilen birikimle insanlığa yararlı ilaçlar geliştirme üzerinedir.

Bu genetik işlem PEPCK-C isimli bir enzimin artmasına ve farelerin kaslarının güçlenmesine yol açmıştır. London Independent raporuna göre genetik dönüşüme uğramış bir fare: “Altı kilometrelik bir tümseği, dakikada yirmi metre ilerleyerek hiç durmadan tırmanabilmektedir. Bilim adamları, bunun bir insanın hiç durmadan Alp dağının zirvesine bisikletle çıkmasına benzetmektedirler. Her ne kadar bu fare, normal bir fareden yüzde altmış daha fazla yese de, kilo almamakta ve hatta normaldekilerden daha az yağa sahip olmaktadır. Daha uzun yaşamakta ve cinsel yaşamını yaşamını ileri safhasına kadar sürdürmektedir.”

30 aylık böylesi bir farenin yavrusunun da, kendi hemcinslerinden çok daha ileri özellikler gösterdiği göstermiştir. Kısacası üstün bir ırk, soyunu da devam ettirmektedir.

Bu bilginin ışğında geleceği öngörmek için gerekli parametreleri sıralarsak:

1) Bir insanı üstün insana çevirme boyutuyla genetik bilimi.

2) Küreselleşen dünyada, küresel sermayenin gün geçtikçe artan gücü ve bu gücün para ve yeryüzü kaynaklarının akışını yönlendiren ekosiyaset.

3) Gittikçe ve oldukça dengesiz şekilde artan nüfus.

4) İnsan göz retinasından bilginin doğrudan aktarılmasını sağlayan sanal gerçeklik sistemleri.

5) Molekül mühendisliği de denilen, ve atom düzeyinde işlem ve süreçler gerçekleştiren nanoteknoloji ve bunun uzantısı olarak biyolojik yaşam ile silikon yaşam arasındaki çizginin bulanıklaşması.

6) Yapay zeka destekli ağ sistemlerinin inanılmaz hesaplama gücü ve kesinliği.

Sonuç olarak bu parametrelerden elde edeceğimiz çıktı:

Çok az bir elit tarafından makineler yoluyla tüm insanlığın ve kaynakların kontrol edildiği bir dünya; genetik olarak değişime uğramış, teknolojilenmiş, yarım ama üstün insanlardan oluşan bir elit kesim ve onların kontrolündeki tüm yapay sistemler…

Bu parametlerin hiçbirinden kaçış yok, dolayısıyla bu sonuçtan da kaçış mümkün değil. Hepimize şimdiden geçmiş olsun :)

İlk Yorumu Sen Yap

Şub 29 2008

Tutuculuk ve Muhafazâkarlık

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

“Önceleri bilinmeyen bu dil, birdenbire bütün mükemmelliği, esnekliği, sonsuz zenginliğiyle kendini gösterir; tek kelimesiyle, o zamandan beri (Göçebe şarkıları edebiyatının çıktığı MS. Altıncı yüzyıl) günümüze kadar önemli hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Onun için ne çocukluk, ne de yaşlılık vardır” Renan

1-Deneyle bir kez tesis edilen görüş (Düşünce), yeni deneylerin sonuçlarına kadar direnir. Sonra, bilimsel deney sonuçlarına göre, direnmeye devam eder ya da teslim olur. Bütün bilgiler deneyle kazanılır.
2-Sözlü olarak bir kez tesis edilen görüş, kaya gibi yeni sözlü görüşlere direnir ve hepsini boğmak ister. Bu konuda cinayetler dâhil her yolun kullanılmasını emreder.
Günümüzde:
A-Gelişmiş ülkelerde, bilimsel deneyle kanıtlanmayan görüşlere saygı gösterilir ama ciddiye alınmaz. Deneyle görüşlerini kanıtlayanlar değişik ödülleri hak eder.
B-Geri toplumlarda, egemen görüşler (Sağduyular) olur; bunlara zıt görüşler ileri sürenler her türlü cezayı hak eder. Geri toplumlarda, zahmetli ve pahalı olduğu için çoğunluk bilimsel deneyden kaçar.
Deney esaslı görüşler, evrensel ölçüleri; sözlü görüşler, basit ölçüleri kullanır.
Doğada göreceli olarak sonsuz akış vardır. Akış ile birlikte değişimler meydan gelir. Değişimler rasgele değil, yasalar içinde oluşur. Değişimleri evrensel yasalarla inceleyenler onları tanıma olanağına kavuşurlar. Böylece, göreceli olarak, neden-sonuç ilişkileri bilinir.
+Tanınan olaylar denetim altına alınır.
+Benzer etkiler, uygun koşullarda benzer nedenleri yaratır.
Eğer neden-sonuç ilişkileri bilinir ve ona uygun önlemler alınırsa; daha önceden yaşanan bazı acı gerçeklere engel olunur, yararlı gerçeklerin oluşması sürdürülür.
Süredurum Yasası, “Olduğu gibi varlığını sürdür!” der. Dış etkiler olmadıkça, nesne veya hareket, olduğu gibi varlığını sürdürür. Doğada sayılmayacak kadar dış etkiler sayısız değişimleri yaratırlar.
Değişimlere direnenlere, “Tutucu” adı verilir. Doğada tutuculuk yoktur. Örneğin, tutucu, ilerici, gerici, bağnaz… Her insan değişime uğrar.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Şub 23 2008

Çürüme ve Yenileme

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji, Tarih

Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Her nesne olduğu gibi varlığını sürdürmek ister. Dış etkiler varlıkların gelişmesine ya da dağılmasına neden olur. Dağılma ya da gelişme, rasgele değil, Evrim Yasası gereği ortaya çıkar. Dağılmaya yüz tutan nesneyi iyileştirmeye çalışmak oldukça tehlikelidir; nesne, iyileştirme esnasında dağılabilir. Bu nedenle, her iyileştirme hareketi, çürümeye yüz tutan nesneye yararlı olamaz. Nesne tanınmadan yenileme yapılamaz. Örneğin, çürüyen bir demir boru, çürüme miktarı ölçülmeden kumlanıp boyanamaz. Bu durumda, paslı boru kumlama ile darmadağın olabilir.

Bilgili bir insan:
A1-Borudaki pas (Çürüme) miktarını ölçer.
A2-Ölçülen pas miktarına göre temizleme türünü seçer.
A3-Temizlik yapıldıktan sonra boru boyanır.
Veya:
B1-Paslı boru tümden işlem dışı bırakılır, yerine yenisi kullanılır.
Böylece, boruda yenileştirme işlemi tamamlanır; istenmeyen patlama, çatlama, kırılma önlenir.
Toplumlarda yenilik için kapsamlı ölçüler yapmak gerekir. Yapılan ölçülere göre yeniliklerin türü belirlenir. Yeteri kadar tartışıldıktan sonra; yenilikler, uygulamaya konur. Örneğin, günümüzde, Batılı ülkelerden olduğu gibi alınan bir yenileşme eylemi Suudi Arabistan’da kabile savaşlarına neden olabilir. Bu durumda, hakiki Suudiler, “Gördünüz mü; yenileşme, bizim gibi kutsal toplumlara uygun değildir!” diye bağırırlar.

Osmanlı’da, yenileşme hareketleri ile birlikte dağılmalar hızlanır. Bu nedenle, Osmanlı toplumunu yüzeysel inceleyenler, “Batılıların verdiği reçetelerle Osmanlı dağıldı!” diye bağırırlar.
Günümüzde, Batılıların, Asya, Ortadoğu ve Afrika toplumlarına sundukları acı reçeteler ret ediliyor ya da kargaşalara neden oluyor. Bu durumda, geri toplumların alimleri ile yöneticileri kendi ilkelliklerini sorgulayacaklarına Batılı ülkeleri suçlayarak piri pak oluyorlar.
Benzer suçlamalar kendi toplumumuzda gözleniyor.
Üretmeyen bürokratlar, savaş kışkırtıcıları, tahrikçiler, silah ve uyuşturucu satıcıları, maşalar kısaca ayrıcalıkla beslenenler Batılı değerlere savaş açıyor. Acı gerçekleri yazanlar, söyleyenler, “Hain” ilan ediliyor.
Süre içinde tekrarlanan davranışlar alışkanlık halini alır.
A-Göreceli olarak gelişme göstermeyen alışkanlıklar toplumları çürütür. Çürüyen toplumlarda yıkıcı etkinlikler artar. Bilgi, beceri, araç-gereç birikimi ile çalışıp üretme artmaz. Böylesi toplumlarda, yenilikler, iç savaşlara ortam hazırlar.
B-Gelişmelere açık toplumlarda, yenilikler, toplumların ilerlemesine, gelişmesine aracılık eder. Toplumda sorgulama yaygınlaşır, bilgi, beceri, araç-gereç birikimi ile çalışıp üretme artar. Sürekli her alanda yeniliklere ihtiyaç duyulur.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

« Onceki - Sonraki »