Tem 22 2007
Siyah ve Beyaz
->
Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.
“Partimiz ile diğer partiler arasındaki fark gece ile gündüz, siyah ile beyaz kadar belirgindir.”
Seçimler nedeniyle bir milletvekili adayı vatandaşlara böyle sesleniyordu.
İnsanlar günlük yaşamda kullandıkları çoğunluk sözcüklerin, evrensel ölçülere göre, hangi nesne, hareket veya hareket aralığına denk düştüğünü bilmezler. Eğer bilmiş olsalardı; insanlar, kullandıkları sözcükleri daha dikkatli seçerlerdi.
İnsanlar asırlardır günlük yaşamda, basit ölçülere göre, nesneleri ayrıt etmede, “Siyah ve beyaz” sıfatlarını sıkça kullanırlar.
İnsanların bellek ve dış dünyaları vardır.
1-Bellek dünyasındaki oluşumlar basit ölçülerle tanımlanır; çoğunlukla, dış dünyadaki nesne, hareket ve hareket aralıklarını tanımlayan sözcüklerden yararlanılır. Bu ise sayısız karışıklığa ve bulanıklığa neden olur. Örneğin, “Kin, nefret, sevgi, korku, ürkeklik, çekingenlik” duyguları sayılarla belirlenemiyor.
2-Dış dünyada sayısız nesne, hareket, hareket aralığı; buna karşın, sınırlı sayıda sözcük vardır. Bu nedenle, insanlar, bir sözcüğü pek çok oluşumu tanımlamada kullanmak zorunda kalır. Çünkü:
—Yeni sözcüklere ihtiyaç olması gerekir. Kapalı toplumlarda yeni sözcüklere ihtiyaç olmaz.
—Yeni sözcük yaratmak zordur. Dahiler uygun ve kalıcı sözcükler yaratabilir. Sıradan bellekler kolaylıktan yanadır.
—Yeni sözcüklere tepkiler oluşur.
—İşin ilginç yanı, Dünyada kullanılan bütün dillerin sözcükleri üst üste eklense; doğadaki oluşumların zerresi bile tanımlanamaz.
—İnsanlar, doğada basit ya da evrensel ölçülerle; sözcük, işaret, rakam ile benzerlerinden ayırt edilmeyen nesne, hareket ve hareket aralıklarını tanıyamazlar. Tanınmayan nesne, hareket ve hareket aralıkları insanlara ne kadar yakın olursa olsun denetim altına alınamazlar.
Sözcüklerin birden fazla nesne, hareket veya hareket aralığını tanımlaması konuşma ve yazışmalarda bulanıklığa, karmakarışıklığa neden olur.
İnsanlar, karmaşık ya da bilmedikleri oluşumları tanımlamada basit sözcükleri tercih ederler. Basit sözcükler, evrensel ölçülere göre, çoğunlukla bulanıklığa neden olurlar. Örneğin, evrensel ölçülere göre, “Siyah ve beyaz nedir?” sorusuna dönelim. Basit deneyler doğayı kısmen tanımada iyi araçtır.
*
Bir karanlık oda alalım. Bu odaya hiçbir yerden ışık giremiyor. Odada küre biçiminde bir karanlık nesne var. Karanlık nesne, 15000 K sıcaklığa dayanabilir özelliktedir. Işığı yakarak karanlık nesnenin odadaki yerini tespit ediyoruz. Sonra ışığı söndürüp karanlık odada kalıyoruz.
Karanlık nesne daha önceden hesaplanan ve hazırlanan yeterli güçteki düzenekle iç merkezinden ısıtılıyor.
+Karanlık nesnenin dış yüzeyi, 400 K (Kelvin) sıcaklığa ulaştığında koyu biçiminde ortaya çıkar.
+800 K sıcaklıkta karanlık nesne gri renkte belirir.
+1200 K sıcaklığa ulaştığında mum gibi ışır.
+Sıcaklık artırıldıkça, karanlık nesne kızarır; 3000 K sıcaklıkta karanlık nesne kızıl renge bürünür.
+5000 K sıcaklıkta, karanlık nesne, beyaz ışık kaynağı oluverir.
+6500 K sıcaklıkta bulutlu gökyüzü rengine dönüşür.
+10000 K sıcaklıkta, karanlık nesne, mavi gökyüzü rengine dönüşür.
Karanlık (siyah) nesne ile yola çıktık; ısıtarak, değişik renkli nesnelere ulaştık.
A-Seçtiğimiz nesne 3000 K sıcaklıkta iken, odaya bir tablo koyduk. Tabloya, günışığında gördüğümüz kendi renkleri değil, yapay kızıl renk egemen olur.
B-Eğer nesne 5000 K sıcaklıkta ise tabloyu günışığındaki gerçek renklerine yakın görürüz.
C- Karanlık nesne 10000 K sıcaklıkta iken odaya konulan tablo maviye bürünür.
D-Odaya renkli tablonun konması ile kırınım, girişin, yansıma gibi fiziksel optik olaylar meydana gelir.
Ölçüm, en az iki nesne, iki hareket, iki hareket aralığı arasında yapılır. Burada, sıcaklık ölçümleri için başlangıç olarak 0 K seçildi.
**
İnsanlar karanlıktan korkar. Çünkü: karanlık acı çekme ve yok olma tehlikesini beraberinde taşır. “Karanlık” sözcüğü, çoğunlukla tanınmayan, gizli, belirsiz, karmaşık oluşumları tanımlar.
Beyaz, dengedir; bütün renklerin dengeli ışıması ile ortaya çıkar. Gerçekte, beyaz renk yoktur. Bunu ilk keşfeden Newton’dur. Ancak, Newton’un renkleri tanımlaması günümüz tanımlarından farklıdır.
Newton, “Işık kaynağından yayılan değişik küçük parçacıklar renkleri oluşturur” diye tanımlar.
Günümüzde, “Işık kaynağından yayılan farklı enerjilere, dolayısıyla değişik titreşimlere sahip fotonlar değişik renkleri oluşturur” diye tanımlanıyor.
Tek başına hiçbir foton kümesi beyaz rengi oluşturmuyor. Bu nedenle, “Beyaz renk yoktur” deniyor.
Fotonların titreşimleri ve şiddeti, diğer ismiyle frekansları, göz duyu yoluyla bellekte renklerle ilgili etkileri yaratır. Görünen ışık kaynaklarının yaydıkları fotonların frekansları 3000–7000 Å (Angstrom) arasındadır. Bu frekansların dışında titreşen fotonların etkileri doğrudan görülmez; ölçü aygıtları ile varlıkları bilinir. Örneğin, X ışınları gözle görülmez ama bedendeki etkileri kalıcı olur.
Gece görüş cihazları ile nesneler hangi renkte görülür?
***
3000–7000 Å sınırları arasında kaç renk vardır?
—Vahşi yaşamda renkler yoktur.
—Yüzlerce asır atalarımız değişik renkleri görmezler.
—Sonra doğadaki egemen renklerden; kırmız, sarı, yeşil, mavi gözükür.
—“Yedi ana” renge ulaşmak asırlar alır.
—Rönesans ve Aydınlanma dönemlerinde renkler hakkında ilginç, gerçekçi düşünceler ileri sürülür.
—Sürekli tek renk, örneğin, mor ile uğraşanlar; değişik renkli nesneler içinde önce mor renkteki nesneyi fark ederler. Çünkü: Belleklerinde mor renkle ilgili sinyal kümleri baskın olur.
—Duyu organları, göz, kulak, burun, dil, doku bellek ile dış dünya arasında iletişimi sağlayan hassas duyargalardır. Bu duyargalar olmadan bellek ile dış dünya arasında iletişim olmaz.
—Bellekte bulunan kavramlar doğaya açılan pencerelerdir.
—Günümüzde, boya fabrikaları 300’den fazla renkte nesne üretirler.
—Bilgisayarlar yardımıyla 1500 civarında renkten yararlanılır.
****
Televizyon tekniğinde, stüdyolardan gönderilen renk bilgisi yardımıyla, üç ana renk üreteci ile alıcılarda gerçeğe yakın renkler elde edilir.
*****
Toplumdaki basit bir olay bile siyah-beyaz kadar karmaşıktır.
1-Basit ölçülere göre, ”Hain düşmanlar, siyah; stratejik dostlar, beyaz” kadar açık-seçik belirgindir.
2-Evrensel ölçülere göre, “Siyah ile beyaz” tanımı belirsizdir. Nesnelerin renkleri, frekans ölçümü ile tanımlandığında açık-seçik olur. Renk kümeleri, frekans sınırlamaları ile ortaya çıkar. Frekans sınırlamaları evrensel kuruluşlar tarafından yapılırsa; nesnelerin, evrensel renk sınırları yaratılır.
3-Renkler insanlar içindir. Vahşi yaşamdaki hayvanlar, renkleri, bizim siyah-beyaz televizyonlarda ayırt ettiğimiz gibi ayırt ederler.
******
1-Belleklerdeki sinyal dizinleri renk kümleri kadar çeşitli olabilir.
+Bu durumda, insanlar, doğayı gerçeğe yakın görür, gerçekçi yargılara ulaşır, oluşumları kısmen tanır ve denetim altına alabilir.
+İnsanlar doğayı tanıdıkça doğaya yaklaşır, hayal dünyasından uzaklaşırlar.
2-Belleklerdeki sinyal dizileri, gerçeklerden kopuk olarak, “Siyah-beyaz” gibi kümelendirilir.
—Bu durumda, insanlar, doğayı olduğundan farklı renkte görür, farklı seste işitirler.
—“Tek lider, tek kitap, tek yol!” diyenler, belleklerini dış dünyadaki gerçeklere kapatır; dış dünya ile ilgili gerçek olmayan yargılara ulaşırlar. İlkel toplumlarda değişik düşüncelere, farklı davranışlara izin verilmez.
—Doğadan uzaklaşanlar, insan olmaktan uzaklaşır, oluşumları denetim altına almayı bilemezler. Böyleleri hayal dünyasında, doğaüstünde yaşamayı tercih ederler.
İnsanlar belleklerindeki kavramların sayısı ile orantılı gözleri ile değişik renkleri görür, kulakları ile çeşitli sesleri işitir, burnu ile değişik kokuları, dokunma duyusu ile farklı sertlikte nesneleri, tat duyusu ile değişik tatların farkına varır.
Doğayı tanıyıp denetim altına almak için:
+Belleği evrensel ölçülerle beslemek,
+Duyu organlarına önem vermek gerekir.
Duyu yollarının hassasiyetinin tahrip edilmesi, göreceli olarak insanı doğaya uzaklaştırır.