Ağu 01 2007

Skaler Dalga Teorisi

Yayınlayan: admin Tarih: 1:26 am Kategori: Sonsuzluk Teknolojileri

scalar wave theory
Geçen yüzyıla girerken Nikola Tesla, yeni bir tür elektrik dalgası keşfettiğini ilan etmişti. Keşfettiği bu dalgalar Herz tabanlı olmayan, diğer bir ifadeyle, frekans tabanlı dalgalar gibi uzaklığın karesiyle sönümlenmeyen dalgalardı ve yönlendirildiği hedefe ışık hızından bağımsız bir şekilde ansız olarak ulaşmaktaydı.

Tesla’nın bu buluşu açık bir şekilde o kadar önemliydi – aynı zamanda insanlığa serbest enerjiyi bedava bir şekilde sağlama amacı o kadar açıktı – ki bu, onun maalesef kasıtlı bir şekilde mali zorluklara itilmesine, bilim akademisinden soyutlanmasına, patent haklarının başkalarına atfedilmesine ve tarih kitaplarından adının yavaşça silinmesine sebep olmuştu (petrol ve enerji devlerinin kendi çıkarları doğrultusunda istedikleri ülkelerde savaş veya darbe bile gerçekleştirebildiklerini göz önünde bulundaracak olursak, bu durum pek de şaşırtıcı görünmemektedir) .

Tesla 1915’lerden itibaren bilim çevrelerinden soyutlanmaya başlanmasına rağmen – gerçi Amerika Deniz Kuvvetleri ömrünün sonlarına doğru kendisini çok önemli projelerde istihdam etmiştir – çalışmalarına titizlikle devam etmiş ve inanılmaz bir serbest enerji kaynağından yararlanma, enerjinin telsiz olarak çok uzak mesafelere kayıba uğramadan iletilmesi, millerce uzaktaki ordu ve uçakları yok edecek yetenekteki ateş toplarının üretimi, ve silah ve bombaları etkisiz hale getiren geçilmez bir enerji kalkanı teknolojisi gibi teknolojilerin varlığını dünyaya duyurmaya devam etmişti; ancak artık yaptığı çalışmaları çalınmasınlar diye gizlemeye başlayarak.
Peki, Tesla’nın keşfettiği bu yeni elektrik dalgasının sırrı neydi? Skaler dalga konusunda kitaplar okurken, bu olguyu gözümde canlandırmak için kendi kendime bir senaryo kurgulamıştım. Teşbihte hata olmaz diyerek öncelikle kurguladığım bu analojiyi paylaşmak istiyorum:

“Okyanusun ortasında içinde çok güzel şelaleler bulunan bir ada, adanın merkezinde hala aktif halde bulunan dev bir yanardağ vardı. Yanardağdaki binlerce yıldır devam eden patlamalardan dolayı ada çevresindeki okyanus tabanında dev çukurlar-tepeler, dev girinti ve çıkıntılar vardı; tabi deniz dibinin bu kadar girift olması çok yoğun ve şiddetli akıntıların ve girdapların oluşmasına sebep oluyordu. Denizin altındaki görünmeyen bu girdaplar yer yer gökyüzüne kadar uzanan hortumların oluşmasına, girdapların denizin derinliklerinde birbiriyle çarpışmaları ise yüzeyde dev dalgaların oluşmasına sebep oluyordu. Dalgaların sürekli yol açtığı sel baskınlarından muzdarip olan ada halkı ise haliyle bu dalgalara durmadan dönen küre şeklinde bir dünya yüzeyindeki okyanusun dibinde döngüsel momentin etkisiyle meydana gelen akıntı ve girdapların birbirleriyle çarpışmalarının kaynaklık edeceğini düşünmüyordu; onlara göre tüm dünya adadan ve çevresindeki denizden ibaret bir tepsiydi ve denizin dibi çarşaf gibi düz ve sakindi. Ada halkının bir kısmı bu dalgalara olsa olsa uzakta görünmeyen bir yerde dev şelalelerin sebep olabileceğini (çünkü su yüzeyinde dalgaların oluşmasına bir tek bu durumda şahit oluyorlardı), diğer bir kısmı ise yer altında meydana gelen deprem ve patlamaların kaynaklık edebileceğini düşünüyorlardı. Tabi ki onlar için gökyüzüne kadar uzanan hortumla denizin derinlikleri birbirinden tamamen bağımsız şeylerdi.”

Artık skaler dalga olgusunu betimlediğimiz bu senaryo ışığında inceleyebiliriz:
Bu konuya girmeden öncelikle vurgulamamız gereken çok önemli bir husus var: Nasıl ki örneğimizdeki ada halkı için bir anlamda tüm deniz iki boyutlu bir yüzeyden ibaret ve denizin dibi düz bir çarşaf gibi durgun ve sakin ise, günümüzde bizim kurduğumuz klasik elektromanyetik ve elektrodinamik teorilerine ait tüm denklemler de (18. yüzyıldan itibaren Newton uzayına göre geliştirildiği için) üç boyutlu gerçekliği esas alarak kurulmuş durumda. Buna göre zaman ve çekim bizim üç boyutumuzdan tamamen bağımsız unsurlardır. Vakum dediğimiz uzay boşluğu ise tamamen sıfır enerji ortamından ibarettir. Oysa günümüzün modern teorik fiziğine göre durum çok farklı. Einstein’ın “Görelilik Kuramı” zamanın da mekanla bütünleşik 4ncü bir boyut olduğunu göstermiştir. 1921 yılında Theodor Kaluza’nın yayımladığı “Birleşik Alan Teorisi” ise elektro-manyetizma ve çekimi de ayrı bir boyutun unsurları olarak ele almış ve 5 boyutlu uzay-zamanı ortaya koymuştur. Diğer taraftan Dirac kuantum mekaniği açısından vakum boşluğunun elektron-pozitron çiftlerinin akışımından oluşan sanal bir deniz olduğunu ortaya çıkarmış; J.A. Wheeler ise “kuantum köpüğü” olarak tabir edilen bu sanal denizin, (kendisinin “kurtçuk deliği” dediği) mini-karadelik ve mini-akdeliklerin akışımından oluştuğunu ve bunların 5-boyutlu hiper-uzay kanallarından elektrik geçişini sağladığını belirtmiştir. Sıfır derece Kelvin’de (-273 oC) bile 1093 gram/cm3 gibi bir enerji yoğunluğunu barındıran ve sürekli olarak maddeyle ve elementer partiküllerle etkileşim halinde bulunan bu enerjiye “sıfır noktası enerjisi” adı verilmiştir. Kısacası örneğimizdeki deniz iki boyutlu yüzeyden ibaret değil, derinliğinde sayısız akıntı ve girdapları barındıran bir denizdir.

Dalgalar skaler ve vektörel olmak üzere ikiye ayrılırlar. Skaler değer bir değişkene bağlı tek bir değerdir, örneğin hava basıncı deniz seviyesinden yükseldikçe artar, aynı şekilde bir şelale ne kadar yüksekten akarsa aşağıda o kadar şiddetli dalgalar oluşturur, bir kapasitörün levhaları arasındaki açıklık ne kadar fazla olursa oluşacak gerilim de o kadar fazla olur. Görüldüğü gibi skaler dalga “potansiyel değeri” ifade eder ve eksenel/doğrusal bir şekle sahiptir. Vektörel değer ise “yöne bağımlı” kuvvet birimlerini ölçmeye yarar; bildiğimiz itme kuvveti, şelaleden düşen suyun hızı, düşen suyun etkisiyle oluşan su dalgaları veya kapasitörün levhaları arasındaki elektrik alanı buna örnek olarak gösterilebilir.

Bildiğimiz gibi denizin altındaki güçlü bir akıntı veya girdabın kendine ait özel bir çekim gücü vardır, çevresindeki herşeyi kendine doğru çeker; her bir akıntı veya girdabın kendine ait bağımsız bir akış hızı ve yoğunluğu vardır. Aynı şekilde 5-boyutlu hiperuzaya ait sanal plazma denizine ait parçacıkların da akışımı kendi bölgelerindeki uzay-zamanı bükerek, çekim gücünün ve zaman akış hızının değişmesine sebep olur. Bu olguyu “Lokal Genel Görelilik Kuramı” olarak isimlendirebiliriz (Einstein’ın Genel Görelilik Kuramı, yıldızlar gibi çok yoğun kütleye ait cisimlerin çevrelerindeki uzay-zamanı bükerek o bölgeden geçen ışığın rotasını kaydırdığını öngörür). Kısacası genel olarak “potansiyel enerjiyi” vakum plazma denizindeki basınç değişimi olarak nitelendirebiliriz.

skaler dalga 1

Vakum plazmasındaki “çekim potansiyelini” içinde barındırdığı “sanal parçacık” tipi belirler; örneğin “elektrik yükü” denen olgunun gerçekleşmesini sağlayan sanal foton akışımını “elektrik statik potansiyel” olarak isimlendiririz. Bir alt seviyeye inerek (yani su damlasından H2O molekülüne veya hidrojen ve oksijen atomlarına inerek) atom çekirdeğini oluşturan “kuark” denen atom-altı parçacıklar açısından bakacak olursak ”quark statik potansiyelinden”; veya nötrino denen hayalet atom-altı parçacıklar açısından bakacak olursak “nötrino statik potansiyelinden” bahsetmiş oluruz . Aynı şekilde örneğin yüklü parçacıkların akışımından “elektromanyetik potansiyel” oluşur. Sonuç olarak çekim (gravitational) potansiyeli, çeşit çeşit basınç ve desene sahip olan bir çok parçacık tipinin bileşkesinden oluşan bir karışımdan ibarettir ve tüm elektromanyetik (EM) dalgalar 5-boyutlu bu çekim potansiyelinin açığa çıkmasından kaynaklanır.

skaler dalga 2

Yalnızca deniz yüzeyini görebilen ve alttaki akıntı ve girdaplardan habersiz yaşayan örnekteki ada sakinleri gibi bizler de vakum plazmasındaki sanal kuvvet alanlarını tespit etmekten çok uzağız. Ancak nasıl ki alttaki güçlü bir akıntı başka bir akıntıyla çarpışınca deniz yüzeyinde zayıf olan tarafa doğru dalgalanmalara neden olursa; aynı şekilde yüksek potansiyele sahip sanal bir elektrik alanı da başka bir sanal elektrik alanıyla örtüşünce düşük potansiyel yönünde ve bizim cihazlarımızla da gözlemleyebildiğimiz bir elektrik alanı ortaya çıkar. (Konuya klasik elektromanyetik teori açısından bakıldığında, E. T. Whittaker 1903 yılında yayımladığı bir yazısıyla – elektrik veya manyetik – vektörel bir alanın skaler iki alanın matematiksel olarak eşdeğeri olduğunu ispat etmiştir.) Kısacası EM kuvvet alanları, çekim potansiyelinin gözlemlenebilir akım alanları yoluyla açığa çıkmasından başka birşey değildir.

skaler dalga 3

EM potansiyellerini genel olarak doğal ve yapay olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Doğal EM potansiyelinde sanal parçacıklar deniz altındaki karmaşık akıntılar gibi rasgele akışırlar ve herhangi kasıtlı bir düzen göstermezler. Yapay EM potansiyelinde ise tüm sanal parçacıklar polarize edilmişlerdir, girdap şeklindeki bir akıntıdaki gibi kendi aralarında tutarlı bir düzene sahiptirler. Ancak partiküllerin yönlerinin toplamının mutlak değeri yine de sıfırdır, yani dışarıdan EM dalgaları ölçmeye yarayan herhangi bir cihazla tespit edilemezler. Yapay EM potansiyeli, tutarlılığından ötürü insanlığa teknolojik olarak yepyeni ufuklar açabilecek yetenektedir çünkü bir uzaklık fonksiyonu olarak tutarlılık makroskobik düzende inanılmaz –hatta milyonlarca km- uzaklıklara bile (bir üst boyuttaki plazma kümesinin tüm altyapı bileşenlerinin tutarlı bir “sıfır” grubu olarak anlık iletimiyle) hiç bozulmadan anında aktarılır. Tesla’nın enerjiyi çok uzaklara hiç bozulmadan aktarabilmesinde skaler potansiyelin bu yeteneği yatmaktadır.

skaler dalga 4

skaler dalga 5

Not: Bu kısımdaki bilgilerin ve şekillerin büyük bir bölümü Tom Bearden isimli araştırmacıya ait Fer De Lance ve Moray B. King’e ait Tapping The Zero-Point Energy isimli eserlerden alınmıştır

Yorumunuzu Yollayın