Haz 08 2007
Sonsuz An
->
“Tarih en derin sınırlamadır, temel sınırlamadır” der Levinas ve devam eder: “Kaçıp giden bir şimdinin beraberinde götürdüğü oldubitti, sonsuza dek insanın ellerinden kayıp gider ama onun kaderi üstündeki ağırlığını da hissettirir… Hakiki özgürlük, hakiki başlangıç, bir alınyazısının hep son noktasında olup, ona ebediyen yeniden başlayan hakiki bir şimdiyi talep edecektir.” Zamanın bu acımasızlığı karşısında ise çözümü vicdanda serimler: “Vicdan azabı – telafi edilemez olanı hiçbir şekilde telafi edemiyor olmanın acı dolu ifadesi – affı doğuran pişmanlığın habercisidir ve af telafi eder. İnsan şimdide geçmişi dönüştürecek, silecek olanı bulur.”[1]
Vicdanın zamanı aşan, geçmiş ve geleceğe hükmeden bir yenileme gücü vardır. Kozmik bir iksirdir vicdanın sızlaması, yapılan içten bir yakarış. Çünkü tüm arılığıyla Tanrı’nın ışığı doğar zamanın sislerinden.
Hıristiyanlık, mistik bir edayla, kişisel olan bu dramı tüm insanlığa yayar: “Haç özgürleştirir; ve zaman üzerinde zafer kazanan kutsama ayiniyle (kendini tüm insanlığın günahları için feda eden İsa’nın etini ve kanını temsil eden ekmek ve şarap kullanılarak yapılan ayin) bu özgürleşme her gün olur.”[2]
“Göklerin kraliçeliği zaten gelmiştir”[3] ifadesinin hatırlattığı sırdır bu. Cennet sadece gelecekteki bir mekân değildir, hem geçmiş hem de geleceği kapsayan mekân-zaman ötesi bir ortamdır. Aşkınlık içkinliğe tezahür eder ve fahişe bekâret kazanır.
Kuran’ın özü olan Fatiha suresi “din gününün sahibi” olarak hatırlatır Tanrı’yı. Din günü, varlığın üzerindeki perdenin kalktığı ve her şeyin gerçek kimliğiyle kendini arzı endam ettiği gündür. Bedenin kafesinde gizlenen anlamın ortaya çıkmasıdır. Madde denilen yanılsamanın ötesinde, nice küçük şeylerin aslında ne kadar büyük, göz kamaştıran nice şatafatın ise ne kadar küçük olduğuna tanıklık edilmesidir. Eşyaya, bedenin ötesinde Tanrı’nın Ruhu’nun bakmasıdır.
Din gününün anlamı, gelecekteki bir kıyamet gününe sıkışmış anlamdan çok ötedir bu nedenle. Gören göz için o gün zaten gelmiştir. Vicdanın derinliklerinde yanan polat, zamanın iki kolu olan geçmiş ve geleceği birleştirir, ikiyi bir yapar, ayrıyı bütünler. Tüm kötülük, pislik ve karanlıktan arınmış, şimdinin içinde ama şimdinin ötesinde yepyeni bir gün doğar.
[1] Sonsuza Tanıklık, Emmanuel Levinas, Metis Seçkileri, Ekim 2003, Sayfa 42.
[2] a.g.e.
[3] Toma’ya Göre İncil, Hadis 113 (Havarileri ona dediler: “Melekût ne zaman gelecek?” “O beklenmeyle gelmeyecek. ‘İşte burada!’, ‘işte orada!’ denilmeyecek. Aksine Baba’nın kraliçeliği yeryüzüne yayılmıştır ve insanlar onu görmezler.”)