Mar 26 2008

Yasalar ve Oluşumlar

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

“Jüpiter’in ayları, Evrensel Çekim Yasası ile hesaplanmış süreye göre, bazen sekiz dakika ileri, bazen de sekiz dakika geri olan bir fark oluşturuyorlardı. Bu fark Jüpiter’in Dünya’ya yakın olduğu konumlarda ileri, uzak olduğu konumlarda ise geriye doğruydu. Bu tuhaf bir durumdu. Evrensel Çekim Yasasına güveni olan Olaus Romer (1644–1710), bu durumda, ışığın Jüpiter’in aylarından Dünya’ya gelmesinin süre aldığı gibi ilginç bir sonuç çıkardı. Bu aylara baktığımızda, onların o andaki durumu değil, ışığın bize varması için geçen süreden önceki durumuydu. Jüpiter bize yakın olduğu konumda ışık daha kısa sürede, uzak olduğunda ise daha uzun sürede varıyordu. Bu yolla, Romer, ışığın hızını ölçmeyi başarmış, ışığın bir anda yayılmadığını ilk kez göstermiş oldu.” Fizik Yasaları Üstüne- Richard Feyman

Asırlarca, ışık, hem doğal, hem de doğaüstü oluşum olarak tanımlanır. İyi tanrılar, ışığa; kötülük dağıtan doğaüstü varlıklar, karanlığa; iyi insanlar, ışığa; kötüler, karanlığa eşitlenir.
İnsanlar aldanmamak, enerjilerini boşa harcamamak, gereksiz yere acı çekmemek, erken yaşta ölmemek için sağlam dayanaklara yaslanmalıdırlar. Bilinen en sağlam dayanak, doğa yasalarıdır. Doğadaki mutlak düzenin nedeni: değişmez ve çiğnenemez yasalardır. Doğa, yasaları ile hesaplar, uygular ve denge sağlar. Bu işlemler olurken hiçbir nesne, hareket ve hareket aralığına ayrıcalık tanınmaz. Örneğin, bütün varlıklar Evrensel Çekim Yasası etkisindedirler.
İnsanlara düşen görev, doğayı evrensel ölçülerle tanımak ve onu kısmen denetim altına almaktır. Bir doğa yasasını dayanak alan, başka bir yasanın bulunmasına, kalıcı bir ilişkinin yakalanmasına ulaşabilir.

Batı Avrupa’da, doğa yasaları belleklere taht kurmaya başladıktan sonra evrensel toplum yasaları ortaya çıkmaya başlar. Evrensel yasaların belleklere yerleşmesi sonucu:
+Yasaların üstünlüğü ilkesi,
+Suçun ve günahın ferdiliği ilkesi temel olur.
+Evrensel yasalar ile evrensel inanışlar yaratılır.
Avrupa’da, doğa yasalarını bulma çabaları Rönesans Dönemi ile hızlanır. Bu dönemde yaşayan bazı dahiler, insanı temel alırlar. İnsanın temel alınması, ona değer verilmesini zorunlu kılar. İnsana nasıl değer verilir?
A-Zorbaların baskısından kurtulur ve yasaların güvenliğinde yaşama kavuşur. Bilgi, beceri, araç-gereç artışı, çalışıp üretme etkinlikleri ile insan zorunlu ve yaşama süs katan ihtiyaçlarını temin eder.
B-Zorbaların ve zorunlu ihtiyaçların baskısından kurtulan insan, kul-kuyruk olmaya ve ayrıcalık peşinde koşmaya tepki gösterir. Böylece, birey olma, özgürlük, direnme gibi insani değerlere ihtiyaç ortaya çıkar. Birey olmayanlar insani değerlere tepki gösterir.
Günümüzde, bir uzaylı dünyamıza baksa şaşırıp kalır.
1-Dünyanın büyük kesiminde yoksul, hor görülen insancıklar var; doğa yasaları ile ilgili bazı sözcükleri tekrar ediyorlar, toplum kuralları güç ve baskı üzerine kurulmuştur. Zavallı insancıklar doğa ve doğaüstü liderlerine boyun eğiyorlar.
2-Dünyanın zengin toplumlarında yaşayanlara değer veriliyor, çoğunluk doğa yasalarını kavramış, evrensel toplum yasaları üzerine oturtulmuş ölçülü kurumlarla yönetiliyorlar. Değerli insanlar iyi yöneticileri görev başına taşıyor, doğaüstü varlıklarına teşekkür ediyorlar.
Uzaylı dünyaya bakmaya devam ederse yüzlerce çarpıklık görür:
—Zorba yönetimlerin baskısı altında yaşayan yoksul toplumlar savaşarak, savaş araç-gereçleri ithal ederek ellerindeki zenginlikleri tahrip ediyorlar. Buna karışın, yasaların güvencesinde yaşayan zengin toplumlar, doğayı tanıyıp denetim altına almak için çalışıyorlar.
—Yoksul toplumlardaki yönetici ve âlimler savaşları kutsuyor, yaşayan yoksul insanlarını horluyor, ölenlerini durmadan yüceltiyorlar. Buna karşın, zengin toplumlarda, insanlar savaşlara karşı çıkıyor, yaşayanlara önem veriliyor, ölenlere saygı gösteriliyor.
—Yoksul toplumlar değişmemeye, alışkanlıklarını olduğu gibi sürdürmeye; zengin toplumlar, değişime, daha iyi olmaya çalışıyor.
—Yoksul toplumlar geçmişi evrensel ölçülerle tanımıyor, ona küfürler-övgüler yağdırıyor; zengin toplumlar, geçmişi tanımaya çalışıyor, geçmişte yapılan hataları göz önüne alarak geleceği kurmaya gayret ediyor.
—Yoksul toplumlar, ayrıcalık; gelişmiş toplumlar özgürlük ile kalıcı mutluluğa koşuyor.
—Yoksul toplumlarda, baskı ve tehdit; gelişmiş toplumlarda, bilgi ve ikna yaygındır.
—Yoksul toplumlarda yaşayanların çoğunluğu tapınıyor (Boyun eğiyor), zengin toplumlarda yaşayanların çoğunluğu inandığı doğaüstü güçlere teşekkür ediyor.
*
Bir sistemin sahip olduğu enerji ile o enerjinin insanlar için kullanılabilir olması arasında kocaman fark, bazen uçurum vardır. Evrensel ölçülerle tanınan sistemlerin enerjileri kullanılabilir hale gelir. Bu tanıma insan toplumları dâhildir.
1-Toplumlarını evrensel ölçülerle tanıyan yönetimler, onları denetim altına alır, enerjilerini yararlı hale getirir. Günümüzde Batı ülkelerinde, yönetimler, toplumlarını ayrıntılı olarak tanırlar. Hastaları, özürlüleri, değişik alanlarda çalışanları, araç-gereç ihtiyacını bilirler. Sonuçta: toplumun enerjisi harekete geçirilir ve yararlı olarak açığa çıkarılır.
2-Geri toplumların güçlü ve kurnaz liderleri toplumlarını tanımazlar. Dolayısıyla, onların sahip oldukları enerjileri bilmez ve yararlı hale getirmeyi beceremezler.
**
Doğa yasalarını sözcük ve formül olarak ezberlemek, onları anlayabilmek etkinliğinden farklıdır.
1-Uygulama ile öğrenilen yasalar belleklere taht kurar. Örneğin, ampermetre ile kesiti bilinen bir iletkenden geçen akımı ölçen; akımın artırılması sonucu iletkenin ince bölümündeki erimeyi gözleyen öğrenci, akım miktarı-iletken kesiti arasındaki ilişkiyi kavrar.
2-Evrensel yasalarda ayrıcalık olamaz. Ayrıcalık ile birlikte yasa geçerliliğini kaybeder. Doğa, evrensel yasalarla sevk ve idare edilir.
A-Evrensel yasaların kaynağı nerededir acaba?
B-Eğer, “Evrensel Yargıç, evrensel yasaları ile evreni yönetir” diyorsanız, evrensel inanışa ulaşırsınız. Evrensel inanışa ulaşanlar, ayrıcalıkları kutsayan ilkel örf ve geleneklerin peşinde koşamazlar.
C-“Evrensel yasalar fasa fisodur. Kutsal örf ve geleneklere göre istediğine istediğini veren keyfi doğaüstü güçlere tapınıyorum!” diyor musunuz?
Çocuklara, gençlere, insanlara evrensel yasalar mı, ilkel örf ve gelenekler mi temel olarak öğretilmelidir?
Evrensel insani değerlere; bireyler ihtiyaç, kullar ve sahipler tepki gösterir.
Ülkemizde evrensel insani değerlere tepki mi, ihtiyaç mı oluşmalı?
Türkiye’de neden laiklik tartışmaları sürdürülüyor ve Evrensel Yargıç inanışı oluşmuyor acaba?

İlk Yorumu Sen Yap

Mar 14 2008

Bilgi ve Araç-Gereç

Yayınlayan: admin Kategori: Bilim

Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

İnsanı diğer canlılardan ayran iki önemli özellik vardır:
1-İnsan, belleğinde bilgi birikimine sahip olur.
2-İnsan, dış dünyada araç-gereç kullanır.
İnsan, göreceli olarak, bilgi miktarını arttırdıkça ve dış dünyada kullandığı araç-gereç miktarını çoğaltıp geliştirdikçe vahşi yaşamdan uzaklaşır.
Bütün bilgiler dış dünyadan deneyle edinilir.
İnsan belleği:
A-Dış dünyadan bilgiler edinir.
B-Edindiği bilgilerle bellekte yeni bilgiler yaratır. Bellekte yaratılan bilgiler dış dünyada deney ile sınanır.
Araç-gereçler.
İnsanlar, göreceli olarak, doğayı tanıyıp denetim altına almaya çalışırlar. Amaç: zorunlu ve yaşama süs katan ihtiyaçları temin etmektir. Her türlü ihtiyaç doğadan temin edilir. Temin etmede:
A-İnsanlar diğer canlılar gibi bedenlerini kullanırlar.
B-İnsanlar, diğer canlılardan farklı olarak araç-gereç kullanırlar.
Bellekteki bilgilerin artışı ile orantılı araç-gereçler gelişir ve yenileri yaratılır. Değişmeyen araç-gereçlere sahip kurum ve toplumlar çürümeye yüz tutmuş olanlardır.
Toplumların gelişmesi, sahip olduğu araç-gereçlerin gelişmesi ve miktarının artması ile doğru orantılıdır.
Araç-gereçler:
I-Doğayı tanıyıp denetim altına alma eylemleri olan çalışma etkinliklerinde yararlanılır.
II-İnsanın hemcinsi ile kanlı mücadelesi olan savaşlarda kullanılır.
İnsanın araç-gereç kullanması için bellekte bilgi edinmesi gerekli ama yeterli değildir. Deney ile araç-gereç kullanım yetisi kazanılır. Buna, “Beceri” adını verilir. Beceri, bilgi ve deney ile gelişir. Bellek ve beden yapısı beceriyi etkiler.
İnsanlar doğadaki oluşumları ve canlıları taklit ederek, onları inceleyip yaratıcılıklarını da ekleyerek yeni ve daha gelişmiş araç-gereçlere ulaşırlar. Gelişmiş araç-gereçlerle, doğadaki denetim altına alınan miktar artar, denetim altına alma süresi kısalır, savaşlar daha kanlı olur.

Yetenek nedir?

“Yetenek bilgi ve deneyimin altın çocuğudur.”

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Şub 29 2008

Geleceğin Karanlık Dünyası

Yayınlayan: admin Kategori: Bilim

süper insan
The Journal of Biological Chemistry dergisinin 02/11/2007 tarihli sayısında yayınlanan bir haber, Ohio’da bulunan Case Western Reserve Üniversitesinde gerçekleştirilen çok ilginç bir çalışmadan bahseder. Çalışma farelerin genleriyle oynayarak üstün fare ırkı yaratma ve buradan elde edilen birikimle insanlığa yararlı ilaçlar geliştirme üzerinedir.

Bu genetik işlem PEPCK-C isimli bir enzimin artmasına ve farelerin kaslarının güçlenmesine yol açmıştır. London Independent raporuna göre genetik dönüşüme uğramış bir fare: “Altı kilometrelik bir tümseği, dakikada yirmi metre ilerleyerek hiç durmadan tırmanabilmektedir. Bilim adamları, bunun bir insanın hiç durmadan Alp dağının zirvesine bisikletle çıkmasına benzetmektedirler. Her ne kadar bu fare, normal bir fareden yüzde altmış daha fazla yese de, kilo almamakta ve hatta normaldekilerden daha az yağa sahip olmaktadır. Daha uzun yaşamakta ve cinsel yaşamını yaşamını ileri safhasına kadar sürdürmektedir.”

30 aylık böylesi bir farenin yavrusunun da, kendi hemcinslerinden çok daha ileri özellikler gösterdiği göstermiştir. Kısacası üstün bir ırk, soyunu da devam ettirmektedir.

Bu bilginin ışğında geleceği öngörmek için gerekli parametreleri sıralarsak:

1) Bir insanı üstün insana çevirme boyutuyla genetik bilimi.

2) Küreselleşen dünyada, küresel sermayenin gün geçtikçe artan gücü ve bu gücün para ve yeryüzü kaynaklarının akışını yönlendiren ekosiyaset.

3) Gittikçe ve oldukça dengesiz şekilde artan nüfus.

4) İnsan göz retinasından bilginin doğrudan aktarılmasını sağlayan sanal gerçeklik sistemleri.

5) Molekül mühendisliği de denilen, ve atom düzeyinde işlem ve süreçler gerçekleştiren nanoteknoloji ve bunun uzantısı olarak biyolojik yaşam ile silikon yaşam arasındaki çizginin bulanıklaşması.

6) Yapay zeka destekli ağ sistemlerinin inanılmaz hesaplama gücü ve kesinliği.

Sonuç olarak bu parametrelerden elde edeceğimiz çıktı:

Çok az bir elit tarafından makineler yoluyla tüm insanlığın ve kaynakların kontrol edildiği bir dünya; genetik olarak değişime uğramış, teknolojilenmiş, yarım ama üstün insanlardan oluşan bir elit kesim ve onların kontrolündeki tüm yapay sistemler…

Bu parametlerin hiçbirinden kaçış yok, dolayısıyla bu sonuçtan da kaçış mümkün değil. Hepimize şimdiden geçmiş olsun :)

İlk Yorumu Sen Yap

Eyl 08 2007

Tehlike Nedir?

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji, Bilim

tehlike Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Felaketin kendisi kadar korkusu insanlar için yıkım olabilir.

Doğa yasaları temeldir. İnsan, doğa yasaları gereği, yok olmak ve acı çekmek istemez. Ölme ve acı çekmeye neden olacak oluşumlar, göreceli olarak, “Tehlike” adını alır; insanlarda ve canlılarda korku duygusunu yaratır.
İnsanlar:
A-Bu dünyada,
B-Ebedi olan öte dünyada yok olmak ve acı çekmek istemezler.
Demek ki, tehlike, bu dünya ve öte dünya içindir.
Bu dünya tehlikeleri:
A-Bellekte,
B-Dış dünyada olur.
Doğanın Birinci Yasası, sevgiyle, “Yaşa ve yaşat!” emrini verir; yaşama (umut) duygusunu yaratır.
Doğanın Üçüncü Yasası, öfkeyle, “Öl ve öldür!” der; korku duygusunu yaratır.
İnsanlar, doğadaki nesne ve hareketleri belleklerindeki kavramlar üzerinden tanırlar.
Bu dünya ile ilgili olarak:
1-Bellekte olan tehlikeler olabilir; sanal tehlikelerdir. Vesveseler, kuruntular, değişik önyargılar…
2-Bilinçli tanınan dış tehlikeler olur; nesnel tehlikelerdir.
İnsanlar, göreceli olarak, hem nesnel, hem de sanal tehlikeleri sınırlı miktarda tanırlar.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Eyl 02 2007

Einstein’ın Yanılgısı?

Yayınlayan: admin Kategori: Bilim

einsteing Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

İnsanlar, sabit sıcaklık, basınç, ışık, ses, koku, tat, etkilerine tabi olurlarsa; belleklerindeki rezonans devrelerinin enerjileri 1/16 saniyede tükenir. Yani ölürler. Bu özellik sadece insanlara özgü değildir. Bütün canlıların bellekleri için geçerlidir. Benzer işleyiş ölçüm aletleri için de geçerlidir. Örneğin, elimizdeki bir optik ölçme aletine sabit ışık düşerse; bu alet ile hiç bir optik ölçme yapılamaz. Veya basınç ölçümünde kullandığımız bir alet sürekli sabit basınca tabi olursa; bu alet ile basınç ölçümleri yapılamaz. Yazılanlar, diğer etkenler için de geçerlidir.
İnsanlarda, bellek<=>üst bellek iletişimine neden olmayan bütün etkiler, doğada, görülemezler, işitilemezler kısaca bilinemezler.
İnsanların doğayı tanıması:
-”Elektro-manyetik yayın” işlemini azaltmak veya çoğaltmak “DÜŞÜNÜM” (bellek yükü) aracılığıyla olur. Belleklerde, Elektro-manyetik yayının olması için, belleğe ulaşan sinyallerin değişik genlik ve frekansta olması gerekir.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Ağu 26 2007

Einstein’da Zaman ve Süre Tanımları

Yayınlayan: admin Kategori: Bilim

zaman Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Belleklerde, doğa ile doğaüstünün iç içe olduğu kavramlardan biri zamandır. Niçin? İnsanlık tarihinde dahiler, Evrensel Yaratılışı esas alarak, belleklerde zaman kavramını yaratırlar.
Evrensel Yaratılış olmuş mudur?
Eğer Yaratılış gerçek ise; zaman ölçümü için:
A-Yaratılış veya Evrenin başlangıcı dayanak alınmalıdır. Böyle bir başlangıç noktasından itibaren evrensel zaman ölçümü yapılabilir.
Görecelilik Yasasına göre, Evrende bir başlangıç noktası yoktur.
B-Evrende başlangıç noktası yok ise; ölçüm için, zaman maddesinin tanımı gerekir. Zaman maddesinin tanımlanması ile zaman ile ilgili akış, hareket ölçülebilir. Çünkü: Madde olmadan hareket olmaz. Ama Evreni dolduran zaman nehrinin maddesi bilinmez. O halde, zaman, belleklerde olan cennet, cehennem, Araf, Kerberus Köpeği gibi bir kavramdır. Zaman ile ilgili her türlü sav yasal dayanaktan yoksundur.
O halde, insanlar, “Zaman” diye süre (Tik-Tak aralıkları ve sayısı) ölçümü yaparlar.
Birim süre nasıl hesaplanır?
Süre ölçümü için iki nesnenin olması zorunludur. Çünkü:
1-Evrende Görecelilik Yasası geçerlidir; Evren, merkezi her nokta, sınırları belirsiz küredir.
2-Evrensel bir başlangıç noktası yoktur.
Birim süre tespiti için Dünyanın kendi çevresindeki düzenli hareketinden bir kesit alınır. Bu kesitin başlangıç ve bitiş noktaları arası eşit parçalara bölünür. Parçalardan her birine, “Birim süre” adı verilir.
A-Dünyanın kendi çevresindeki dönmesi, harekettir. Hareket, hareket yasaları ile tanımlanır. Şu halde, hareket yasaları çürütülmedikçe, hareket ölçümleri ilke olarak doğru kabul edilir.
B-Dünyanın kendi çevresindeki, Güneşe göre, tam turuna, “Bir gün” adı verilir. Bir gün 24 eşit parçaya bölünür; her bir parçaya, “Bir saat” denir. Bir saat 60 eşit parçaya bölünür, “Bir dakika” adını alır. Bir dakika tekrar 60 eşit parçaya ayrılır, “Bir saniye” denir. Demek ki, bir gün 86.400 parçaya ayrılırsa; her parçaya, “Bir saniye” adı verilir.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Ağu 24 2007

Zaman Nedir, Ölçülebilir mi?

Yayınlayan: admin Kategori: Bilim

zaman Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.
Zaman ile ilgili kalıcı çalışmaların Eski Mısır ve Yunan’da başladığını yazılı kaynaklardan biliyoruz. Günün 24 eşit parçaya bölünmesi Eski Mısırlıların insanlığa hediyesidir. Eski Yunan ve Mısır’da yapılan zaman ile ilgili çalışmalar oldukça bulanıktır.
A-Konunun kendisi bulanıktır; zamanla ilgili çalışma yapan dahiler karmakarışık düşünceler ileri sürerler.
B-Belleklerinde doğa ile doğaüstü zaman kavramları iç içedir.
Eski düşünürlerin bulanık görüşleri değişik yorumlara neden olur. Yorum, bütüne tamamlamadır.
Yorumlarla:
I-Süredurum Yasası gereği, güncel kavramlar geçmişe taşınır, geçmiş tahrip edilir ve yanlış bütünlere ulaşılır.
II-Toplanan bilgilerle orantılı olarak, ölçülü yorumlar sayesinde geçmiş aydınlanır.
Zamanla ilgili diğer bir esaslı kaynak Eski Ahittir. Eski Ahitte, Yaratılıştan itibaren peygamberlerin yaşam süresi sırayla yazılıdır. Değişik dahiler bu süreleri toplayarak Yaratılış tarihine ulaşırlar. Burada ufak bir sorun ortaya çıkar: Yaratılıştan önce zaman var mıydı?

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Tem 19 2007

Büyük Yaradılış ve İnsani Görevler

Yayınlayan: admin Kategori: Bilim

evren
Bir koyunun yaşam aralığı; doğumu ile ölümü arasındaki süredir. Bir insan, yeni doğan kuzunun yaşama başlangıcını işaretler, ölümünü işaretler; yaşam aralığını, değişik hareket arlıklarıyla, örneğin, Dünyanın kendi çevresindeki tam dönüşü ile ölçer. Ölçü sonucuna, “Koyunun yaşam süresi” adı verilir.
Dünyanın kendi çevresindeki tam turuna, “Gün” adı verilir. Günü süre ölçümünde (kıyaslamada) esas alıyoruz.
Bir ağacın yaşam aralığı; dikildiği gün ile kesildiği gün arasındaki süredir.
Bir atın yaşam aralığı; doğduğu gün ile öldüğü gün arasındaki günlerin sayısıdır.
Ali, Veli, Can, Cem, John, Jack ve daha değişik binlerce varlık için yaşam süreleri çoğunlukla böyle hesaplanır.
İnsanlar, değişik varlıklara ait benzer bir özelliği Dünya, Güneş, yıldızlar ve toplu olarak Evrene atfetmekte bir sakınca görmezler. Atfedilen özelliklerden biri Dünya, Güneş, yıldızlar ve giderek Evrenin doğumudur. Evrenin doğumuna, “Büyük Yaratılış” adı verilir. Böylece, Dünya, Güneş, yıldızlar, giderek Evren düşünürler sayesinde bir başlangıç noktasına kavuşmuş olur.
1-Büyük düşünürler yaratıcılıklarıyla insanlığın gelişmesine kalıcı hizmet ederler.
2-Büyük düşünürlerin izinden gidenler, yaratıcılığı dondurarak, yeni düşüncelere savaş açarak insanların, toplumların çürüyüp acı çekmelerine neden olurlar.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Tem 12 2007

Bilim, Paradigma, Değişim ve Öneriler

Yayınlayan: admin Kategori: Bilim

paradigm shift Yazan: Müslüm Üzülmez
Araştırmacı Yazar
http://www.uzulmez.info/muslum e-posta: muslimce@yahoo.co.uk

“Bütün zamanların en derin toplumsal altüstlüğünü ve yaratıcı yeniden yapılanmasını yaşıyoruz. Bunu henüz açık bir şekilde kavramış değiliz, ama temelden yeni bir uygarlık inşa etmekteyiz… Yeni uygarlık farklı bir dünya görünümü getiriyor; ve zamanı, mekânı, mantık ve nedenselliği ele almada kendi özgül tarzlarını geliştiriyor. Ve geleceğin politikasının ilkeleri de kendine göre olacak.” Alvin ve Heidi Toffler (Yeni Bir Uygarlık Yaratmak)

İnsan benliği zihinsel, duygusal ve manevi olmak üzere üçlü bir düzleme sahiptir. Bugün bilim ve psikoloji sayesinde gerek fiziksel, gerekse canlı sistemlerdeki dönüşümlere ilişkin birçok şeyi öğrenmiş bulunuyoruz. Bunların çoğu evrenseldir, bazıları sadece canlı sistemler için geçerlidir; çok azı da zekâmız, karmaşıklık ve özel psikolojimiz yüzünden sadece biz insanlara özgüdür.

İnsanlarda zihinsel yan normal olarak kapsamlı düşünme, sorunları çözme, kuralları izleme, amaçlara ulaşma yeteneklerimizle ilişkilendirdiğimiz şeylerden oluşur. Esin, tutku, bağlılık ve acılarımız; sosyal değerler, arkadaş grubu etkisi, eğitim, kişisel ilişkiler, çocukluk yaşantıları ve benzeri toplumsal-duygusal kökenlere sahiptir. Psikolojinin ulaştığı son aşama, bütün bunların hepsinin altında bizim anlam arayışımızın, vizyonlarımızın ve en derin değerlerimizin, yani manevi yanımızın yattığı konusunda yeterince kanıt sunmaktadır.

Okumaya Devam Et »

Bir Yorum Yapıldı

Haz 23 2007

Geçmişi Aralamak

Yayınlayan: admin Kategori: Felsefe

Homer Simpson'ın BeyniNurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Toprak Ananın gözyaşları olan akarsular hayatın kaynaklarıdır.

18. Yüzyıl dâhilerinin bilme ateşi belleklerini yakar; çevrelerinde gördükleri bütün nesne ve hareketlerin kökenini, kâşiflerini araştırırlar.
1- O yıllarda oluşumları doğa yasaları ışığında açıklamaya çalışan dâhiler vardı. Ancak, doğa yasaları kısmen biliniyordu. Bu nedenle, evrensel ölçüleri her alanda kullanamıyorlardı. İhtiyaç gereği basit ölçüleri kullanmak zorunda kalırlardı. Basit ölçüler yanılmalara neden olur.
2-Asırlardır belleklere baskı yapan dinsel kavramlar, 18. Yüzyıl dâhilerinin yanılmalarına neden olur. Bazı dinsel kavramlara göre, bütün varlıklar Yaratılıştan bu yana varlıklarını değişmeden sürdürürler. Bunun dışında, doğa kolaylıktan yanadır. Dinsel kavramlarla oluşumları açıklamak kolay, evrensel ölçüleri yapmak zordur.
Dâhilerin belleklerini yakan başlıca sorular şunlardı:
—Diller nasıl ortaya çıktı?
—Dil olmadan düşünme mümkün değildir. O halde madenlerin keşfi, tarımdaki gelişmeler, ilk araç-gereçlerin keşfi nasıl yapıldı?
+Dâhilerin sorgulamaları, araştırmaları değişik düşünceleri yaratır.
+Evrim Yasası gereği, dahiler arasındaki etkili tartışmalar, eleştiriler hücre hücre oluşumları kısmen gün ışığına kavuşturur.
Bizler, insanlık tarihindeki keşifleri, gelişmeleri 18. Yüzyıl dâhilerinden daha iyi biliyoruz. Benzer biçimde, gelecek nesiller, bizlerden daha fazla evrensel bilgiye sahip olacak ve gelişmeleri daha iyi bileceklerdir. Bilme zorunlu ihtiyacı bilgi ile karşılanır.
Atalarımız, çoğunlukla, taklitçi kuştular. Çünkü: Belleklerindeki çoğunluk bilgiler ezberdi. Ezber bilgiler, “Lideri izle ve taklit et” davranışını yaratır.
Doğada hiçbir oluşum mutlak yararlı ya da zararlı değildir. Etki-Tepki Yasası gereği, her oluşumun zararlı ve yararlı tarafı olur. Görecelilik Yasası gereği, yarar ve zarar görecelidir. Niçin? Evrende bir başlangıç noktası yoktur. Ölçü, seçilen başlangıç noktasına göre yapılır. Bu nedenle, bütün ölçümler görecelidir. “Yarar ve zarar” doğanın işleyişinin dışında düşünülemez.
—Ezber bilgiler, liderin arkasında sürü davranışını yaratır.
—Ezber bilgilerle birey ortaya çıkmaz; çıkanlar, “Sapkın” sayılır.
—Ezber bilgiler kuşkuya neden olmaz. Kuşku, bilimlerin anasıdır.
+Ezberin yararlı tarafı, doğayı taklit etmektir. Çünkü: Doğa yalan söylemez.
Yaratıcılığın anası ihtiyaçtır.
1-İnsanların zorunlu ihtiyaçları vardır. Bilme, nefes alma, sıvı, gıda, örtünme, barınma, türünü sürdürme, uyku, bedenin atıklardan arınması zorunludur.
2-Yaşama renk, süs, desen katan ihtiyaçlar vardır.
Zorunlu ihtiyaçların baskısı altında ezilen insanlar ne yapar?
+Kuşlar taneli yiyeceklerle beslenir.
+Kuşlar yuva yapar, bazı hayvanlar inlerde barınır.
+Kunduzlar setler yapar.
+Koyun, inek, keçi, eşek, at zehirli olanları ayıklayarak otlarla beslenir.
+Kuşlar ve bazı hayvanlar olgun ve tatlı meyvelerden hoşlanır.
Atalarımız kuşları, hayvanları, doğa olaylarını taklit ederler. Böylece, bazı ürünleri tanır ve kısmen denetim altına alırlar. Örneğin, yanardağlardan lavlar akar.
S: Yanardağlar, madenleri eritmede ilham kaynağı olabilir mi?
Ezber bilgilerin zararlı tarafı, keşifler dâhil oluşumları bütün kabul etmesidir. Bu kabule göre, her oluşum aniden ortaya çıkar. Örneğin, doğum olayının aniden oluştuğu kabul edilir.
S: Doğum aniden mi ortaya çıkar?
İnsanlık tarihinde aniden ortaya çıkan, nedenleri bilinmeyen keşifler, kâşif ile birlikte toprağa gömülür. Kalıcı, nedenleri bilinen keşifler, Evrim Yasası gereği, süre içinde hücre hücre gelişir. Örneğin, matbaanın kâşifi kimdir?
I-Türkiye’deki resmi öğretilere göre, Gutenberg adında bir dahidir.
II-Bazı Batılılara göre, Gutenberg, matbaanın keşfinde etkili biridir. Bazılarına göre, Gutenberg kopyacıdır; daha önceden keşfedilen onlarca değişik matbaalardan birini kendine mal eder.
Gerçekten, 1400 ile 1450 yılları arasında onlarca değişik matbaa, farklı şehirlerde yaratıcı dahiler tarafından hizmete sokulur. Matbaa, diğer keşifler gibi, uzun bir süreçte dâhilerin katkıları ile ortaya çıkar. Matbaanın keşfinde onlarca, yüzlerce dâhinin emeği vardır. Gutenberg, matbaanın gelişmesine ve kullanılmasına katkıda bulunan dahidir. O yıllarda, Gutenberg gibi, onlarca dahi değişik matbaalar üzerinde çalışıyordu.
Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Sonraki »

eXTReMe Tracker