Haz 05 2007

Bellek Dünyasında ve Dış Dünyada Değişimler

Yayınlayan: admin Kategori: Bilişim

kablolu beyinYazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Doğada, yasaların denetiminde düzenli değişimler vardır.

“Veli”, “Ali” ve “Can” adında 25 yaşlarında üç işçi var. Veli ile Ali yasal yollardan Avustralya’ya çalışmaya gider. 20 yıl sonra, Veli, bedensel ve belleksel olarak değişime uğrar. Veli’nin, ses tellerinden çıkan sözcükler dahil davranışları belleğinde edindiği yeni kavramlarla orantılı değişir.
Veli’nin bedeni ile davranışları değişir. Değişmeyen, “Veli” ismidir.
1-20 yıldır görmeyen Can’a Veli’yi sorarsak; Can, 20 yıl önceki Veli’nin dış görünüşünü veya davranışlarını kısmen tanımlar. Niçin? Can’ın belleğindeki Veli ile ilgili sinyal dizinleri, süre içinde, Veli’nin beden ve davranışları ile uyumlu değişimlere uğramaz. Can’ın, 45 yaşındaki Veli ile ilgili tanımları kusurlu ve eksik olur. Veli’yi gördüğünde, “Ne kadar çok değişmişsin!” diyen Can, Veli ile ilgili yanılgısını açıklar.
2-Veli ile birlikte Avustralya’ya giden ve onunla birlikte çalışan Ali, Veli’deki değişimleri fark edemez. Çünkü: Ali’nin belleğindeki Veli ile ilgili elektriksel sinyal dizinleri, an be an Veli’nin bedeni ve davranışları ile orantılı değişime uğrar.
İnsanlar, doğadaki nesne ve hareketleri doğrudan değil, belleklerindeki düzenli elektriksel sinyal dizinleri olan bilgiler üzerinden tanırlar.
A-Bellekteki sinyal dizinleri duyu organları üzerinden değişime uğrar.
B-Nesneler, dış etkilerle değişime uğrar.
Hareket, göreceli olarak, iki nesne arasındaki mesafenin değişmesidir. Değişime uğrayan nesnelerin hareketleri değişir.
Değişimler, insanların yanılmalarına neden olur.
I-Bazı insanlar hem bellek dünyasındaki, hem dış dünyadaki değişimleri inkar ederler. Bunlar, gerçek, hakiki, özbeöz tutuculardır.
II-Bazı insanlar, bellek dünyasında gerekli değişimlere, yeniliklere ölçüsüz tepki gösterirler. Bu durumda, dış dünyadaki değişimleri, ölçülü değişime uğramayan sabit bilgilerle tanırlar. Dış dünyadaki değişimleri ölçülü bilemezler, yanılırlar ve kendilerinin peşinde koşanları yanıltırlar.
III-Bazı insanlar, bellek dünyasını dış dünyadaki bazı değişimlere göre kısmen değiştirirler; bu durumda, olayların peşinde sürüklenirler.
a-Tüketici olurlar.
b-Gelişmelerden ezber yoluyla haberdar olurlar ama onlara yön vermezler.
IV-Bazıları, bellek dünyasında gerekli ölçülü değişimleri yapar, dış dünyaya yön vermeye çalışırlar.
Bellekteki ölçülü değişimler yeni bilgiler ile olur. Belleğini sorgulamalara ve yeni bilgilere kapatanlar, dış dünyayı tanıyıp denetim altına alamazlar.
Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

May 27 2007

Tümdengelim ve Tümevarım

Yayınlayan: admin Kategori: Bilim

Yaşam ÇiçeğiYazar: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

“Cesaret, yerinde olursa, övülmelidir.” Seneca

Bellek dünyasındaki cesaret, önyargıları parçalamaktır. Dış dünyadaki cesaret, ölçülü yaşamak ve yaşatmaktır.
Bellek dünyasındaki cesaretle ilgileniyoruz.

Belleklerde hayal kurulur, kurulan hayallerden bazıları dış dünyada denenir ve bilgiye ulaşılır. Ulaşılan bilginin saklanması gerekir. Saklanan bilgi insanlar arasında yayılır. İnsanlar bilgiye ihtiyaç duyar veya tepki gösterir. Doğadaki bütün oluşumlar gibi, bilgi, ihtiyaç ve tepki sonucu yaratılır. Bilginin yaratılması:
1-Belleklerde başlar.
2-Dış dünyada tamamlanır.
Sadece bellek veya dış dünya ile sınırlı bilgi olur mu?
Olamaz. İnsan doğadaki bilgilere doğrudan ulaşamaz.
I-Dış dünyada denemeden bellekte bilgi yaratılamaz. Dış dünyadan kopuk bellekte oluşturulan bilgiler, “Gerçekdışı” oluşumları tanımlar. Devler, alev saçan yaratıklar, tek gözlü canavarlar… gibi.
II-Dış dünyadaki bilgiler insanlar tarafından doğrudan görülmez, işitilmez, koklanmaz, tadılmaz, dokunulmaz…
Bellekte ve dış dünyada denge zorunludur. Doğadaki denge görecelidir. Çünkü: Doğada bir başlangıç noktası yoktur ve bütün nesne ve hareketler sürekli değişim içindedir.
1-Doğal dengeler olur; doğa yasalarının ürünüdür. Örneğin, Ay ile Dünya arasında doğal denge vardır.
2-Yapay dengeler olabilir; doğa yasalarına ek olarak insanın etkisi olur.
Doğada zaman yoktur. Süre insan içindir. İnsanlar, belleklerindeki bilgilerle orantılı süreye ihtiyaç duyarlar. Günümüzde bazı insanlar saniyenin trilyonda biri ya da yılın trilyonlarca katları süreler ile uğraşırken, bazıları saniye, dakika ya da asırlara ihtiyaç duymaz.
Yeryüzünde bazı dengeler, insan yaşam aralığına göre, uzun sürelerde ortaya çıkar. Bazı dengeler ise insan yaşamının trilyonlarca küsuratı küçüklükte sürede oluşur. Dengeler, Görecelilik Yasası gereği, sonsuz küçük ile sonsuz büyük arasında her noktada olabilir. Örneğin, aslan, kaç asırda bugünkü konumuna ulaşmıştır acaba?
Aslanla yazımıza devam edelim:
I-Bir aslan, milyarlarca, trilyonlarca küçük parçalardan oluşmuş bütündür. Ormanın derinliklerinde ayaklarından biri olmayan aslan gördüğümüzde, “Bu aslanın bir ayağı eksik” deriz. Niçin? Aslanı bütüne tamamlarız. Bu yargıya, “Tümevarım” adı verilir.
II-Bir yerde bir aslanpençesi gördüğümüzde; bir aslanı parçalara böler ve gördüğümüz nesneyi o parçalardan birine eşitlemeye çalışırız. Buna, “Tümdengelim” adı verilir.
“Bellek dünyası ve dış dünya için denge zorunludur” söyledik. O halde, tümdengelim ve tümevarım:
1-Bellek,
2-Dış dünya etkinlikleri için olabilir.
Bellek ve dış dünyanın kopuk olamayacağını vurguladık.
İnsanlar bellekte kusursuz oluşumlar yaratır, dış dünyadaki oluşumları kusurlu tanırlar.
Mantık, matematik, sözcük, bilgi gibi bellek etkinliklerinde tümevarım ve tümdengelim, dış dünyaya göre, kusursuz işler.
Dış dünya, belleklerdeki bilgilerle orantılı kusurlu tanınır. Önemli olan kusurun miktarını bilmektir.
1-Belleklerdeki bilgiler çoğaldıkça,
2-Dış dünyada yeni keşifler yapıldıkça, göreceli olarak, her alanda tümdengelim ve tümevarım sınırları değişime uğrar.
A-Doğal tümevarım ve tümdengelim yargıları olur.
Bellekte atalardan miras alınan kalıtsal sinyal dizinlerine, “Sezgi” adı verilir. Vahşi yaşamda sezgiler kullanılır. Sezgiler, hayvanların yaşam sürelerine göre oldukça yavaş değişime uğrar.
Doğal tümevarım veya tümdengelim sezgilerle karar vermeye aracılık eder.
B-Kavramlardan beslenen yapay tümevarım-tümdengelim yargıları olabilir. Belleklerdeki kavramlarla orantılı ve göreceli olarak:
1-Sayısız nesne ve hareket kümeleri için tümevarım ve tümdengelim çeşitleri olur.
2-Tümevarım ve tümdengelim sınırları sürekli değişir; değişmiyorsa, insanlar, aileler, toplumlar gelişmiyordur.

İlk Yorumu Sen Yap

Nis 26 2007

Dahiler ve Formüller

Yayınlayan: admin Kategori: Bilim

mckareYazar: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

İyilik yapmayı göze almış dahiler için hiçbir süre kısa veya uzun değildir.   İnsanların belleklerinde iki türlü elektriksel sinyal kümeleri vardır:
1-Atalardan miras alınan, “Kalıtsal sinyal kümeleri”;
2-Sonradan aile, çevre ve eğiticilerden edinilen ve kavramları oluşturan sinyal kümeleri olur.
Müslüman toplumlarda asırlarca sözcük dizinleri ezberlenir.
A-Sözcük dizinlerinin değişmez, çoğunun gökten düştüğü ve kutsal olduğu kabul edilir.
B-Çoğunluk sözcükler, doğadaki nesne, hareket ve hareket aralıklarına eşitlenmez. Bu koşullarda, atalardan miras alınan sinyal kümeleri sorgulamaya pek yararlı olmaz.

*
Doğadaki oluşumları evrensel ölçülerle tanımak gerekir. Basit tanıma geçici ve uçucu olur. Evrensel yasalar ve matematik üzerine kurulu tanıma kolay değildir. +Yöntemli hareket etmek gerekir. Bunun için:a-Belleklerde sorgulamanın kül edilmemesi (önyargıların kısmen yıkılması), b-Doğadaki oluşumların, doğa yasalarının denetiminde olduğu,c-Belleklerde doğa ile doğaüstü oluşumlarının ayrılması,d-Kısmen evrensel yasalar ile matematiği bilmek,e-Sağduyuların kölesi olmadan oluşumları ayrıntılı incelemek,f-İncelenen oluşumlar arasında kalıcı ilişki bulmak, ilişkileri matematikle tanımlamak,g-Tanımlanan oluşumları dış dünyada test etmek gerekir.

** Doğadaki bütün oluşumlar ihtiyaç ve tepki sonucu ortaya çıkar. Doğadaki oluşumlar, neden-sonuç ilişkisi içinde, dış etkilerle orantılı, Evrim Yasası gereği hücre hücre oluşur. 1800’li yıllarda, bazı düşünürler, yaydığı ışık ve ısından hareketle, Güneş’in ömrünü hesaplar. Göreceli olarak, hesaplama yönetmeleri ve hesap sonuçları dâhiceydi. Dahiler, bir metre kare yüzeyin belli sürede güneş ışınları ile ısınmasından yola çıkarlar. Vardıkları sonuçlar ilginçtir: 1-Yaydığı ışık ile Güneş yaklaşık olarak kütlesinden saniyede 20.000 ton kaybediyordur.2-Güneş’in bu biçimde kütle kaybı ile 1000 yıl sonra Dünya’yı ısıtamayacağı sonucuna ulaşırlar. Araştırma ve hesaplar 80–90 yıl devam eder; hesaplar defalarca değişik bilim adamları tarafından yapılır. Güneş’in 980–1050 yıl sonra söneceği sonucuna ulaşılır.  Böylece, Kıyamet için bilimsel kanıtlar ortaya çıkar.

***İsa’nın ölümünden sonra 200, 300, 400 yıllarında Kıyamet beklenir. Dünyayı saran kıtlıklar, yoksulluklar ve salgınlar Kıyamet için kesin belirtiler kabul edilir. Pek çok heyecanlı dindar büyük bir inançla Kıyameti bekler. Bereket versin, dindarların beklentileri doğru çıkmaz.  İsa’nın göğe çekilmesinden sonraki 1000 yılında bazı dindarlar kesin kanıtlarla ve heyecanla Kıyameti beklemeye başlar. Pek çok dindar kendi elleriyle mezarlarını hazırlar, bazıları Kıyametin korkunç etkisinden kurtulmak, olaya canlı şahit olamamak için canlı olarak mezarlarına inerler. Kıyamete kadar huzur içinde beklesinler! MS 1000 yılında dindarların beklentileri boşa çıkar ve Kıyamet kopmaz. 1800’li yıllardaki dâhilerin Güneş ile ilgili hesapları bazı dindarları yeniden Kıyamet beklentisi içine iter. Özellikle, Fransız Devrimi Kıyamet için iyi bir kanıt sayılır. Pek çok din adamı, yemin billahi Kıyametin kopacağını ilan ederler.  Bazı dinsel liderler, “Kalıcı huzurum, kendimle birlikte her oluşumun enkaz olduğunu görmektir. Mahvolmuşsam eğer, canlı-cansız her oluşumu yıkıma sürüklemek benim için huzur demektir.” Derler. Desinler!  Yapılan bilimsel hesaplara göre, MS.2800’li yıllarda Kıyametin kopacağı kesinleşmiş olur.

****Einstein, Güneş’in kütle kaybı ile ilgili hesapları yeniden ele alır. 1-Michelson-Morley deneyi ile ışığın her yönde eşit hızla yayıldığı kanıtlanır. 2-Einstein, ışığın hızının sabit ve yaklaşık 300.000 km/saniye olduğunu kabul eder. 3-Işığın taneciklerden oluştuğunu, taneciklerin hareket yasalarına uygun davrandığını; ama, kütlenin uygun koşullarda tenciklere dönüştüğünü düşünür.
Kinetik enerji, E=½ mv² olduğu biliniyor. Buradaki (½), denge konumundan harekete başlayan kütlenin düzgün hızlanması (Ya da yavaşlaması) ile ilgili katsayıdır. Işığı oluşturan taneciklerin düzgün hızlanması (Ya da yavaşlaması) söz konusu değildir. İlk kalkışta veya hedefe varışta ışık hızı, 300.000 km/saniye kabul edilir.
Einstein, bu koşullarda: E(kinetik)=½ mv² tanımını yeniler.Klasik tanımda:  m=hareket eden kütle,v=kütlenin düzgün değişen hızı,E= açığa çıkan hareket (kinetik) enerji miktarıdır. Einstein:E=mc² diye, ışık hızıyla hareket eden kütlelerin açığa çıkardığı enerjiyi tanımlar. Işık her yönde ve her saniye sabit hareket eder.m= ana kütleden ayrılan ve ışık hızı ile hareket eden kütle miktarıdır. Yıldızlar ve Güneş, muazzam patlamalarla kütlelerinden küçük miktarı ışık hızı ile hareket eden taneciklere dönüştürürler. Bu tanecikler ışık olarak yayılır. Yayılan ışık, açığa çıkan enerji ve dönüşüme uğrayan kütle miktarı E=mc² formülüyle hesaplanır.  Bu hesaplardan, Güneş’in, saniyede 20.000 ton kütle kaybetmediği anlaşılır. Güneş’in ömrü, yapılan hesaplarla 1000 yıldan 15 milyon yıla kadar uzar. Böylece, Einstein sayesinde, insanlar Kıyamet korkusundan uzaklaşır.  15 milyon yıl sonra Kıyamet kopar mı?  Belki, yeni bir Einstein sayesinde 15 milyon yıl sonraki Kıyamet de tehir edilir.

*****Doğada hiçbir oluşum mutlak yararlı ya da zararlı değildir. Einstein, belleklerdeki Kıyamet korkusunu yıkar; ama, dış dünyada insanları yeni felaketlere sürükleyebilecek gelişmelere öncülük etmiş olur. Nükleer enerjinin tanınması ve açığa çıkarılması E=mc² ilişkisi ile hızlanır.a-Nükleer enerji çalışıp üretmede, b-Yakma, yıkma, tehdit, öldürme aracı olarak kullanılır.

******Doğadaki oluşumlara eşitlenmeyen matematiksel formüller, boş sözcük dizinleridir. Boş sözcükler yaratıcılıkta, yenilik yapmada araç olamazlar.  I-Boş formüller, öğrenilmez, ezberlenir; II-Çabucak unutulurlar.  Sizler, formüllerin hangi oluşumları tanımladığını ara sıra düşünür müsünüz?  

İlk Yorumu Sen Yap

Nis 23 2007

Bilgeler Topluluğu

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

Bilgeler TopluluğuBu yazıda gelin beraberce hayali bir Bilgeler Topluluğu tasarlayalım. Hatta beraberce bir Platon’ un Devlet’ i veya Lock ve Rousseau gibi aydınlanmacıların Toplum Sözleşmesini yazdıkları gibi filozofça bir eda ile tanımlarımızı ortaya koyalım:

BİLGELER Topluluğu

Tanımlar:

1. Bilgeler topluluğu, toplum içinde birbirinden kopuk halde yaşayan ancak aynı yüksek değerlere sahip insanların birbirini tanımasını, desteklemesini ve birbirine karşı sorumluluk taşımasını sağlayan bir yapılanmadır. Bu hareketin temel felsefesi, toplum içinde yüksek bir seciye gösteren ve mesleğinde en iyi noktaya gelmeye çalışan insanların, toplum içinde kaybolmasını engelleyip örgülenmesini ve kenetlenmesini sağlayarak, top yekûn bir toplumsal uyanmaya ve ilerlemeye yol açmaktır.

2. Bilgeler hareketi, herhangi bir siyasi veya ticarî amaç gütmez. Olabildiğince hayatın içinden bir yapılanma olarak, “vatanına en iyi hizmet eden, görevini en iyi yapandır” temeline dayanır. Özü karşılıklı çıkar ilişkisi değil, sorumluluk ve fedakârlık duygusudur. Nasıl ki bir insan kendi öz kardeşinin veya çocuğunun mutlu, başarılı ve güvende olmasını ister ve dolayısıyla ailesine karşı bir sorumluluk taşırsa, aynı duyguyu diğer bilge kardeşine karşı da taşımasını ve bunu eyleme dökmesini öngörür.

3. Bilgeler, adı üstünde, yaşadığımız hayatta en yüksek değerin erdeme götüren bilgi olduğuna inanan ve her an bu yolda mesafe kat etmeye çalışan insanlardır. Kendi mesleklerinde ülke seviyesinin üzerine çıkarak dünya çapında bir noktaya gelmek en büyük emelleridir. Ancak bir yandan da diğer tüm bilim ve sanat dalları hakkında söz sahibi olan insanlardır. Doğal olarak en büyük hazinenin çalışmak olduğuna inanırlar.

4. Doğruluk, onur ve tevazu onları tanımlayan sözcüklerdir. Yalanın, tüm kötülüklerin anası olarak, başta söyleyen kişiyi aldattığının ve zayıflattığının bilincindedirler. Bilge olmak, sosyal açıdan özetle tek bir kelimeden ibarettir: vefa.

5. Hayatta beş temel değerin önemini bilirler: Bunlardan birincisi vatan kavramıdır. Vatanı olmayan bir insanın, sahip olabileceği başka bir şey de kalmamıştır. Kurtuluş Mücadelesindeki “Ya İstiklâl Ya Ölüm” ifadesinin yankısını yüreklerinde hissederler. İkincisi bizi seven insanlardır. Bizi seven insanlar, yaşam ışığımızdır. Üçüncüsü bizim sevdiğimiz insanlardır. Dördüncüsü sağlık ve beşincisi ise kendi cebinin olması yani bir akara sahip olmadır. Kimsenin minnetini çekmeden kendi ayakları üzerinde olmasını bilen güçlü kişiliklerdir.

6. Bir bilgenin hem yaşamının özü, hem yaptığı tüm işlerin ayrıntısında aradığı Tanrı’nın yüceltilmesinden ibarettir. Tanrı arayışının, bir insanın içinde taşıdığı en asil değer ve seciye olduğuna ve bu arayışı son nefesine kadar sürdürmenin, amacın ta kendisi olduğuna inanırlar.

Yapı:

1. Bilgeler topluluğu hiyerarşik bir yapılanma değildir. Beyin hücreleri gibi, her bir birey, tüm beyni besleyen bir merkezî birimdir. Bu nedenle bu yapılanmanın sembolü dairedir. Dairenin çemberindeki her bir nokta gibi her bir birey de merkeze aynı uzaklıktadır.

2. Bilgeler, bilinçaltı arşetip düzeyinde insanlığın ortak bir bilinci paylaştığının ayrımındadırlar. Bilgeler hareketinin temeli “Hepimiz Biriz” ve “İçimizdeki Tek” ifadeleridir.

3. Bu yapılanmanın doğal bir uzantısı olarak doğrudan demokrasi ile yönetilir. Herkesin bir oyu vardır ve herhangi yapısal bir karar üyelerin tamamının onayı ve rızası alınmadan verilemez, değiştirilemez.

4. Bilgeler topluluğunun en büyük amacı ve değeri bizzat bireydir. Her bir birey, kendi meyvesini veren ayrı bir tohum niteliğindedir ve kendi özelliklerine göre bir hava, su, toprak, ışık karışımına gereksinim gösterir. Bilgeler hareketi bu nedenle, her bir üyesinin kendi yeteneklerini sonuna kadar ortaya koyabileceği ortamı sağlar.

5. Bilgeler topluluğu, tanımlar bölümünden de anlaşılabileceği üzere niteliğe önem verir. Nicelik ikinci plandadır, hatta niceliğin niteliği düşürme olasılığı her zaman akılda tutulur ve dengesiz büyümeden kesinlikle kaçınılır.

6. Bilgeler hareketi, gönüllülük esasına göre işler. Topluluğa girdikten sonra çıkmak isteyen birinin bunu bildirmesi yeterlidir. Kimse kendisini iknaya çalışmayacaktır.

7. Toplulukta gizlilik değil şeffaflık ve açıklık esastır.

8. Bilgeler topluluğu güç mücadelesinde olan bir yapılanma değildir. Tek amacı toplumsal bilinçlenme ve farkındalığın artırılması ve bir sonraki kuşağa güzel bir dünyanın sunulmasıdır. Ancak birbirine bu kadar kenetli böylesine kaliteli insanlardan kurulu bir yapının, doğal olarak zamanla tüm dünyada söz sahibi olacağı kendiliğinden öngörülebilir. Her ne kadar güç mücadelesi gibi bir gayesi bulunmasa da, her bir bilgenin içinde, tüm dünyayı yeniden tanımlayarak ve düzenleyerek değiştirme azmi ve ateşi vardır.

9. Bilgeler topluluğu yaşamın içindendir, hatta yaşamın bizzat kendisidir. Bir bilge, öncelikle kendisini sever ve saygı duyar. Kendine saygısı olmayan bir insanın başka bir insanı sevebileceğini beklemek gerçekçi değildir. Ardından ailesi gelir. Bilge ailesini sevdiği ve sorumluluk taşıdığı gibi, akrabalarını ve komşularını da sever ve onlara karşı sorumluluklarını yerine getirmeye çalışır. Aynı şekilde memleketini ve tüm vatanını kendi ailesi gibi görür. Yine aynı şekilde onun için tüm dünya, insanlığın büyük sülalesidir ve “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesi gereğikendisi tüm
dünyaya olumlu katkıda bulunmak ister.

10. Bilgeler topluluğunun başlangıç noktası kavramlardır. Diğer bir ifadeyle felsefedir. Öncelikle tüm dünyayı yeniden tanımlayacak bir felsefenin geliştirilmesinin gerekliliğine inanır. Amacı beş yüz yıl sonrasına bile ışık tutabilecek bir bakış açısı ortaya koymak ve yeni bir rönesansın kıvılcımını atmaktır. Ancak bunu yaparken en büyük besin kaynağı yine de zamanı eskiten bilgelikten başkası değildir. Bu, bütüncül bir yaklaşımdır; matematikteki şiiri ve şiirdeki matematiği aynı yoğunlukta algılar ve kavrar. Tüm bunlarla birlikte topluluk, eyleme dönüşmemiş bilginin anlamsız
olduğuna inanır ve bu felsefi derinliği etkinliğe dönüştürmenin yollarını arar.

11. Yaşamın bizzat içinden olan topluluk şekilsellikten tamamen uzaktır; bu nedenle herhangi bir ritüeli yoktur.

Sonuç: Hayali dahi olsa böyle bir kulübü tasarlamak çok eğlenceli bir deneyim oldu değil mi?.. Katkılarınızı her daim beklerim. Saygılarımla…

İlk Yorumu Sen Yap

Nis 21 2007

Sekizyüz Yıl Önceki Türk Robotları

Yayınlayan: admin Kategori: Bilim

Cezeri ÇizimleriBundan sekizyüz yıl önce, 12. ve 13. yüzyıllarda, başkenti Diyarbakır olan Artukoğulları Beyliği günümüz sibernetik biliminin temellerini atacak çalışmalara sahne olmaktaydı. Artuklular, Melik Salih Nasıruddevle Mahmud döneminde, günümüz Diyarbakır surlarının İçkale bölümünde yer alan hükümdarlık sarayında, “Ebu’l-İzz” adlı mühendis tarafından yapılmış “Otomatik Makineleri” kullanmışlardı.

1136 doğumlu Cizreli Ebu’l İzz, yaptığı 32 yıllık çalışmalarını “Kitab-ül Cami-i Beyn-el İlm-i vel-amel En-nafi-i fî Sınaat-il Hiyel” isimli bir kitapta toplamış ve çalışmalarını ne maksatla yaptığını yine bu kitabın 50. sayfasında izah etmişti:

“Ben, bu kitabı, Artukoğulları’ndan Diyarbakır hükümdarı Ebü’l-Fetih Mahmût ibni karaaslan adına yazdım. Ben, bu değerli hükümdarın babasına ve kardeşine 25 yıl hizmet etmiştim. Bir gün, yaptığım makinelerden birini göstermiştim. O bu işimi büyük bir alâkayla tetkik etti ve bana “Dünyada eşi bulunmayan birşey yaptın. Emeğin boşa gitmeyecektir. Bana bütün yaptıklarını gösteren ve içine alan bir kitap yaz!” dedi. Ben de bütün enerjimi toplayarak, gücüm yettiği kadar çalıştım. Bu kitabı yazarak kendisine sundum. Kitabımı bir mukaddime, 50 şekil ve 6 kısım üzerine hazırladım.”    Okumaya Devam Et »

Bir Yorum Yapıldı

« Onceki