Eyl
07
2007
->
Şair: Erol Bağcı
Ben inandıklarıma inanırım inanmayacağımı bilerek
Her düşüncede üretmek adına yazmıyosam
Yuh derim kendime
Olur olmaz yerde durmam
Bilincimi yitirsem bile
Uykusuzluğa itilmişse türküler
Cahile kalmışsa nara atmalar
Uyanmamışsa hala anadolu
Buradaki bir torba kömüre şükrediyorsa
Yinede alın yazım diyorsa
Ben de derimki
Ananıda al git!
Ağu
26
2007
->

Bütün evren yazılı
İnsan denen sözde
İnsanın gizemi saklı
Bir avuçluk yüzde
Bulursun evrendeki anlamı
Nokta kadar gözde
Ne anlamı var anlamın
Senin gözlerinde
Benim bakışlarım
Benim gözlerimde
Senin bakışların yoksa
Ağu
24
2007

Her şey seni anlatır bana
Ayrılıkta yürek kavrukluğu
Kavuşmada yağmur ferahlığı
Gecenin siyah dokusu
Gündüzün ışıltılı coşkusu
Bana seni anlatır her şey
Her şey seni anlatır bana
Kalp desenli al mendil
Aşk kokulu pembe mektup
Mavilikte süzülen güvercin
Yeşillikte öpüşen balarısı
Bana seni anlatır her şey
Okumaya Devam Et »
Ağu
21
2007

Arzulanan hayalleri
Gerçeklerin içine serpiştirerek
Hayal kurgu bir dünyanın
Büyüsüyle beklentilere kapılma
Sonra gerçeğin soğuk ve keskin
Yüzüyle karşılaşmanın
Ruhta bıraktığı törpüyle
Şaşma, afallama, utanma
Ama hayatın
Çarkları arasında
Sıradanlığın
Erozyonuna dayanamama
Ve bu gelgitlerin
Hırçın gözyaşlarına rağmen
Çocukluğun masallarını
Unutamama
Ağu
19
2007

Belki seni
Benim sende bulduğum anlam
Sevdirdi bana
Kurumuş ağaç
Cansız beden
Işıksız güneş
Ve
Benim sevgim
Olmadan sen…
Tutku,
Başında taç yaptığı güle
Dikenin taşıdığı
Kıskançlık değil midir?..
Ağu
03
2007

Bir berber dükkanında
Kaynayan bir demlik cay
Sabah namazından gelen
Dedemin katladığı seccade
Sabah altıda gürültüyle
Açılan bakkal kepengi
Kuşluk vakti müşteri bulma
Umuduyla dolaşan gobit arabası
İlkokullu doğulu bir çocuğun
Başında simit tepsisi
Radyodan hışırtıyla gelen
Nihavend ezgi
Pazardan gelen teyzenin
Ellerinde sebze sepeti
Boyadığı ayakkabıların parlaklığıyla
Övünen çocuğun kirli elleri
Her sokak başında gelen
Yüzlerce çocuk sesi
Yere serilen sofranın
Üzerinde bakır sini
İhtiyar aşığın elinde
Toprak kokan bağlama
Başı dik doksanlık ninenin
Kesesinde demir para
Anamın elleriyle yaptığı
Bir kase çorba
Zihne gelen yansımalar
Kalbe gelen izdüşümler
Memleketim diyen iç çekmeler
Ağu
01
2007

Silik bir hülya denizinden
Belirginleşen siluet
Ardı sıra sürüyen beni
Dipdiri ormanlardaki yeşillik
Yağmurlarıyla ıslatan beni
Umudun umutsuzluktan yediği darbe
Düş kırıklığının özlemden çaldığı anlam
Delirten çıldırtan beni
Her sözde her özde okunan nağme
Anlatan, fısıldayan seni…
Tem
31
2007

Çölde millerce aç susuz yürüyüp
Tam vahaya ulaştım derken
Haince gülümseyen serap…
Yıllarca nice umutlarla bekleyip almak için
El uzattığında sırtta saklayan kırbaç…
Karanlık zindanlardan tam ışığa çıktım derken
Ruhu donduran zifiri yansıma…
Soğuğun yakması
Gülün batması
Havanın boğması
Yanaktaki anlamsız ifade
Gözaltında karaltı
Bakışlarda donukluk
Ve bütün zerrelerini vücudun titreten
Sessiz çığlık…
Hayal kırıklığı
Hayal kırıklığı…
Tem
29
2007

Çölün altın parlaklığındaki yalınlığı mı
Suyun iksir kıvamındaki duruluğu mu
Semanın rüya tadındaki sonsuzluğu mu
Senin kimyamı değiştiren aşkın mı
Mıknatıs gibi çeken beni
Meltem gibi serinleten beni
Tem
27
2007

Çağlayan gürlemesindeki
Sessizliği buldum sende
Anlamla anlamsızlığın
Buluştuğu çizgide
Tatla kokunun
Kesiştiği mevsimde
Şimşekler çakıp gökler yarılır
Dağlar yıkılıp denizlere kavuşur
Kamaşır gözlerim
Rengarenk bir beyazlıkta
Körlüğün getirdiği
En keskin bakışla…
Şimdi
Görünmeyen bir iksir
Kaplarken bedenimi
Kulağım sonsuzlukta
Melek nağmelerinin mesti
Toprakta cızırdayan yağmurun sesi
Ah ah diyen yüreğimin hevesi
Eritiyor, eritiyor, eritiyor kafesi
Gelir diye bir gün onun nefesi