Mar 26 2008

Yasalar ve Oluşumlar

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

“Jüpiter’in ayları, Evrensel Çekim Yasası ile hesaplanmış süreye göre, bazen sekiz dakika ileri, bazen de sekiz dakika geri olan bir fark oluşturuyorlardı. Bu fark Jüpiter’in Dünya’ya yakın olduğu konumlarda ileri, uzak olduğu konumlarda ise geriye doğruydu. Bu tuhaf bir durumdu. Evrensel Çekim Yasasına güveni olan Olaus Romer (1644–1710), bu durumda, ışığın Jüpiter’in aylarından Dünya’ya gelmesinin süre aldığı gibi ilginç bir sonuç çıkardı. Bu aylara baktığımızda, onların o andaki durumu değil, ışığın bize varması için geçen süreden önceki durumuydu. Jüpiter bize yakın olduğu konumda ışık daha kısa sürede, uzak olduğunda ise daha uzun sürede varıyordu. Bu yolla, Romer, ışığın hızını ölçmeyi başarmış, ışığın bir anda yayılmadığını ilk kez göstermiş oldu.” Fizik Yasaları Üstüne- Richard Feyman

Asırlarca, ışık, hem doğal, hem de doğaüstü oluşum olarak tanımlanır. İyi tanrılar, ışığa; kötülük dağıtan doğaüstü varlıklar, karanlığa; iyi insanlar, ışığa; kötüler, karanlığa eşitlenir.
İnsanlar aldanmamak, enerjilerini boşa harcamamak, gereksiz yere acı çekmemek, erken yaşta ölmemek için sağlam dayanaklara yaslanmalıdırlar. Bilinen en sağlam dayanak, doğa yasalarıdır. Doğadaki mutlak düzenin nedeni: değişmez ve çiğnenemez yasalardır. Doğa, yasaları ile hesaplar, uygular ve denge sağlar. Bu işlemler olurken hiçbir nesne, hareket ve hareket aralığına ayrıcalık tanınmaz. Örneğin, bütün varlıklar Evrensel Çekim Yasası etkisindedirler.
İnsanlara düşen görev, doğayı evrensel ölçülerle tanımak ve onu kısmen denetim altına almaktır. Bir doğa yasasını dayanak alan, başka bir yasanın bulunmasına, kalıcı bir ilişkinin yakalanmasına ulaşabilir.

Batı Avrupa’da, doğa yasaları belleklere taht kurmaya başladıktan sonra evrensel toplum yasaları ortaya çıkmaya başlar. Evrensel yasaların belleklere yerleşmesi sonucu:
+Yasaların üstünlüğü ilkesi,
+Suçun ve günahın ferdiliği ilkesi temel olur.
+Evrensel yasalar ile evrensel inanışlar yaratılır.
Avrupa’da, doğa yasalarını bulma çabaları Rönesans Dönemi ile hızlanır. Bu dönemde yaşayan bazı dahiler, insanı temel alırlar. İnsanın temel alınması, ona değer verilmesini zorunlu kılar. İnsana nasıl değer verilir?
A-Zorbaların baskısından kurtulur ve yasaların güvenliğinde yaşama kavuşur. Bilgi, beceri, araç-gereç artışı, çalışıp üretme etkinlikleri ile insan zorunlu ve yaşama süs katan ihtiyaçlarını temin eder.
B-Zorbaların ve zorunlu ihtiyaçların baskısından kurtulan insan, kul-kuyruk olmaya ve ayrıcalık peşinde koşmaya tepki gösterir. Böylece, birey olma, özgürlük, direnme gibi insani değerlere ihtiyaç ortaya çıkar. Birey olmayanlar insani değerlere tepki gösterir.
Günümüzde, bir uzaylı dünyamıza baksa şaşırıp kalır.
1-Dünyanın büyük kesiminde yoksul, hor görülen insancıklar var; doğa yasaları ile ilgili bazı sözcükleri tekrar ediyorlar, toplum kuralları güç ve baskı üzerine kurulmuştur. Zavallı insancıklar doğa ve doğaüstü liderlerine boyun eğiyorlar.
2-Dünyanın zengin toplumlarında yaşayanlara değer veriliyor, çoğunluk doğa yasalarını kavramış, evrensel toplum yasaları üzerine oturtulmuş ölçülü kurumlarla yönetiliyorlar. Değerli insanlar iyi yöneticileri görev başına taşıyor, doğaüstü varlıklarına teşekkür ediyorlar.
Uzaylı dünyaya bakmaya devam ederse yüzlerce çarpıklık görür:
—Zorba yönetimlerin baskısı altında yaşayan yoksul toplumlar savaşarak, savaş araç-gereçleri ithal ederek ellerindeki zenginlikleri tahrip ediyorlar. Buna karışın, yasaların güvencesinde yaşayan zengin toplumlar, doğayı tanıyıp denetim altına almak için çalışıyorlar.
—Yoksul toplumlardaki yönetici ve âlimler savaşları kutsuyor, yaşayan yoksul insanlarını horluyor, ölenlerini durmadan yüceltiyorlar. Buna karşın, zengin toplumlarda, insanlar savaşlara karşı çıkıyor, yaşayanlara önem veriliyor, ölenlere saygı gösteriliyor.
—Yoksul toplumlar değişmemeye, alışkanlıklarını olduğu gibi sürdürmeye; zengin toplumlar, değişime, daha iyi olmaya çalışıyor.
—Yoksul toplumlar geçmişi evrensel ölçülerle tanımıyor, ona küfürler-övgüler yağdırıyor; zengin toplumlar, geçmişi tanımaya çalışıyor, geçmişte yapılan hataları göz önüne alarak geleceği kurmaya gayret ediyor.
—Yoksul toplumlar, ayrıcalık; gelişmiş toplumlar özgürlük ile kalıcı mutluluğa koşuyor.
—Yoksul toplumlarda, baskı ve tehdit; gelişmiş toplumlarda, bilgi ve ikna yaygındır.
—Yoksul toplumlarda yaşayanların çoğunluğu tapınıyor (Boyun eğiyor), zengin toplumlarda yaşayanların çoğunluğu inandığı doğaüstü güçlere teşekkür ediyor.
*
Bir sistemin sahip olduğu enerji ile o enerjinin insanlar için kullanılabilir olması arasında kocaman fark, bazen uçurum vardır. Evrensel ölçülerle tanınan sistemlerin enerjileri kullanılabilir hale gelir. Bu tanıma insan toplumları dâhildir.
1-Toplumlarını evrensel ölçülerle tanıyan yönetimler, onları denetim altına alır, enerjilerini yararlı hale getirir. Günümüzde Batı ülkelerinde, yönetimler, toplumlarını ayrıntılı olarak tanırlar. Hastaları, özürlüleri, değişik alanlarda çalışanları, araç-gereç ihtiyacını bilirler. Sonuçta: toplumun enerjisi harekete geçirilir ve yararlı olarak açığa çıkarılır.
2-Geri toplumların güçlü ve kurnaz liderleri toplumlarını tanımazlar. Dolayısıyla, onların sahip oldukları enerjileri bilmez ve yararlı hale getirmeyi beceremezler.
**
Doğa yasalarını sözcük ve formül olarak ezberlemek, onları anlayabilmek etkinliğinden farklıdır.
1-Uygulama ile öğrenilen yasalar belleklere taht kurar. Örneğin, ampermetre ile kesiti bilinen bir iletkenden geçen akımı ölçen; akımın artırılması sonucu iletkenin ince bölümündeki erimeyi gözleyen öğrenci, akım miktarı-iletken kesiti arasındaki ilişkiyi kavrar.
2-Evrensel yasalarda ayrıcalık olamaz. Ayrıcalık ile birlikte yasa geçerliliğini kaybeder. Doğa, evrensel yasalarla sevk ve idare edilir.
A-Evrensel yasaların kaynağı nerededir acaba?
B-Eğer, “Evrensel Yargıç, evrensel yasaları ile evreni yönetir” diyorsanız, evrensel inanışa ulaşırsınız. Evrensel inanışa ulaşanlar, ayrıcalıkları kutsayan ilkel örf ve geleneklerin peşinde koşamazlar.
C-“Evrensel yasalar fasa fisodur. Kutsal örf ve geleneklere göre istediğine istediğini veren keyfi doğaüstü güçlere tapınıyorum!” diyor musunuz?
Çocuklara, gençlere, insanlara evrensel yasalar mı, ilkel örf ve gelenekler mi temel olarak öğretilmelidir?
Evrensel insani değerlere; bireyler ihtiyaç, kullar ve sahipler tepki gösterir.
Ülkemizde evrensel insani değerlere tepki mi, ihtiyaç mı oluşmalı?
Türkiye’de neden laiklik tartışmaları sürdürülüyor ve Evrensel Yargıç inanışı oluşmuyor acaba?

İlk Yorumu Sen Yap

Mar 07 2008

Gerçeklik Doğruluk ve Güzellik

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

fizik yasaları
Yazar: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Gerçek olan doğrudur ama güzelliği tartışılabilir.

Evrende bir başlangıç noktası yoktur. Görecelilik Yasası gereği, ölçüler, en az iki nesne, hareket ve hareket aralığı arasında olabilir. O halde, gerçekler nasıl ölçülür?
İnsanlar, doğrudan değil, belleklerindeki kavramlarla doğadaki nesne, hareket ve hareket aralıklarını ölçü ile tanımaya çalışırlar.
1-Basit kuralları bilenler basit ölçüler yaparlar. Basit ölçülerde, “Büyük, küçük, hızlı, yavaş, eski, yeni…” gibi katsayılar kullanılır. Basit ölçüm yaparların yargıları bulanık olur. Bulanık yargılarla gerçeklerin üzeri örtülür, doğrular bilinmez, güzellikler geçici olur. Ne yazık ki, günümüzde, çoğunlukla basit ölçüler kullanılır.
2-Evrensel yasalarla evrensel ölçüler yapılır. Evrensel ölçülerde, sayılar katsayı olur. Bunun için birim sistemi, evrensel dayanak noktası, ölçü aletlerine ihtiyaç olur.
Hem basit, hem evrensel ölçülerde:
A-Hainlik,
B-Cahillikten ötürü yanlış ölçü yapılır.
Yanlış ölçülerle, yanlışın miktarı ile orantılı olarak, kusurlu gerçeklere ulaşılır.
I-Bellek dünyasındaki kusurlu bilgiler, kusurlu yargılara;
II-Kusurlu yargılar kötü davranışlara neden olur.
Görecelilik Yasası gereği, birileri için, “Kötü” olan davranış, diğerleri için, “İyi” olabilir. O halde, “İyi ve kötü” davranışları evrensel tanımlanmadığı sürece tartışmalara, kavgalara neden olur. Evrensel tanım, evrensel yasalar ve ölçülerle mümkündür. Örneğin, evrensel kurallara uygun yapılan, evrensel ölçülerle sonucu tayın edilen bir spor yarışması doğru ve güzeldir. Buna karşın, basit ölçülerle belirlenen sonuç tartışmalı olur. Tartışma, gerçeklerin bilinmeyişinden ya da gizlenmesinden ortaya çıkar.
İnsanların acı çekmemesi, gelişmesi, mutlu olabilmesi için gerçekleri tanıması gerekir. Gerçeklerin gizlenmesi ya da tanınmaması ile insanlar hayali gerçekler peşine takılır. Hayali gerçekler süre içinde, “Gerçek” diye bilinir. Bu nedenle, bazı doğrular, toplumlara egemen sağduyulara göre değişir. Olayı bir örnek üzerinden açıklayalım:
(A), birey olarak yetişmiş, ölçülü davranan ve inançlı insandır.
(B), kul olarak yetişmiş, gönüllü olarak haklarından vazgeçen, ayrıcalık peşinde koşan, tapınan (Boyun eğen) biridir.
(C), evrensel ölçülerle (A) ve (B)’Yİ inceleyen gözlemcidir.
(C)’NİN evrensel ölçülerine göre:

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Şub 29 2008

Tutuculuk ve Muhafazâkarlık

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

“Önceleri bilinmeyen bu dil, birdenbire bütün mükemmelliği, esnekliği, sonsuz zenginliğiyle kendini gösterir; tek kelimesiyle, o zamandan beri (Göçebe şarkıları edebiyatının çıktığı MS. Altıncı yüzyıl) günümüze kadar önemli hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Onun için ne çocukluk, ne de yaşlılık vardır” Renan

1-Deneyle bir kez tesis edilen görüş (Düşünce), yeni deneylerin sonuçlarına kadar direnir. Sonra, bilimsel deney sonuçlarına göre, direnmeye devam eder ya da teslim olur. Bütün bilgiler deneyle kazanılır.
2-Sözlü olarak bir kez tesis edilen görüş, kaya gibi yeni sözlü görüşlere direnir ve hepsini boğmak ister. Bu konuda cinayetler dâhil her yolun kullanılmasını emreder.
Günümüzde:
A-Gelişmiş ülkelerde, bilimsel deneyle kanıtlanmayan görüşlere saygı gösterilir ama ciddiye alınmaz. Deneyle görüşlerini kanıtlayanlar değişik ödülleri hak eder.
B-Geri toplumlarda, egemen görüşler (Sağduyular) olur; bunlara zıt görüşler ileri sürenler her türlü cezayı hak eder. Geri toplumlarda, zahmetli ve pahalı olduğu için çoğunluk bilimsel deneyden kaçar.
Deney esaslı görüşler, evrensel ölçüleri; sözlü görüşler, basit ölçüleri kullanır.
Doğada göreceli olarak sonsuz akış vardır. Akış ile birlikte değişimler meydan gelir. Değişimler rasgele değil, yasalar içinde oluşur. Değişimleri evrensel yasalarla inceleyenler onları tanıma olanağına kavuşurlar. Böylece, göreceli olarak, neden-sonuç ilişkileri bilinir.
+Tanınan olaylar denetim altına alınır.
+Benzer etkiler, uygun koşullarda benzer nedenleri yaratır.
Eğer neden-sonuç ilişkileri bilinir ve ona uygun önlemler alınırsa; daha önceden yaşanan bazı acı gerçeklere engel olunur, yararlı gerçeklerin oluşması sürdürülür.
Süredurum Yasası, “Olduğu gibi varlığını sürdür!” der. Dış etkiler olmadıkça, nesne veya hareket, olduğu gibi varlığını sürdürür. Doğada sayılmayacak kadar dış etkiler sayısız değişimleri yaratırlar.
Değişimlere direnenlere, “Tutucu” adı verilir. Doğada tutuculuk yoktur. Örneğin, tutucu, ilerici, gerici, bağnaz… Her insan değişime uğrar.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Şub 23 2008

Çürüme ve Yenileme

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji, Tarih

Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Her nesne olduğu gibi varlığını sürdürmek ister. Dış etkiler varlıkların gelişmesine ya da dağılmasına neden olur. Dağılma ya da gelişme, rasgele değil, Evrim Yasası gereği ortaya çıkar. Dağılmaya yüz tutan nesneyi iyileştirmeye çalışmak oldukça tehlikelidir; nesne, iyileştirme esnasında dağılabilir. Bu nedenle, her iyileştirme hareketi, çürümeye yüz tutan nesneye yararlı olamaz. Nesne tanınmadan yenileme yapılamaz. Örneğin, çürüyen bir demir boru, çürüme miktarı ölçülmeden kumlanıp boyanamaz. Bu durumda, paslı boru kumlama ile darmadağın olabilir.

Bilgili bir insan:
A1-Borudaki pas (Çürüme) miktarını ölçer.
A2-Ölçülen pas miktarına göre temizleme türünü seçer.
A3-Temizlik yapıldıktan sonra boru boyanır.
Veya:
B1-Paslı boru tümden işlem dışı bırakılır, yerine yenisi kullanılır.
Böylece, boruda yenileştirme işlemi tamamlanır; istenmeyen patlama, çatlama, kırılma önlenir.
Toplumlarda yenilik için kapsamlı ölçüler yapmak gerekir. Yapılan ölçülere göre yeniliklerin türü belirlenir. Yeteri kadar tartışıldıktan sonra; yenilikler, uygulamaya konur. Örneğin, günümüzde, Batılı ülkelerden olduğu gibi alınan bir yenileşme eylemi Suudi Arabistan’da kabile savaşlarına neden olabilir. Bu durumda, hakiki Suudiler, “Gördünüz mü; yenileşme, bizim gibi kutsal toplumlara uygun değildir!” diye bağırırlar.

Osmanlı’da, yenileşme hareketleri ile birlikte dağılmalar hızlanır. Bu nedenle, Osmanlı toplumunu yüzeysel inceleyenler, “Batılıların verdiği reçetelerle Osmanlı dağıldı!” diye bağırırlar.
Günümüzde, Batılıların, Asya, Ortadoğu ve Afrika toplumlarına sundukları acı reçeteler ret ediliyor ya da kargaşalara neden oluyor. Bu durumda, geri toplumların alimleri ile yöneticileri kendi ilkelliklerini sorgulayacaklarına Batılı ülkeleri suçlayarak piri pak oluyorlar.
Benzer suçlamalar kendi toplumumuzda gözleniyor.
Üretmeyen bürokratlar, savaş kışkırtıcıları, tahrikçiler, silah ve uyuşturucu satıcıları, maşalar kısaca ayrıcalıkla beslenenler Batılı değerlere savaş açıyor. Acı gerçekleri yazanlar, söyleyenler, “Hain” ilan ediliyor.
Süre içinde tekrarlanan davranışlar alışkanlık halini alır.
A-Göreceli olarak gelişme göstermeyen alışkanlıklar toplumları çürütür. Çürüyen toplumlarda yıkıcı etkinlikler artar. Bilgi, beceri, araç-gereç birikimi ile çalışıp üretme artmaz. Böylesi toplumlarda, yenilikler, iç savaşlara ortam hazırlar.
B-Gelişmelere açık toplumlarda, yenilikler, toplumların ilerlemesine, gelişmesine aracılık eder. Toplumda sorgulama yaygınlaşır, bilgi, beceri, araç-gereç birikimi ile çalışıp üretme artar. Sürekli her alanda yeniliklere ihtiyaç duyulur.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Şub 15 2008

İmad Feyaz Mugniye

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji, Tarih

imad feyaz mugniye
Yıllardır öldürülmesi ya da ele geçirilmesi için çaba harcanan Şii lider Suriye’de öldürüldü. CIA, MOSSAD, Batılı istihbarat birimleri öldürme olayının içindedirler.
Imad Feyyaz, yıllardır saklandı, ortalarda gözükmedi, sadece güvendiği insanlarla görüştü ve değişik saldırılardan kurtuldu ama Suriye’de patlayıcılarla ortadan kaldırıldı.
Imad, Suriye ve İran istihbaratı ile içli dışlıydı. Bu nedenle, saldırılardan kısmen haberdar oluyor ve kurtuluyordu.
Imad, ortalıkta dolaşmadığından Batılı istihbaratçılar, kendisine, “Görünüşü bilinmeyen” adını verirlerdi. FBI, CIA, MOSSAD tarafından birinci derecede aranan biriydi. Değişik defalar görüntüsünü ameliyatlarla değiştirdiği sanılıyor.
Değişik uluslar arası olayları tertiplediğinden 1980’den beri INTERPOL tarafından da aranıyordu. Pek çok Amerikalıyı öldürttüğü ve değişik kanlı saldırılar tertiplediği iddia ediliyor.
Imad, oldukça zeki, hareketli ve göreceli olarak başarılı bir insandı.
*
Batılıların gözlüğü ile bakarsak; Imad Feyyaz, azılı bir teröristti.
**
Olaylara insan gibi evrensel ölçülerle bakmak gerekir. Bunun için uzaylı gibi oluşumlar hakkında ölçüler yapmak, yargıya varmak zorunludur.
Ortaçağ’da, Batı’da, egemen güçlere direnen sayısız dahi çıkmıştır. Bunlardan çok azı tarih sayfalarında okunur. Bilinenler kimlerdir?
1-Evrensel yasaları bizlere hediye edenlerdir.
2-Evrensel ve ölümsüz eserleri yaratanlardır.
Imad Feyyaz geride ne bıraktı?

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Şub 10 2008

İnsanın Gelişmesi

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

beslenme Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Irak, Türkmenistan, Azerbaycan gibi toplumlarda son derece uyuşuk insanlarla karşılaştım. Bunların uyuşukluğu ve çalışamadan kaçmaları beni hayrete düşürdü. Bu insanlar neden bu kadar uyuşuktur acaba?

İnsanın belleksel ve bedensel gelişmesi olur.
1-Belleğin gelişmesinde:
A-Beslenme,
B-Aile,
C-Çevre,
D-Eğiticiler önemli etkenlerdir.
2-Belleksel gelişme, beslenme ve yapılan bilinçli hareketler ile orantılı beden gelişir.
Bedenin gelişmesi ile anlatılmak istenen, sağlıklı ve ölçülü olmasıdır. İnsanlarda, göreceli olarak, denetim altında hızlı hareket edebilen, istenen hareketleri yapabilen, güçlü ve organları arasında uygun boyutlar olan bedenler istenir.
*
Kapalı toplumlarda, çocuğun aile, çevre ve eğiticilerden edindiği bilgiler asırlarca değişmez. Besinler ise çeşitlilik açısından sınırlı sayıda, günlük tüketilen miktar bakımından zengin ve yoksul ailelere göre değişir. Kapalı toplumlarda, onlarca asır, benzer bedenler, davranışlar, inanışlar izlenir.
1-Yoksul ailelerde beslenmenin yetersizliğinden ötürü ölüm oranları yüksek olur. Yaşayanlar, bilgi, beceri, araç-gereç ve servet yoksunu olduklarından zorunlu ihtiyaçlarını temin etmenin ötesine geçemezler.
2-Göreceli olarak, varlıklı ailelerde beslenme yeterli olur ama sınırlı bilgi, beceri, araç-gereç birikimi ile değişmeyen çevre çocuklarda gelişmeye engeldir. Zaten, çocuklar, baba veya dede kadar bilgili, becerikli olabilmeyi amaçlar. Çocuk, baba veya dededen bilgili olmayınca; toplum, gelişmez.
Kanlı kavgalar, tuzaklar, saldırılar sonucu kapalı toplumlarda ölüm oranları oldukça yüksektir.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Ara 05 2007

Alışkanlıklar ve Gelişme

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

sağduyu Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

İnsanların, kurumların, toplumların ilerlemesi için yapıcı alışkanlıkların geliştirilmesi, yıkıcı olanların terk edilmesi gerekir.

İnsanlar alışkanlıklarını atalarından miras alır ya da kavramlarla kazanırlar. Belli sayının üzerinde yapılan davranışlar alışkanlık haline gelir. Örneğin, bisiklete ilk defa binen bir çocuk düşebilir. Süre içinde bisiklete denge sağlamayı öğrenir ve davranışını alışkanlık haline getirir. Bir davranışın alışkanlık haline gelmesi, 60.000–80.000 tekrar ile olur. Dış dünyada 60.000–80.000 tekrar yapmak için bellek dünyasına milyarlarca benzer sinyalin kayıt edilmesi gerekir.

1-Bellek dünyasındaki kayıtların enerji düzeyini azaltmadan, dış dünyadaki davranışlar değişmez.
2-Dış dünyada değişik baskılarla denetim altına alınan davranışlar, bellekte ilgili kayıtların enerji düzeyinin azalmasına neden olabilir. Örneğin, parmağını gereksiz oynatan (X) olsun. (X)’İN parmağının uzun süre bağlanması ile davranış değişime uğrar. Ancak, bu davranış değişikliğinin olması için bellekte davranış değişikliğinin onaylanması gerekir. “Ben parmağımı tekrar oynatacağım!” diyen (X), parmağının serbest kalması ile eski alışkanlığına devam eder. Çünkü: Bellekte yapılan tekrarlarla enerji seviyeleri azalmaz.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Kas 24 2007

Yoksul Çocuklar

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

yoksul çocuk Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

İletişim olanaklarının artması ve hızlanması ile dünyadaki olaylar kısa sürede yaşadığımız mekânlara taşınıyor. Bazı çarpıcı görüntüler günlerce, aylarca belleklerden silinmiyor. Özellikle, doğal felaketlerin sıkıntılarına katlanan yaşlı, hasta, çocuk ve kadınların durumları çoğunluk insanları üzüyor.
Bangladeş’teki doğal felakete uğramış insanları izliyorum; kadınların kucağında, sırtında, yakınlarında çocuklar gözüküyor. Her yer yoksul ve çaresiz insanlarla dolu.
*
Japonya’da yapılan araştırmalara göre, doğum oranları hızla düşüyor. “Ya iş, ya çocuk” tercihine; genç bayanlar, “İş” diyor. Japon bayanlar, çocuk dünyaya getirmenin sorumluluğunu yüklenemiyor. “Çocukların büyütülmesi, eğitilmesi zordur” diyorlar.
Japonya’da, 1950’li yıllarda doğum oranı binde yirmi beş, 1970’li yıllarda binde on beş, 2000’li yıllarda binde on civarındadır.
1-Japonya’da çekirdek ailenin yaygınlaşması ile çocuk bakımı sıkıntıları artar ve doğum oranı düşmeye başlar.
2-Çalışma sürelerinin uzunluğu doğum oranının düşmesi için başka nedendir.
3-Hayat pahalılığı, çocuk dünyaya getirmeyi düşünen aileleri korkutuyor.
4-Kadın ve erkekler arasında evlenme yaşları yükselir, evlenme oranları düşer.
5-Bazı bayanlar çocuk yapmaktan kaçınır.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Kas 15 2007

Canlı Bombalar

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

Canlı Bomba Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Dünyadaki bütün çabalar insan içindir.

İletişim olanaklarının artması ve hızlanması ile pek çok insan dünyadaki olaylardan kısa sürede haberdar oluyor.
1-Gelişmiş ülkelerden çalışıp üretme sonucu yeni ürün, buluş, gelişme, yatırım haberleri dünyaya yayılıyor.
2-Geri toplumlardan savaş, kıtlık, yıkıcı olaylar, salgın haberleri geliyor.
Dünyada doğal ve insani oluşumlar vardır.
A-Doğal felaketler ile ilgili haberler çoğunluk insanları üzüyor. Doğal felaketlerle ölümler, yaralanmalar, salgınlar, kıtlıklar ortaya çıkıyor. Bunlarla ile ilgili haberler iletişim araçlarından eksik olmuyor.
B-İnsanlar, asırlardır basit ya da evrensel kurallarla değişik etkinliklere girişirler. Bu etkinlikleri göreceli olarak, yapıcı ve yıkıcı diye ikiye ayırmak mümkündür. Yapıcı ve yıkıcı etkinlikler sayılmayacak kadar değişik çeşit ve miktardadır. Bunlardan etkili olanları iletişim araçlarında gözüküyor.
C-Hem doğal, hem insani etkilerle ortaya çıkan iklim değişimleri, çevre sorunları gündemi sürekli meşgul ediyor.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Eyl 08 2007

Tehlike Nedir?

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji, Bilim

tehlike Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Felaketin kendisi kadar korkusu insanlar için yıkım olabilir.

Doğa yasaları temeldir. İnsan, doğa yasaları gereği, yok olmak ve acı çekmek istemez. Ölme ve acı çekmeye neden olacak oluşumlar, göreceli olarak, “Tehlike” adını alır; insanlarda ve canlılarda korku duygusunu yaratır.
İnsanlar:
A-Bu dünyada,
B-Ebedi olan öte dünyada yok olmak ve acı çekmek istemezler.
Demek ki, tehlike, bu dünya ve öte dünya içindir.
Bu dünya tehlikeleri:
A-Bellekte,
B-Dış dünyada olur.
Doğanın Birinci Yasası, sevgiyle, “Yaşa ve yaşat!” emrini verir; yaşama (umut) duygusunu yaratır.
Doğanın Üçüncü Yasası, öfkeyle, “Öl ve öldür!” der; korku duygusunu yaratır.
İnsanlar, doğadaki nesne ve hareketleri belleklerindeki kavramlar üzerinden tanırlar.
Bu dünya ile ilgili olarak:
1-Bellekte olan tehlikeler olabilir; sanal tehlikelerdir. Vesveseler, kuruntular, değişik önyargılar…
2-Bilinçli tanınan dış tehlikeler olur; nesnel tehlikelerdir.
İnsanlar, göreceli olarak, hem nesnel, hem de sanal tehlikeleri sınırlı miktarda tanırlar.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Sonraki »

eXTReMe Tracker