Tem 29 2007

İnsanlara Ne Öğretmeli?..

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

brain pressure Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.
X yıldızının Y uydusunda canlı yaşam olsun.
Y’Lİ A, Irak’a; Y’Lİ B, İsveç’e iniş yapsın. A ve B, Y’YE geri döndüklerinde; Dünyadaki insanlar hakkında, kendi yaratıklarına neler anlatırlar?

İnsanlar zorunlu ihtiyaçlarını temin edemediklerinde normal insani davranışlardan uzaklaşırlar. Uzaklaşma, zorunlu ihtiyaçları temin edememe süresi ile orantılıdır. Uzun süre aç, susuz, uykusuz, acı çekenler normal bellek etkinliklerini yitirirler. Tahrip olan beyin hücreleri sayısı ve bağlantısı ile orantılı normal olmayan davranışlar yaparlar. Normal insani ilişkilerini yitirenler, ne yazık ki, ölçülü davranışlarına yeniden kavuşamazlar. Çünkü: beyin hücreleri kendini yenilemez.
Normal insani davranışlardan uzaklaşanlar sadece kendileri için değil, toplum için büyük sıkıntılar yaratırlar.
Beyin hücreleri için:
A-Duyu organları üzerinden belleğe iletilen elektriksel sinyallerin süresi,
B-Sinyallerin şiddeti önemlidir.
Belleğe iletilen sinyaller beyin hücrelerinin ısınma ve tahrip olmasına neden olur; acı duygusu ortaya çıkar.
Acı çekmenin türü, yani belleğe aktarılan sinyallerin nereden geldiği önemli değildir. Bunu birkaç örnekle açılayalım.
1-Depremde beyin hücreleri şiddetli dış etkilere uğramış olanlar uzun süre normal insanlar gibi davranamazlar.
2-Bir yangının ortasında kalan insan uzun süre kötü etkiden kendini kurtaramaz.
3-Uzun süre açlık-susuzluk çekmiş insan normal davranışına kolay kavuşamaz.
4-Bedeni bir yere sıkışan ve acı çeken insan, kurtulduktan sonra kâbusu üzerinden kolay atamaz.
5-Boğulma tehlikesi atlatan bir insan uzun süre normal insanlar gibi davranamaz.
6-Şiddetli patlamaların etkisinde kalmış olanlar, uzun süre, bazen ölünceye kadar ürkek, çekingen davranırlar.
7-Sürekli tehdit altında yaşayanlar, yani korkunun korkusu ile arkadaş olanlar yaşama küserler.
Örnekleri çoğaltmak mümkündür.
—Şiddetli dış etkiler; deprem, patlama, yangın, sel, boğulma tehlikesi, basınç altında kalma, toplu kanlı mücadele olan savaş ve savaş tehlikesi (Korkunun korkusu) beyin hücrelerinde arızalara ve tahribatlara neden olur.
—Beyin hücreleri tahrip olanlar normal insan davranışlarının sınırları dışında hareket ederler.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Tem 25 2007

Batı Avrupa’da ve Ortadoğu’da Ters İşleyişler

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

Tarihteneski Yorumlar Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.
Batı Avrupa’da asırlarca Hıristiyan kuralları egemen olur. Hıristiyan kuralları sert ve acımasızdı. Çünkü: Sınırlı bilgi, beceri, araç-gereç ve ürün miktarı, yöneticileri, yönetilenleri katı yapıyordu.
1-Ürün kıtlığı çoğunluk insanları vahşi, acımasız ve bencil yapar.
2-Ürün kıtlığı ayrıcalık ihtiyacını yaratır. Ayrıcalık, başkasının hakkına bedava el koymadır. Ayrıcalık, özgürlüğü ayaklar altına almadır.
Batı Avrupa’da, eğitim, asırlarca Hıristiyan dinsel liderlerin denetiminde kalır. Latince öğrenme, Latince Kutsal metinleri okuyup yorumlama eğitimin özüydü. Bu eğitim sayesinde İngiliz, Fransız, İtalyan, Portekiz, İspanyol zengin din adamları ve soyluları Latince ile aralarında iletişim kurabiliyordu. Belirli sürelerle Papanın emri ile bir araya gelen dinsel liderler, dinsel ve dünyasal konuları tartışıyorlardı.
I-Dinsel liderler arasındaki tartışmalar sonucu Batı Avrupa’da bilgi birikimi hızlanıyordu.
II-Dinsel liderler ortak olarak yeni bilgilere ve Kilise sistemine karşı olanlara sert önlemler alıyorlardı.
+ Kurallar kurumları yaratır.
+Kurallar insanların yöntemli düşünmesini ve davranmasını temin eder.
+Egemen kurallar toplumlarda ortak davranışlar yaratır.
Kilise kuralları, göreceli olarak, başta Hıristiyan dinsel liderler olmak üzere Hıristiyan liderleri yöntemli olmaya zorluyordu. Kilise eğitiminde Kilise kuralları ve düşünce esas alınırdı. Yalnız, Kilise kuralları ve düşünce sistemi kusurluydu. Kusur sonucu; sözde doğaüstü, yaşamda doğa temel alınıyordu. Örneğin, Kilise, Avrupa’daki verimli arazilerin yüzde kırkına sahipti. Bu araziler dinsel liderler tarafından ekilip biçiliyordu. Ekip-biçme işlerinde köle kadar haklara sahip köylüler (Serfler) çalıştırılırdı. Piskoposlar (Başpapazlar), Kilise gelirlerinin yüzde yirmi beşini alıyordu. Avrupa’nın sayılı zengin kişileri başta Papa olmak üzere piskoposlardı.
Batı Avrupa’da dinsel liderlere gerekli saygıyı göstermeyen, yalan yere yemin eden, Baba-Oğul-Kutsal Ruh adına yemin edenler acımasızca cezalandırılıyordu. Cezalar ölüm, dil kesme, katıksız hapis, sürgün olabilirdi. Köylüler ve sırdan insanlar doğaüstü varlıklar adına yemin edemezlerdi.
Doğaya yaklaşan, tanıyan, onu kısmen denetim altına alanlar değerli olur. Göreceli olarak, bazı Hıristiyan dinsel liderler oldukça kurnaz ama değerliydi. (Günümüz Türkiye’sinde, örneğin, maaşı ile geçinen soylu öğretmenler mi, kamu kurumlarını soyduran hırsızlar mı daha değerlidir? 2000’li yıllarda değerli zengin hırsızlara boyun eğenleri gördükçe, Ortaçağ değerli dinsel liderlerine edecek sözler sınırlanıyor.)

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Tem 10 2007

Batı’da ve Doğu’da Sesini Duyurma

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

Sesini DuyurmaYazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Yedinin uğurlu sayı olduğu söylenir.

Bazı televizyon kanalları, Batıda, sanatçıların ve sivil toplum kuruluşlarının, “Küresel Isınma” ile ilgili etkinliklerini yayınlıyor. İnsanlar, neşe içinde etkinlikleri izliyor, dinliyor ve diğer insanları, “Küresel Isınma” konusunda duyarlı olmaya çağırıyor. Asarak, keserek, bombalar patlatarak çağrılarını yaymaya, duyurmaya çalışmıyorlar. Eğer çağrıları insanlara iyilik yapmaksa; doğru bir yol ve yöntem benimsemiş oldukları söylenebilir. Çünkü: Vurma, kırma, öldürme, yaralama ile insanlara kalıcı iyilik yapılamaz. “Küresel Isınma” konusunda çaba harcayan insanlar sevgi ve ikna ile amaçlarına koşuyorlar. Amaç ve amaca koşma eylemleri açık-seçik gözler önündedir.
Bu eylemlerden kişisel kazanç edinenler var mıdır? Bilemiyorum.
Bir uzaylı gibi, oluşumlara baktığımızda; Batılı sanatçıların, sivil toplum kuruluşu yöneticilerinin davranışlarının çoğunlukla insanlara yararlı olduğu sonucuna varırız.
Aynı gün, televizyon kanallarında Irak’taki kanlı etkinlikler, özet olarak, “Üç ayrı intihar saldırısı ile 270’den fazla sivil öldü. Çok sayıda yaralı var. Bu arada bir Amerikan askerinin öldüğü söyleniyor. Amerikan askerinin nasıl öldüğü henüz açıklanmadı…” veriliyor.
Ortadoğu’da, öfke ile eylemlere sürüklenen kullar, dinine, mezhebine, etnik kökenlilerine, toplumuna hizmet ediyor.
I-Kanlı eylemlerle birileri gizli amacına koşuyor.
II-Öldürme eylemlerinde birileri maşa oluyor.
Tekrar bir uzaylı gibi Ortadoğu’daki kanlı eylemlere bakalım:

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Tem 03 2007

İnsanların ve Toplumların Gücü Nasıl Hesaplanır?

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

muscleYazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.
Güç, birim sürede üretilen, tüketilen ya da sahip olunan enerji miktarıdır.
1-İnsan ömrünü birim süre alırsak; insan gücü hesabının yanlış olacağı görülür. 2-Eğer evrensel süreyi temel alırsak; insan gücü hesabı sürekli değişir. İnsanın sahip olduğu enerjinin miktarı ve kararlılığı önemlidir.

İnsanların toplam enerjisi:
1-Bellekteki etkin enerji miktarı,
2-Bedenin sahip olduğu enerji miktarı toplamıdır.
İnsanlar, belli sürelerde bu enerjileri değişik oluşumlara yönlendirir; güçleri ortaya çıkar. Örneğin, (X1) ve (X2) güreşçileri karşı karşıya geldiğinde, bellek enerjileri ve beden kuvveti ile kurallar içinde rakiplerini alt etmeye çalışırlar. Bazen, güreşçiler, enerjilerini mümkün olduğu kadar bütünü ile harekete geçirir; böylece, tepe güçleri açığa çıkar.
(X1) ve (X2) güreşçileri birbirlerini alt etmeye çalışıyor.
(X1) kurallar içinde yarışıyor.
(X2) hileli yiyecek, içecek ile geçici güç kazanmış olsun.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Haz 05 2007

Aldatma ve Aldanma

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

pinokyoYazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Aldatmayı alışkanlık haline getirmiş olanlar aldatılmaya hazırlıklı olmalıdır.

İnsanların bellek ve dış dünyaları vardır. Her iki dünyada denge zorunludur.
a-Doğal denge vardır.
b-Kavramlardan kaynaklanan dengeler olur.
Bellek dünyası ile dış dünyada oluşan doğal dengeler arasında zıtlık olmaz. Zıtlık, yalandır. Doğada yalan yoktur. Zıtlık, kavramlardan kaynaklanan dengeler arasında olur. Yalanın değişik nedenleri olur. Bellekte birden fazla denge noktası (amaç) belirlenir; dış dünyada, sözcüklerle biri, uygulamaya diğeri konur. Böylece, yalan ortaya çıkar.
İnsanlar, doğa yasaları gereği, toplu halde yaşar. Toplu halde yaşamanın kuralları olur. Toplu yaşama kuralları, belleklerdeki bilgi birikimi ile değişime uğrar. İnsanlar vahşi yaşamdan kurallarla uzaklaşır. İlkel kurallar, toplumun vahşi yaşama yakınlığını gösterir. Toplumlar vahşi yaşamdan uzaklaştıkça, medeni yaşama yaklaşırlar.
Toplumlarda yaşayan insanlar ihtiyaç nedeniyle yalancı olurlar. Yalana neden olan ihtiyaçlar:
A-Bu dünya için yalan söylenir.
1-Kazanç temin etme, şan şöhret edinme, rahat yaşama kavuşma, hemcinsinin üstüne çıkma çabası;
2-Acı çekme ve yok olma tehlikesini atlatma ihtiyacıdır. Yalan ile acı çekme ve yok olma tehlikesi kalıcı olarak ortadan kaldırılamaz. Kurallar çiğnenir, gerçekler gizlenir.
B-Öte dünya için yalana başvurulur. İnsanlar cehennem ateşinden korunmak için yalancı olabilirler.
İnsanlar yalan söyleyerek, hemcinslerini aldatır ve gerçekleri gizlerler. Gerçeklerin yok edilmesi, daha doğrusu gizlenmesi ile toplumdaki kötülükler her geçen çoğalır. Doğada, neden-sonuç ilişkisi içinde sonsuz akış vardır. Benzer nedenler, benzer sonuçları doğurur. Kötü sonuçları yaratan etkiler gizlendikçe, yok edilmedikçe, benzer koşullarda yeniden ortaya çıkarlar. Yalan, göreceli olarak, kötü nesne veya davranışı gizlemektir. Gizlenen kötü davranışlar, uygun koşullarda yeniden tekrar edilir. Tekrar etme sayısı çoğaldıkça, toplumdaki kötülükler sayı ve cins olarak artar.
Bir toplumda ne kadar yalancı varsa, o toplumda o oranda kötülükler yaygın olur. Yalan veya yalancı sayısı ile toplumdaki kötülükler arasında kopmaz bağlar vardır. Yalan, aldatma davranışlarını yaratır.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Nis 23 2007

Günümüzü Geçmişe Taşımak

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

Sözcük ve İçecekYazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

İnsan dâhil doğadaki bütün nesne ve hareketler doğa yasalarının denetimindedir. Doğa yasaları asla taraf olmaz ve hiçbir nesne veya harekete ayrıcalık tanımaz. Bütün canlılar, Süredurum Yasası gereği varlıklarını ve türlerini sürdürmek isterler. Süredurum Yasası, alışkanlıkların kaynağıdır.

1-Doğada sonsuz bir akış vardır; bu akış asla geriye döndürülemez.

2-İnsanlar doğadaki akışın içinde değişerek yol alırlar.

Doğadaki değişimler, dış etkilerle orantılı, Evrim Yasası gereği oluşur. Örneğin, bir kuzu rasgele büyümez ve bir gecede koyun olamaz.

A-Doğadaki değişimler süreklidir.

B-İnsanlar doğadaki nesne ve hareketleri sözcüklerle tanımlar. Ne yazık ki, sözcüklerin gelişmesi, doğadaki akışa yetişemez. Bu durumda, sözcükler, nesne ve hareketleri eksik ve kusurlu tanımlar. Örneğin, günümüzde, “Bira” sözcüğü ile tanımlanan nesne, 2000 yıl önce, “Bira” sözcüğü ile tanımlanan nesneden oldukça farklıdır. Süredurum Yasası gereği, insanlar, günümüzdeki sözcükleri geçmişe taşırlar. Böylece, bazı güncel kavramlar, pürüzsüz sıvılar, renkli nesneler, hatta bazı 20.Yüzyıl alet-edevatları 2000 yıl öncesine taşınır. 

*

Yerleşik olmayan toplumlar, yerleşik toplumlardan bazı yenilikleri öğrenirler. Öğrenme, dış etkilere bağlı olarak uzun sürede gerçekleşir. Kapalı toplumlarda, yeniliklere, Süredurum Yasası gereği, şiddetli tepki oluşur.

 Göçebeler, yüzlerce asır avcılık ve hazır yiyecek-içeceklerle yetinirler. Ekip-biçme sonucu ortaya çıkan ekmek, bira, şarap, taneli yiyecekleri pişirme… yerleşik toplumların insanlığa hediyesidir.

 Yerleşik toplumlar kimlerdi ve sayıları ne kadardı?

 Bütün ilkel toplumlarda nüfusun yüzde 2-8’i yerleşik özellik kazanır. Bunlar, ihtiyaç gereği, sabit çadır ya da kulübelerde yaşar. Ekip-biçme güçsüz insanların işi olur. Güçlüler, düşmanla savaşır, hayvanları ile dağlarda-ovalarda dolaşır. 

 Yerleşikler yaptıkları bazı yenilikleri güçlü liderlere sunarlar. Bazı güçlü liderler, yaşlanınca tapınaklara yakın yerlerde konaklar. Günümüze izleri kalan pek çok tapınak, güçlü liderlerin eserleridir.

**

Bira, şarap, papirüs, kil tablet, süs eşyaları, kap-kacak… yerleşik toplumlarda (Sümerlerin %1-3’i yerleşik durumdaydı) kullanılır.

***

I-Eski toplumlarda kullanılan bazı nesneleri tanımlayan sözcükler günümüze ulaşmış; ama, nesneler çoktan ortadan kalkmıştır. Bizler farklı nesneleri, atalarımızdan ödünç aldığımız sözcüklerle tanımlıyoruz. 

II-Günümüzde, nesne tüketimi doğrudan ekonomik güçle ilişkilidir.  Halbuki, atalarımız bizlerden farklı alışkanlıklara sahiplerdi. Örneğin, Bizans’ta, mor renk saraya aitti. Benzer biçimde bazı nesnelerin tüketimi kutsal kişi ve yöneticilerle sınırlıydı. Zaten, sıradan insanlar, kutsal sayılan ya da değerli olan nesnelere ulaşamazlardı.

****

“İnsanlar iki oluşum arasında bir benzerlik yakaladıklarında; birinde doğru olarak gördüklerini, farklı olan diğerine atfetmekte bir sakınca görmezler.” Descartes I. Kural.

*****

Tarihi kalıntılardaki bulguları genelleştirmek insanları yanılgılara sürükler. 

İlk Yorumu Sen Yap

Nis 23 2007

Bilgeler Topluluğu

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

Bilgeler TopluluğuBu yazıda gelin beraberce hayali bir Bilgeler Topluluğu tasarlayalım. Hatta beraberce bir Platon’ un Devlet’ i veya Lock ve Rousseau gibi aydınlanmacıların Toplum Sözleşmesini yazdıkları gibi filozofça bir eda ile tanımlarımızı ortaya koyalım:

BİLGELER Topluluğu

Tanımlar:

1. Bilgeler topluluğu, toplum içinde birbirinden kopuk halde yaşayan ancak aynı yüksek değerlere sahip insanların birbirini tanımasını, desteklemesini ve birbirine karşı sorumluluk taşımasını sağlayan bir yapılanmadır. Bu hareketin temel felsefesi, toplum içinde yüksek bir seciye gösteren ve mesleğinde en iyi noktaya gelmeye çalışan insanların, toplum içinde kaybolmasını engelleyip örgülenmesini ve kenetlenmesini sağlayarak, top yekûn bir toplumsal uyanmaya ve ilerlemeye yol açmaktır.

2. Bilgeler hareketi, herhangi bir siyasi veya ticarî amaç gütmez. Olabildiğince hayatın içinden bir yapılanma olarak, “vatanına en iyi hizmet eden, görevini en iyi yapandır” temeline dayanır. Özü karşılıklı çıkar ilişkisi değil, sorumluluk ve fedakârlık duygusudur. Nasıl ki bir insan kendi öz kardeşinin veya çocuğunun mutlu, başarılı ve güvende olmasını ister ve dolayısıyla ailesine karşı bir sorumluluk taşırsa, aynı duyguyu diğer bilge kardeşine karşı da taşımasını ve bunu eyleme dökmesini öngörür.

3. Bilgeler, adı üstünde, yaşadığımız hayatta en yüksek değerin erdeme götüren bilgi olduğuna inanan ve her an bu yolda mesafe kat etmeye çalışan insanlardır. Kendi mesleklerinde ülke seviyesinin üzerine çıkarak dünya çapında bir noktaya gelmek en büyük emelleridir. Ancak bir yandan da diğer tüm bilim ve sanat dalları hakkında söz sahibi olan insanlardır. Doğal olarak en büyük hazinenin çalışmak olduğuna inanırlar.

4. Doğruluk, onur ve tevazu onları tanımlayan sözcüklerdir. Yalanın, tüm kötülüklerin anası olarak, başta söyleyen kişiyi aldattığının ve zayıflattığının bilincindedirler. Bilge olmak, sosyal açıdan özetle tek bir kelimeden ibarettir: vefa.

5. Hayatta beş temel değerin önemini bilirler: Bunlardan birincisi vatan kavramıdır. Vatanı olmayan bir insanın, sahip olabileceği başka bir şey de kalmamıştır. Kurtuluş Mücadelesindeki “Ya İstiklâl Ya Ölüm” ifadesinin yankısını yüreklerinde hissederler. İkincisi bizi seven insanlardır. Bizi seven insanlar, yaşam ışığımızdır. Üçüncüsü bizim sevdiğimiz insanlardır. Dördüncüsü sağlık ve beşincisi ise kendi cebinin olması yani bir akara sahip olmadır. Kimsenin minnetini çekmeden kendi ayakları üzerinde olmasını bilen güçlü kişiliklerdir.

6. Bir bilgenin hem yaşamının özü, hem yaptığı tüm işlerin ayrıntısında aradığı Tanrı’nın yüceltilmesinden ibarettir. Tanrı arayışının, bir insanın içinde taşıdığı en asil değer ve seciye olduğuna ve bu arayışı son nefesine kadar sürdürmenin, amacın ta kendisi olduğuna inanırlar.

Yapı:

1. Bilgeler topluluğu hiyerarşik bir yapılanma değildir. Beyin hücreleri gibi, her bir birey, tüm beyni besleyen bir merkezî birimdir. Bu nedenle bu yapılanmanın sembolü dairedir. Dairenin çemberindeki her bir nokta gibi her bir birey de merkeze aynı uzaklıktadır.

2. Bilgeler, bilinçaltı arşetip düzeyinde insanlığın ortak bir bilinci paylaştığının ayrımındadırlar. Bilgeler hareketinin temeli “Hepimiz Biriz” ve “İçimizdeki Tek” ifadeleridir.

3. Bu yapılanmanın doğal bir uzantısı olarak doğrudan demokrasi ile yönetilir. Herkesin bir oyu vardır ve herhangi yapısal bir karar üyelerin tamamının onayı ve rızası alınmadan verilemez, değiştirilemez.

4. Bilgeler topluluğunun en büyük amacı ve değeri bizzat bireydir. Her bir birey, kendi meyvesini veren ayrı bir tohum niteliğindedir ve kendi özelliklerine göre bir hava, su, toprak, ışık karışımına gereksinim gösterir. Bilgeler hareketi bu nedenle, her bir üyesinin kendi yeteneklerini sonuna kadar ortaya koyabileceği ortamı sağlar.

5. Bilgeler topluluğu, tanımlar bölümünden de anlaşılabileceği üzere niteliğe önem verir. Nicelik ikinci plandadır, hatta niceliğin niteliği düşürme olasılığı her zaman akılda tutulur ve dengesiz büyümeden kesinlikle kaçınılır.

6. Bilgeler hareketi, gönüllülük esasına göre işler. Topluluğa girdikten sonra çıkmak isteyen birinin bunu bildirmesi yeterlidir. Kimse kendisini iknaya çalışmayacaktır.

7. Toplulukta gizlilik değil şeffaflık ve açıklık esastır.

8. Bilgeler topluluğu güç mücadelesinde olan bir yapılanma değildir. Tek amacı toplumsal bilinçlenme ve farkındalığın artırılması ve bir sonraki kuşağa güzel bir dünyanın sunulmasıdır. Ancak birbirine bu kadar kenetli böylesine kaliteli insanlardan kurulu bir yapının, doğal olarak zamanla tüm dünyada söz sahibi olacağı kendiliğinden öngörülebilir. Her ne kadar güç mücadelesi gibi bir gayesi bulunmasa da, her bir bilgenin içinde, tüm dünyayı yeniden tanımlayarak ve düzenleyerek değiştirme azmi ve ateşi vardır.

9. Bilgeler topluluğu yaşamın içindendir, hatta yaşamın bizzat kendisidir. Bir bilge, öncelikle kendisini sever ve saygı duyar. Kendine saygısı olmayan bir insanın başka bir insanı sevebileceğini beklemek gerçekçi değildir. Ardından ailesi gelir. Bilge ailesini sevdiği ve sorumluluk taşıdığı gibi, akrabalarını ve komşularını da sever ve onlara karşı sorumluluklarını yerine getirmeye çalışır. Aynı şekilde memleketini ve tüm vatanını kendi ailesi gibi görür. Yine aynı şekilde onun için tüm dünya, insanlığın büyük sülalesidir ve “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesi gereğikendisi tüm
dünyaya olumlu katkıda bulunmak ister.

10. Bilgeler topluluğunun başlangıç noktası kavramlardır. Diğer bir ifadeyle felsefedir. Öncelikle tüm dünyayı yeniden tanımlayacak bir felsefenin geliştirilmesinin gerekliliğine inanır. Amacı beş yüz yıl sonrasına bile ışık tutabilecek bir bakış açısı ortaya koymak ve yeni bir rönesansın kıvılcımını atmaktır. Ancak bunu yaparken en büyük besin kaynağı yine de zamanı eskiten bilgelikten başkası değildir. Bu, bütüncül bir yaklaşımdır; matematikteki şiiri ve şiirdeki matematiği aynı yoğunlukta algılar ve kavrar. Tüm bunlarla birlikte topluluk, eyleme dönüşmemiş bilginin anlamsız
olduğuna inanır ve bu felsefi derinliği etkinliğe dönüştürmenin yollarını arar.

11. Yaşamın bizzat içinden olan topluluk şekilsellikten tamamen uzaktır; bu nedenle herhangi bir ritüeli yoktur.

Sonuç: Hayali dahi olsa böyle bir kulübü tasarlamak çok eğlenceli bir deneyim oldu değil mi?.. Katkılarınızı her daim beklerim. Saygılarımla…

İlk Yorumu Sen Yap

Nis 15 2007

Kitle Hareketlerinin Anatomisi

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

Kitlenin İçinde Erimeİnsanoğlu büyük adam olmak için heveslerle doludur fakat bir gün anlar ki sadece bir küçük adamdır; mutlu olmak için heveslerle doludur fakat bir gün anlar ki sadece mutsuzdur, mükemmel olmak için büyük hevesler taşır fakat bir gün anlar ki sadece kusurlarla doludur: insanlar tarafından sevilen ve sayılan bir kimse olmak için devamlı ümitler taşır fakat bir gün anlar ki kusurlarından dolayı sadece insanların horgörüsüne layık görülmektedir. İşte, dışına çıkmaya imkan bulamadığı bu utanç duygusu o insanda kuvvetli bir adaletsizlik ve yıkma ihtirası yaratır çünkü bu durumda o kendisini kusurlarından dolayı mahkum eden ve bunun kabahatini kendisine yükleyen gerçeğe karşı bitmez tükenmez bir nefrete bürünmüştür.

Pascal, Pensees

Günümüzde Atatürk’ün kurmuş olduğu Cumhuriyet’in üzerinden bunca yıl geçmiş olmasına rağmen, neden milyonlarca insan hala, yasalarla tanımlı bir yurttaş olmanın tadını çıkarmak ve “vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır” sözlerinde özetli basit erdemi takip etmek yerine, yığınla klik, grup, cemaat, dernek bünyesi altında bir kitle hareketinin bir neferi olmayı tercih etmektedir? Gelin bazı ipuçlarını Eric Hoffer’in Kesin İnançlılar (True Believers) adlı eserinde arayalım:

Okumaya Devam Et »

2 Yorum Yapıldı

« Onceki