Mar 07 2008

Gerçeklik Doğruluk ve Güzellik

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji

fizik yasaları
Yazar: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Gerçek olan doğrudur ama güzelliği tartışılabilir.

Evrende bir başlangıç noktası yoktur. Görecelilik Yasası gereği, ölçüler, en az iki nesne, hareket ve hareket aralığı arasında olabilir. O halde, gerçekler nasıl ölçülür?
İnsanlar, doğrudan değil, belleklerindeki kavramlarla doğadaki nesne, hareket ve hareket aralıklarını ölçü ile tanımaya çalışırlar.
1-Basit kuralları bilenler basit ölçüler yaparlar. Basit ölçülerde, “Büyük, küçük, hızlı, yavaş, eski, yeni…” gibi katsayılar kullanılır. Basit ölçüm yaparların yargıları bulanık olur. Bulanık yargılarla gerçeklerin üzeri örtülür, doğrular bilinmez, güzellikler geçici olur. Ne yazık ki, günümüzde, çoğunlukla basit ölçüler kullanılır.
2-Evrensel yasalarla evrensel ölçüler yapılır. Evrensel ölçülerde, sayılar katsayı olur. Bunun için birim sistemi, evrensel dayanak noktası, ölçü aletlerine ihtiyaç olur.
Hem basit, hem evrensel ölçülerde:
A-Hainlik,
B-Cahillikten ötürü yanlış ölçü yapılır.
Yanlış ölçülerle, yanlışın miktarı ile orantılı olarak, kusurlu gerçeklere ulaşılır.
I-Bellek dünyasındaki kusurlu bilgiler, kusurlu yargılara;
II-Kusurlu yargılar kötü davranışlara neden olur.
Görecelilik Yasası gereği, birileri için, “Kötü” olan davranış, diğerleri için, “İyi” olabilir. O halde, “İyi ve kötü” davranışları evrensel tanımlanmadığı sürece tartışmalara, kavgalara neden olur. Evrensel tanım, evrensel yasalar ve ölçülerle mümkündür. Örneğin, evrensel kurallara uygun yapılan, evrensel ölçülerle sonucu tayın edilen bir spor yarışması doğru ve güzeldir. Buna karşın, basit ölçülerle belirlenen sonuç tartışmalı olur. Tartışma, gerçeklerin bilinmeyişinden ya da gizlenmesinden ortaya çıkar.
İnsanların acı çekmemesi, gelişmesi, mutlu olabilmesi için gerçekleri tanıması gerekir. Gerçeklerin gizlenmesi ya da tanınmaması ile insanlar hayali gerçekler peşine takılır. Hayali gerçekler süre içinde, “Gerçek” diye bilinir. Bu nedenle, bazı doğrular, toplumlara egemen sağduyulara göre değişir. Olayı bir örnek üzerinden açıklayalım:
(A), birey olarak yetişmiş, ölçülü davranan ve inançlı insandır.
(B), kul olarak yetişmiş, gönüllü olarak haklarından vazgeçen, ayrıcalık peşinde koşan, tapınan (Boyun eğen) biridir.
(C), evrensel ölçülerle (A) ve (B)’Yİ inceleyen gözlemcidir.
(C)’NİN evrensel ölçülerine göre:

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Şub 23 2008

Çürüme ve Yenileme

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji, Tarih

Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Her nesne olduğu gibi varlığını sürdürmek ister. Dış etkiler varlıkların gelişmesine ya da dağılmasına neden olur. Dağılma ya da gelişme, rasgele değil, Evrim Yasası gereği ortaya çıkar. Dağılmaya yüz tutan nesneyi iyileştirmeye çalışmak oldukça tehlikelidir; nesne, iyileştirme esnasında dağılabilir. Bu nedenle, her iyileştirme hareketi, çürümeye yüz tutan nesneye yararlı olamaz. Nesne tanınmadan yenileme yapılamaz. Örneğin, çürüyen bir demir boru, çürüme miktarı ölçülmeden kumlanıp boyanamaz. Bu durumda, paslı boru kumlama ile darmadağın olabilir.

Bilgili bir insan:
A1-Borudaki pas (Çürüme) miktarını ölçer.
A2-Ölçülen pas miktarına göre temizleme türünü seçer.
A3-Temizlik yapıldıktan sonra boru boyanır.
Veya:
B1-Paslı boru tümden işlem dışı bırakılır, yerine yenisi kullanılır.
Böylece, boruda yenileştirme işlemi tamamlanır; istenmeyen patlama, çatlama, kırılma önlenir.
Toplumlarda yenilik için kapsamlı ölçüler yapmak gerekir. Yapılan ölçülere göre yeniliklerin türü belirlenir. Yeteri kadar tartışıldıktan sonra; yenilikler, uygulamaya konur. Örneğin, günümüzde, Batılı ülkelerden olduğu gibi alınan bir yenileşme eylemi Suudi Arabistan’da kabile savaşlarına neden olabilir. Bu durumda, hakiki Suudiler, “Gördünüz mü; yenileşme, bizim gibi kutsal toplumlara uygun değildir!” diye bağırırlar.

Osmanlı’da, yenileşme hareketleri ile birlikte dağılmalar hızlanır. Bu nedenle, Osmanlı toplumunu yüzeysel inceleyenler, “Batılıların verdiği reçetelerle Osmanlı dağıldı!” diye bağırırlar.
Günümüzde, Batılıların, Asya, Ortadoğu ve Afrika toplumlarına sundukları acı reçeteler ret ediliyor ya da kargaşalara neden oluyor. Bu durumda, geri toplumların alimleri ile yöneticileri kendi ilkelliklerini sorgulayacaklarına Batılı ülkeleri suçlayarak piri pak oluyorlar.
Benzer suçlamalar kendi toplumumuzda gözleniyor.
Üretmeyen bürokratlar, savaş kışkırtıcıları, tahrikçiler, silah ve uyuşturucu satıcıları, maşalar kısaca ayrıcalıkla beslenenler Batılı değerlere savaş açıyor. Acı gerçekleri yazanlar, söyleyenler, “Hain” ilan ediliyor.
Süre içinde tekrarlanan davranışlar alışkanlık halini alır.
A-Göreceli olarak gelişme göstermeyen alışkanlıklar toplumları çürütür. Çürüyen toplumlarda yıkıcı etkinlikler artar. Bilgi, beceri, araç-gereç birikimi ile çalışıp üretme artmaz. Böylesi toplumlarda, yenilikler, iç savaşlara ortam hazırlar.
B-Gelişmelere açık toplumlarda, yenilikler, toplumların ilerlemesine, gelişmesine aracılık eder. Toplumda sorgulama yaygınlaşır, bilgi, beceri, araç-gereç birikimi ile çalışıp üretme artar. Sürekli her alanda yeniliklere ihtiyaç duyulur.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Şub 15 2008

İmad Feyaz Mugniye

Yayınlayan: admin Kategori: Sosyoloji, Tarih

imad feyaz mugniye
Yıllardır öldürülmesi ya da ele geçirilmesi için çaba harcanan Şii lider Suriye’de öldürüldü. CIA, MOSSAD, Batılı istihbarat birimleri öldürme olayının içindedirler.
Imad Feyyaz, yıllardır saklandı, ortalarda gözükmedi, sadece güvendiği insanlarla görüştü ve değişik saldırılardan kurtuldu ama Suriye’de patlayıcılarla ortadan kaldırıldı.
Imad, Suriye ve İran istihbaratı ile içli dışlıydı. Bu nedenle, saldırılardan kısmen haberdar oluyor ve kurtuluyordu.
Imad, ortalıkta dolaşmadığından Batılı istihbaratçılar, kendisine, “Görünüşü bilinmeyen” adını verirlerdi. FBI, CIA, MOSSAD tarafından birinci derecede aranan biriydi. Değişik defalar görüntüsünü ameliyatlarla değiştirdiği sanılıyor.
Değişik uluslar arası olayları tertiplediğinden 1980’den beri INTERPOL tarafından da aranıyordu. Pek çok Amerikalıyı öldürttüğü ve değişik kanlı saldırılar tertiplediği iddia ediliyor.
Imad, oldukça zeki, hareketli ve göreceli olarak başarılı bir insandı.
*
Batılıların gözlüğü ile bakarsak; Imad Feyyaz, azılı bir teröristti.
**
Olaylara insan gibi evrensel ölçülerle bakmak gerekir. Bunun için uzaylı gibi oluşumlar hakkında ölçüler yapmak, yargıya varmak zorunludur.
Ortaçağ’da, Batı’da, egemen güçlere direnen sayısız dahi çıkmıştır. Bunlardan çok azı tarih sayfalarında okunur. Bilinenler kimlerdir?
1-Evrensel yasaları bizlere hediye edenlerdir.
2-Evrensel ve ölümsüz eserleri yaratanlardır.
Imad Feyyaz geride ne bıraktı?

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Kas 08 2007

Pakistan ve Eğitim

Yayınlayan: admin Kategori: Tarih

Pakistan ve Eğitim Yazan: Nurettin Değirmenci,
Elk. Yük. Müh.

Batılı araştırmacılar, görevliler uzaylılar gibi Müslüman toplumların değişik kesimlerinde sürekli araştırma yapıp değişik bilgiler topluyor; sırası geldiğinde, topladıkları bilgilerden yararlanıyorlar. Toplanan bilgilerin bir kısmı iletişim araçları ile insanlara sunuluyor. Örneğin, Pakistan’da, “Olağanüstü Yönetim” ilan edilmesinden sonra, bu toplum ile ilgili yayınlar çoğaldı.
Pakistan ile ilgili çoğunluk yayınlarda:
—İlkel yönetim,
—Dağınık medrese eğitimi,
—Sınırlı çalışma, az üretim ve yoksulluk göze çarpıyor.
Araştırma raporlarına göre, Pakistan bugünkü duruma uzun sürede, dış etkilerin katkısı ile gelir. 1970’li yıllarda hızlandırılan medrese eğitimi, 1990’lı yıllarda doruk noktasına ulaşır. Pakistan’da açılan binlerce medresede milyonlarca öğrenci Kuran ezberlemeyi ve silah kullanmayı öğrenir. Başta ABD olmak üzere bazı Müslüman toplumlarca desteklenen medrese eğitimi; Pakistan’da, kalıcı sıkıntılara neden olur. Günümüzde, Afganistan’da savaşanların büyük çoğunluğu Pakistan medreselerinden mezun olan talebelerdir. Bu talebeler Pakistan ile Afganistan yöneticileri arasında ciddi sorunlar yaratıyor.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Kas 03 2007

Anayasa

Yayınlayan: admin Kategori: Tarih

anayasa Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Türkiye’de, 12 Eylül döneminde yürürlüğe konan anayasa yerine, yeni bir anayasa ile ilgili çalışmalar ağır-aksak ilerliyor. Ortadoğu tarihinde yasalarla ilgili ayrıntılı çalışmalar yapılmış mıdır acaba?

1 Ağustos 527’de Bizans İmparatoru Justin ölür ve yeğeni Justinian imparator ilan edilir. Justinian dönemimde görkemli yapılar ortaya çıkar. Örneğin, Ayasofya, Justinian döneminde yapılır. Justinian’ın asıl eseri, Roma yasalarını derletip düzenlemesi ve yürürlüğe koymasıdır. Justinian’den sonra Bizans ve 1850’li yıllara kadar Osmanlı dönemlerinde kalıcı olarak yasalarla ilgilenen başka imparator veya sultan bilinmez.

İmparator Justinian 10 bilgeden oluşan bir komisyon kurdurur ve yeni yasaları düzenlemekle görevlendirir. Bu komisyon, İmparator adına, yasalarda istedikleri değişiklikleri yapmaya, tekrarları iptal etmeye, eskimiş olanları yürürlükten kaldırmaya, yenilerini yapmaya yetkili kılınır. Komisyonda, Tribonian ve Theophilus görev alır. Bu dâhilerin katkıları ile yasalar 529 yılında yayınlanır.
Yasaların yayınlanmasından sonra sıra uygulamalara gelir. Uygulamalar, komisyon üyeleri arasında görüş ayrılıklarına neden olur. Her üye kendi yorumunun geçerli olduğunu savunur. Bunun üstüne Elli Karar üstünde çalışırlar. Elli Karar 530 yılında yayınlanır.
İmparator Justinian, yasaları düzenleme konusunda yetenekli bilgelerden yararlanmaya devam eder.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Eki 27 2007

Ortadoğulu ve Kurnazlık

Yayınlayan: admin Kategori: Tarih

Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Basit kurnazlar açıktan, evrensel kurnazlar gizlice insani değerlerle savaşırlar.

Bilginin yaygın olmadığı, belli kişi ya da kesimlerde toplandığı toplumlarda kurnazlık etkinlikleri ortaya çıkar. Kurnazlar, bilgileri, gerçekleri tanımada değil, kişisel, ailesel, zümresel, kurum çıkarlarında kullanırlar. Bir toplumdaki kurnazlık; ailede başlar, toplumun zirvesine kadar devam eder. Sonra, zirve, yaptıkları ile aileye destek olur. Böylece, oluşum asırlar boyu sürdürülür.
1-İlkel toplumlarda, kurnazlık etkinlikleri, kişisel ve ailesel amaçlarda kullanılır.
2-Gelişmiş toplumlarda, kurnazlık, kurum çıkarları içindir.
Ulus-devlet, kurumlar bütünüdür.
Bütün oluşumlar basit ya da evrensel ölçülerle tanımlanır. Basit kural ve ölçülerin yaygın olduğu toplumlarda, basit kurnazlıklar; evrensel yasa ve ölçülerin yaygın olduğu toplumlarda, evrensel kurnazlıklar çoğunluktadır. Bir örnekle yazılanı açıklarsak; Bush ve yakın çalışma arkadaşlarının kurnazlıkları ile Suudi Kral ile yakınlarının kurnazlıkları tamamen birbirinden ayrıdır.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Eki 16 2007

Afrika ve Batılılar

Yayınlayan: admin Kategori: Tarih

afrika Yazan: Nurettin Degirmenci
Elk. Yük. Müh.

İnsanlar, asırlardır, vahşi yaşamdan uzaklaşıp medeniyet denilen canavara yaklaşıyorlar. Ne kötüdür vahşi yaşam ile medeniyet canavarı arasında sıkışıp kalmak!

Afrika’da, asırlarca kapalı toplumlar yaşar. Yaşantı, atalardan miras alındığı gibi gelecek nesillere aktarılır. Çevredeki av hayvanlarının bolluğu ve değişik yeşil bitki örtüsü; Afrikalı kabileleri, yeni ve köklü arayışlara itmez. Kapalı toplumlardaki benzer dış etkiler, köklü değişimler yaratmaz. Yüzlerce asır kabileler benzer yaşantılarını sürdürürler.
Avrupalı, Keşifler ile birlikte Orta, Doğu, Güney ve Batı Afrika’yı öğrenmeye başlar. Avrupalının tanıması ile birlikte Afrika’da korkunç yıkımlar, acılar, salgınlar ve sefaletler arka arkaya dizilir.
Önce, Afrika’dan Amerika’ya köle ticareti başlar. Vahşi hayvanlar gibi yakalanan Afrikalılar, köle taşıyan gemilerle Amerika’nın değişik yerlerine sevk edilirler. Şeker kamışı, pamuk, buğday tarlalarında çalışan mutsuz köleler, Avrupa ve Amerika’nın zenginleşmesinde önemli araç olurlar.
Siyah köle ticareti ve köle işgücünden yararlanma iki asırdan fazla devam eder. Nihayet, 1870’li yıllarda köle ticareti yasaklanır.
Köle ticaretinin yasaklanması ile Afrikalı baskılardan kurtulmaz; aksine, yeni baskılar ortaya çıkar. Avrupalılar, 16. Yüzyıldan itibaren baştan aşağı Afrika’yı işgal eder ve istedikleri biçimde zenginliklere el korlar.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Eki 09 2007

Osmanlı Yönetimi - II -

Yayınlayan: admin Kategori: Tarih

Osmanlı Haritası Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.
Osmanlı’da yaşayanların çoğunluğu göçebeydi. 1800’lü yıllardan sonra padişah, Saray ve Sarayda yaşayanların güvenliği için bu durumum değişmesi ihtiyaç haline geldi.
1-Padişah, Saray için savaşacak ucuz düzenli askere,
2-Silah satın almak için paraya ihtiyaç vardı.
Bu iki nedenle, Osmanlı’da yeni kurallara ihtiyaç belirdi.
Yeterli para ve asker için basit örf ve gelenekler yeterli olmuyordu. Bu nedenle, Padişah ve Saray yöneticileri, II. Mahmut döneminden sonra Batıdan yasalar ve kurallar ithal etmeye başladılar.
A-Asırlardır devam eden alışkanlıklar sonucu İthal edilen kurallara ve yaratacağı kurumlara şiddetli tepkiler ortaya çıktı.
B-Padişah ve kuyrukları istemeyerek yeni kural ve kurumlara ihtiyaç duyuyorlardı.
C-Dış etkiler küçümsenmeyecek kadar şiddetliydi.

Günümüzde, Suudi Arabistan, Libya, Katar, Kuveyt liderleri saltanatlarını devam ettirmek için dış baskılarla yönetimlerinde yenilikler yaparlar. Yeniliklerden kullar da nasibini alır.
I-Kulların durumundaki değişimlere bakanlar, “Yenilikler kullar için yapıldı” derler.
II-Lider ve saraylarına bakanlar, “Yenilikler yönetenler için yapıldı” diyebilirler.
Gerçekte, doğadaki bütün oluşumlar doğa yasaları ile birbirine bağlıdır. Bu nedenle, her iki kesimin dediğinde doğruluk vardır. Önemli olan yeniliklerin neden olduğu değişimleri evrensel ölçülerle tanımlayabilmektir.
Osmanlı’daki 1840’lı yıllardan sonraki değişimleri evrensel ölçülerle tanımlamak gerekir.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Eki 02 2007

Patatesin Tarihi

Yayınlayan: admin Kategori: Tarih

Patates Yazan: Abdurrahman Üzülmez
Tarih Bilim Uzmanı

Marc Bloch, Lucien Febvre, Fernand Braudel gibi Annales Okuluna mensup tarihçiler geçen yüzyılın ilk yarısında tarihçilikte önemli bir devrim gerçekleştirdiler, bu devrim hem tarih biliminin kaynaklarını, hem de -tabiatıyla- içeriğini olağanüstü genişletti. Buna göre “tarihçi yalnızca tarihçi olmakla yetinemez, geçmişi inşa etme ve bugünü anlama uğraşına toplum bilimlerinin tamamından yararlanmak zorundadır. Bütüncül tarih anlayışı (veya yeni tarihçilik) bütün insan bilimlerinin bir araya gelmeleri, tek bir toplumsal bilimin kurulması için mücadeleyi gerektirmektedir.” ( Fernand Braudel, Tarih Üzerine Yazılar, ( Çev: M. Ali Kılıçbay ), Ankara, 1992, İmge, s.8, Çevirmenin sunuşundan)

Braudel, Maximilien Sorre’un İnsani Coğrafyanın Biyolojik Temelleri adlı kitabını değerlendirirken şöyle yazmaktadır: “…[B]u ‘insani düzen’in tüm sorunu; bitkiler ve hayvanlar ele alındığında biyolojik olan, fakat insan devreye girer girmez, ister şimdiki durum söz konusu olsun, isterse bu düzenin evrimi söz konusu olsun toplumsal olan bu sorunu birkaç satırda açıklamak mümkün müdür? Çünkü bu oyunda toplumsal insan gene karşımıza çıkmaktadır, onu hep devre dışı bırakmak mümkün olabilir mi? Toplumsal insan yani evcilleştirmelerin ve tarımsal başarıların şafağında sıklıkla yardıma çağrılan tarımsal topluluklar, yani bugün mücadele edilmesi gereken müthiş afetlerin ve hızın ölçeğinde, modern devletler ve hatta dünyanın tamamı. Dünya ölçeğindeki bir dayanışma insanlığın biyolojik zenginliklerini gözetmekte veya gözetmeye gayret etmektedir…”( Aynı eser, s.168,)

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Eki 02 2007

Osmanlı Yönetimi

Yayınlayan: admin Kategori: Tarih

Osmanlı Yönetimi Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

İstanbul’un fethinden 1840’lı kadar kısım özet olarak verilmiştir.

Osmanlı’da, modern devleti oluşturan kurumlardan hiçbirisi yoktu. Çünkü: Osmanlı’da modern kurumları yaratan yasalar bilinmiyordu. Osmanlı’da, ilkel sözlü geleneklere uygun basit ve birbirinden kopuk kurumlar vardı. Başta güçlü padişah bulunuyordu. Padişahın bulunduğu Saray yönetim merkeziydi. Osmanlı’da, yaygın kurumlar yok, Saray Teşkilatı vardı. Günümüz ilkel Arap devletçiklerini ya da bazı Afrika toplumlarını inceleyerek, Padişah, Osmanlı ve Osmanlı Saray Teşkilatı hakkında bazı yargılara varabiliriz. Bu konuda oldukça dikkatli olmak gerekir.

1-Başta padişahlar olmak üzere Osmanlı yöneticileri belleklerinde ve dış dünyada evrensel yasalara ve kurumlara yabancıydılar. Buna karşın, günümüz ilkel Arap ve Afrika yöneticileri ikiyüzlü davranıyorlar; Batıda batılı, kendi toplumlarında ilkel oluyorlar.
2-Osmanlı döneminde Avrupa’da karmaşık yönetimler vardı. Asya ve Afrika’da göçebe toplumlar yaşıyordu. Yani: Osmanlı’ya dış etkiler sınırlıydı. Afrika ve Arap devletçiklerine oldukça güçlü dış etkiler vardır. Günümüzde kapalı yönetimler, aldıkları sıkı tedbirlere karşın dış etkilere karşı kendilerini koruyamıyorlar. Kahrolası yenilikler toplumlarına ulaşıyor.
3-Osmanlı’da bilgi, beceri, araç-gereç miktarı kısıtlı; bu nedenle, üretim çeşit ve miktarı sınırlıydı. Toplumlarda sınırlı ürün ayrıcalık ihtiyacını yaratır. Osmanlı ve günümüz ilkel toplumlarında ayrıcalıklar, kaba güç ve “Kutsallık” kisvesi ile sürdürülür.
4-Osmanlı dönemlerinde bazı evrensel kavramlar belleklerde yoktu. Günümüz ilkel yönetimleri belleklerini insani değerlere kapatıyorlar.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Sonraki »

eXTReMe Tracker