Tem 25 2007

Semaverin Yarattığı Barış

Yayınlayan: admin Kategori: Yaşam

semaver Yazan: Görkem Çakın
Serbest Yazar
Hayatla barışıktır. Gençliğinden bu yana geçirdiği her evreyi sükûnetle atlatmıştır. Uykuya dalar ya Barış; anlarsın horlamaya yakın yüzünü gülümseme kaplar. Neşesi yerindedir anlayacağınız!

Sabah olup da yeni bir güne çapaklı gözlerle uyandığında, demli çayın kokusu, tek gözlü odanın dört duvarından fırlamak ister. Barış karısını öpmek için yatağından kalkar. Karısı domates doğrarken, avına yaklaşan tilki gibi, sessiz adımlarla kollarını, karısının beline sarar. Barış karısıyla gayet barışıktı anlaşılan.

- Yine azıttın değil mi kart horoz? Çabucak kahvaltını et de yaylan bakalım. Kuru kuruya sevişmek olmaz. Barış ellerini karısının belinden çekip bu güzel sabahın devam etmesi için, masadan bir dilim peyniri ağzına atıp;

- Çıkmam gerek! der. Koşar adım uzaklaşmıştır evden. Mutludur Barış. Daha da mutlu olması için dış dünyayla da, biraz olsun parayla da barışı sağlamak ister. Islık yamar ağzına da, cır cır böcekleriyle ortaklaşa konser verdiğini sanırsınız.

Okumaya Devam Et »

Bir Yorum Yapıldı

Tem 23 2007

Sıkışmış Mekan Hapishane ve Kuşçu

Yayınlayan: admin Kategori: Yaşam

Kuşçu
Yazan: Görkem Çakın
Serbest Yazar
Beyaz tüylerinin sarmaladığı, kafa tasının içinde fıldır fıldır dönen kırmızı gözleri, etrafı dikkatlice süzmesine karşın; telaşlı gözükmüyordu. Sıcaktan bayılmış, kanat çırpmaktan yorulmuş belki de sabah mahmurluğunu üzerinden atamamış, kafası gövdesine gömülüydü. Yatağımın kırışık çarşafları üzerinden kalkmadan dakikalarca ben onu seyrettim, O da etrafı!

Kanatlarını açıp, geriniyor; yeni doğan güneşi koltuk altlarına sıkıştırıyordu. Bekliyorum gidecek diye, bekliyorum uzunca! Sonunda gitmeseydi bağıracaktım. ‘S..r git, kuş beyinli salak! Sinirlerimi germek için geliyorsun değil mi her defasında. Beni kızdırmak, sinirlerime tohumlar ekip üzerine, gübre diye bokunla sıvazlamak istiyorsun.’ İyice gerilmiştim. Düşündüklerimi söylemekten büyük zevk alan ben, hiç mahrum bırakmamıştım kendimden. Kimseye bakmıyordum. Baksam ne değişecek? Surat ifadeleri ablak, uykumdan uyanmışım da rüyamda gördüğüm aşüfteye sövdüğümü sanıyorlardır muhakkak. Hala geçmemişti sinirim. Aptal kumrunun bu is dolu dış sıvalarında, nem ve rutubet örtülü duvarlarının, demir parmaklıklı camlarına tünemekle hangi amacı güdüyor? Hiç anlamıyorum. Hangi kuş beyinli bu cenabet yerde duraklamak, dinlenmek hatta soluklanıp yoluna devam etmek isteyebilir ki? Buranın duvarlarına anca işenir… Anladı da uçtu gitti!

Acıdım! Ona değil, kendime acıdım. Benim gibi kuş beyinliydi, bir farkla! Tüylü gövdesinden kanatları uzanıyordu iki yana doğru. Kalmak, pineklemek, yatağın içinde dönüp durmak, volta atmak gibi zorunluluğu yoktu. Kanat çırparak uzaklaşırken cenabetlikten, bir küfür daha savuracaktım da, açamadım bayramlık ağzımı. Gidişine kızıyorum sanacaktı, basarsam küfürü arkasından, sustum!

Okumaya Devam Et »

Bir Yorum Yapıldı

Tem 16 2007

Aylak

Yayınlayan: admin Kategori: Yaşam

aylak Yazan: Nurettin Değirmenci

Elk. Yük. Müh.

Aylak, rüzgarla sürüklenen yaprağa benzer.

Doğal yaşamda canlıların sınırlı sayıda etkinlikleri olur. Örneğin, bir kaplanı ele alalım.
—Kaplan, günde ortalama 18–20 saat uyur.
—Kaplan av peşinde koşar.
—Kaplan oyalanır.
—Yılın belli günlerinde türünü sürdürmek için cinsel ilişkide bulunur.
İnsana göre, kaplanın oyalanması, “Oyun ya da aylaklık” olabilir.
İnsan toplumları vahşi yaşamdan çıkmıştır ve her geçen gün ona uzaklaşıyor. +İnsan uyur.
+İnsan çalışır (Veya savaşır).
+İnsan sosyal etkinliklerde bulunur.
—İnsan oyalanır.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Tem 12 2007

Çevre Sorununun Kökenleri

Yayınlayan: admin Kategori: Yaşam

çevre sorunu Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.
Özgür yaşamak insanların biricik amacı olmalıdır. İnsanlar, hem başkasına hükmetmekten, hem de başkalarına kul-kuyruk olmaktan aynı oranda nefret etmelidir. Bu dünyada özgürlüğü benimseyenler, Etki-Tepki Yasası gereği, özgürlüğü kutsayan doğaüstü güçlere inanır.

Ne yazık ki, örf ve geleneklerin dünyasal ve dinsel kural olduğu bazı ilkel toplumlarda; özgürlük, kul-kuyruk olma ve boyun eğme olarak anlaşılır.

İnsanın; hemcinsine hükmetmesi ile baskıcı yönetimler, diğer canlılara hükmetmesi ile çevre felaketleri yaratılıyor.

İnsanın sezgisel ya da bilinçli ilk işi, diğer canlılar gibi, varlığını ve türünü sürdürmektir. Bunun için, hemcinsi dâhil, diğer canlıları yok etmekten geri durmaz. Doğa, insan dâhil, bütün canlıları değişmez, ayrıcalık tanımaz yasaları ile donatır. Böylece, bütün canlılar sezgileri ile gelişebilen araç-gereç kullanmadan varlığını sürdürmeye ve saldırgan düşmanlarını yok etmeye çalışır. Doğal eleme ile her türün güçlüleri varlığını sürdürür, zayıfları av olarak diğer güçlülere yem olur. Sadece insan, sezgilerine ek olarak bilgi-beceri birikimine ve gelişebilen araç-gereç kullanma yetisine sahiptir.

İnsan, diğer canlılardan farklı olarak, bu dünyada ve öte dünyada var olmak ister.
İnsanda bilgi ve beceri birikimi ile gelişen araç-gereç kullanımı sonucu neler oluşur?
1-İnsan, hemcinsine hükmeder; kulluk-kölelik gibi evrensel insani değerlerden yoksun toplumlar ve yönetimler ortaya çıkar. Bu toplumların zayıf ve güçsüz olmasının temelinde, “Güç haktır!” sağduyusu yatar. Bu sağduyu sonucu, “İnsanın hemcinsine hükmetmesi” kural olarak, bazı toplumlara uzun süreli olarak yerleşir. Süredurum Yasası gereği, “İnsanın hemcinsine hükmetmesi” kuralı uzun sürede alışkanlık halini alır. Doğadaki işleyiş Etki-Tepki Yasası gereği, doğaüstüne taşınır. Doğaüstü güçlerin ilkel toplum kurallarını kutsadığına inanılır. İlkel toplumlarda güce tapılır.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Tem 10 2007

Sigara ve Sağlığımız

Yayınlayan: admin Kategori: Yaşam

sigara ve sağlığımızYazan: Fatih Öz
Doktor

Sigaranın tarihçesi, gelişimi, ekonomideki yeri, tiryakiliğin türleri, zararları, bırakma yöntemleri üzerine oldukça kapsamlı bir sunum. İlgi ve bilginize…

Sigara ve Sağlığımız

İlk Yorumu Sen Yap

Tem 07 2007

İlginç Hırsızlıklar

Yayınlayan: admin Kategori: Yaşam

hırsızYazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

Ah, ne belalı, ne hırsız insanlar!

İş için gerekli bazı tüketim malzemeleri olan değişik cıvata, somun, dübel, saplama satın almak için bir dükkâna girdim. Dükkân, Diyarbakır’ın merkezi bir yerinde bulunuyor. Dükkâna girince, ilk gözüme çarpan bazı kıymetli iş aletlerinin zincirlerle bağlanmış olmasıydı. Güçlü deliciler, kırıcılar, kesiciler, kaynak makineleri, değişik motorlu el aletleri… Zincirlerle ya sabit noktalara, yâda birbirlerine bağlı.
Bilme, zorunlu ihtiyaçtır. Her toplumda bilme ihtiyacı farklı olur. Bilme ihtiyacı, belleklerdeki kavramlarla orantılıdır. İlkel toplumlara etki eden her dış etki bilme ateşini yakar; ama, kısa sürede ve basit yanıtlarla denge noktasına ulaşır. Şiddetli tepki gösterilir, reddedilir; yâda ihtiyaç gereği, dış etki benimsenir.
Siparişlerimi verdikten sonra, dükkâncıya, “Kıymetli malzemeleri zincirle bağlamanız, uğur, bereket, bol müşteri için midir?” diye sordum.
Dükkâncı üzüntü ve kızgınlıkla: “Hırsızlarla baş edemiyoruz. Kapılar kırılıyor, duvarlar deliniyor, çatılardan giriliyor… Ne tür önlem alırsak alalım; kısa süre sonra, hırsızlar, yeni bir yöntem yaratıyorlar. Belki inanmayacaksınız; ama, ara sıra bir veya iki dakikalığına dükkânı boş bırakmak zorunda kalıyorum. Örneğin, arabaya mal yüklemem, yâda komşuya uğram gerekiyor. Geçenlerde, bir müşteriye mal teslimi yaparken kaynak makinesinin çalındığını fark ettim. Nasıl çaldılar, nereye yerleştirdiler, o kadar kısa sürede nasıl gözden kayboldular anlayamadım.

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Tem 04 2007

Kendini Unutma

Yayınlayan: admin Kategori: Yaşam

EvYazan: Görkem Çakın
Serbest Yazar

Bugün kaçıncı?

Akşam yemeğiyle birlikte üçüncü olacak.
Biz evde olmayacağız. Unutmazsın değil mi?

Merak etmeyin unutmam! Derken meraklı gözler vücudunda göz gezdiriyordu. İrkilmiştim o an. Bu son sözler çıktığında ağzından, söylemeye gücüm yetmemiş, son heceyi yutmuştum sanki.

Güle güle… Ardından kapanan kapının sesi kulaklarımda çınladı. Biraz olsun yalnız kalabilecektim. Pencereye baktım, açıktı. Kapatmaya giderken düşünüyordum. Düşünmekle kalmayıp ayaklarımı odanın ortasındaki sehpaya çarptım. ‘Belanı versin!’ diye beddua savurdum sehpaya. Buraya koyana da! Ne diye odanın ortasına sehpa konulurdu ki? Hiç anlamazdım. Pencereyi kapattım. Sehpayı düşünürken elimi pencereye kaptırmasaydım sol serçe parmağım sızım sızım sızlamak zorunda kalmayacaktı… Engellere rağmen yalnızdım işte. Yapayalnız! Koskoca ev hükümdarlığıma kalmıştı ve hükümdarın bunu kutlaması gerekiyordu. Müzik açıp bangır bangır dinleyebilir, komşuları gıcık edip evin içinde zıplayabilirdim. Daha da ayıp kaçacak, komşuların diline sakız olabilecek bir çok şey yapabilirdim. Dışarı çıkmak haricinde her şeyi yapabilme lüksüm vardı…

Okumaya Devam Et »

İlk Yorumu Sen Yap

Tem 01 2007

Salim ve Tatmin

Yayınlayan: admin Kategori: Yaşam

FireOfRage Yazan: Görkem Çakın
Serbest Yazar

Hep kendini tatmin eder Salim! Uyumadan önce masturbasyon yapıp yatar. Kalkar, gazete okur. Akşam yetmemiştir ona. Sabahın ilk ışıklarıyla gazetesine eşlik eder, satır aralarında! Gazeteyi önüne koyup kendini tatmin etmeye devam eder. Deli gibidir. Terden oturduğu yere kadar ıslanmıştır. Rahatlamıştır…

Günler geceler böyle geçiyor derken, Salim işi medyaya döker. Haberler programlar; uzaktan kumandanın da yardımıyla ekranda görüntülenir. Salim’in televizyonu hep haber içeriklidir. Dünyadan, insanların içinden, yaşadığı çevreden ama sıkılır bir süre sonra Salim. Kanal değiştirip, açık saçık programlarla birlikte, açılır saçılır. Dünya çok rahattır o zaman dilimi içerisinde…

Salim’in hayatını komşular dikizler. Işıkları kapatmadığı için geceleri, zorunlu misafirdir komşular.

Okumaya Devam Et »

Bir Yorum Yapıldı

Haz 29 2007

Kaybolan Ben

Yayınlayan: admin Kategori: Yaşam

Gizli BenYazan: Görkem Çakın
Serbest Yazar

Kendimi bildim bileli topu topu üç tane ‘Ben’im vardır. Hani şu vücutta leke gibi duran, kahverengi noktalardan. Hiç gocunmadım yaşamım boyunca onlara. Yaşadığım yıllara tabir hayatım da yoktu doğrusu ya beraberce yaşlanmaya doğru gidiyorduk. Ta ki gün gelip de yataktan kalkıncaya kadar…

‘Ben’ diye birinci tekil kişi ilan edip, boynumda, kulaklarımda, ayak parmaklarımda yaşamalarına izin verdiğim ‘Ben’ler gitmişti. Elime, kollarıma, bacaklarımla, kasıklarıma, zor da olsa aynanın karşısında; boynumun arkasına baktım, yok! Hepsi de el birlik verip beni, ‘Ben’siz bırakmışlardı. Yatağa geçip oturdum. Yatakta ani refleks olmalı ki beni zıplattı. Ellerimi arkaya doğru atıp başımı arkama düşürdüm…
Okumaya Devam Et »

Bir Yorum Yapıldı

Haz 05 2007

Gölgeler Kralı

Yayınlayan: admin Kategori: Yaşam

gölgeler kralıYazan: Görkem Çakın
Serbest Yazar

Göğsündeki yeşil tüyleri kabarık, süzülüyor taşlarla örülü zemine doğru! Az sonra gireceği harbin hiddetinden, gözleri kızarık! Kanatlarını açıyor iki yana doğru, başı dik! Yürürken ileri geri giden kafasıyla,endamlı bakışlarına, soylu yürekliliğini katıyor. Dengesini kanatlarıyla sağlamalı oysa, bilerek yapıyor belli ki. Yalpalamak ‘kur’unun bir parçası olmuş. İlkin birine gidiyor. Kanatlarını gerebildiği kadar geriyor ki; kabarması,cüssesine,endam katması gerek. Yelpazesini sunuyor dişiye, kuyruğundan. Centilmence tavırlarıyla herkesi baştan çıkartacak düşüncesi, onu daha da yüceltiyor. Yelpazeyi sunuyor… Görünüşüyle kendine güvendiği apaçık ortada… Yelpazesini açıyor boyluca kuyruğundan… ‘Ku kuuu kuuuuuuuu ku’ Kur yaptığını söyleyerek, ne kadar açık sözlü olduğunu da göstermek amacı… Ku kuuu kuuu!

Ama olmuyor…

Hadi bir kez daha denemeli umudunu. Kös kös oturmak yerine, hazır kabarmışken, diğerlerine centilmenliğinden ve erkekliğinden bonkörce dağıtma peşinde… Koşturmalı, pes etmemeli. Aynı devinimlerle bir diğer dişinin yanında aşkını ilan ediyor. Aşklar ortada kalmamalı, yakıştırılmalı bir yerlere, yerden kaldırmalı düşen aşkları. Pes etmemeli en önemlisi, yeni bir umut için peşlerinden gruba katılmalı…

Güneş doğmaya yüz tutmuşken kumruların bu koşuşturmaları insanların ilgisini çekiyor. Telaşlı,hep bir yerlere yetişmeye çalışan insanlar.Öğle vaktini bekliyor kumrular. Onların da telaşları büyük.Dinlenme, uyuklama, su içme sonra da dinlenme, uyuklama ve tekrar su içme telaşı sarıyor bütün gün kumruları ve hazırlık yapmaları gerek.Bir de gölge ki öğlen olduğunda koca meydan bütün karanlıkları aydınlığa çeviriyor.Bu meydanın en güzel yaptığı iştir bu! Kumrular bile biliyor. Kafalar bir ileri bir geri!

Göğsündeki kıvırcık kılları havalı, esen rüzgarı göğüslüyor. Sıcaktan iliklerini açmış gömleğin. Güneş bugün meydana o var diye ışıklarını tutuyor. Her yer apaydınlık. Sıcaktan akmış terleri göğsüne doğru. Sakin bir o kadar da havalı adımlarıyla meydanı kasıp kavuracak belli ki! Her yer kumru… Kur yapan Kumrular! Kuu kuu kuuu! Havalanıyorlar yükseklere. Kanat çırpışlar her yerde! Gözlerini kırpıştırıyor, kumrular yüzüne gözüne çarpacakmış gibi yakınından geçiyorlar.Yürümesi duruyor. Eliyle başını koruyor,belki de eliyle asker selamı veriyor kumrulara bilinmez! Kaçar adımlarla heykele doğru yaklaşıyor.Etrafına bakınıp, birileri onu seyredip de haline gülmüşleri mi diye kolaçan etmeyi de ihmal etmiyor.Heykelin yanındaki gölgelik bankta soluklanıyor. Otururken derin bir oh çekiyor. Güneşin bütün yükünü üstünden atmış edasıyla! Bacak bacağın üstüne kurulmuş…

Dinlendikten sonra Elindeki hasır çantadan teker teker eşyalarını çıkartıyor. Boyu kadar siyah, yere serilmelik bez var elinde. Ev hanımlarının balkondan halı silkelemesi gibi bir iki sallandırıyor poşet bezi. Her silkelediğinde kumrular uçuşuyor havaya. Malzemelerini seriyor yere. Bir sürü malzeme. Birazdan meydanın portresini yapacak belli ki! Yüzündeki eda o ifadeyi andırıyor.Sert ve ciddi bakışlar, işini yapmanın verdiği mutluluğu örtemiyor. Hafif mahmurluk var üzerinde, sabahın verdiği hediye! İşini bitirdikten sonra karşıya geçip eserinin sorunsuz olup olmadığına bakıyor. Beklemeli şimdi. Güneşle başlayıp güneşle biten zaman diliminde beklemeli, aynı devinimlerle toparlanıp sabaha geri gelmek için gitmeli… ‘İşe başlamadan yarına ne yapacağını düşünmeli insan’ diye geçiriyor içinden.

Sabahın ilk ışıklarıyla, kumruların bu koşuşturmaları insanların ilgisini çekiyor. Telaşlı,hep bir yerlere yetişmeye çalışan insanların geçtiği kocaman meydanda.Öğle vaktini bekliyor kumrular. Onların da telaşları büyük.Dinlenme, uyuklama, su içme sonra da dinlenme, uyuklama ve tekrar su içme telaşı sarıyor bütün gün kumruları ve hazırlık yapmaları gerek.Bir de gölge ki öğlen olduğunda koca meydan bütün karanlıkları aydınlığa çeviriyor.Bu meydanın en güzel yaptığı iştir bu! Kumrular bile biliyor. Kafalar bir ileri bir geri! Sabahları fazla iş yapılmaz buralarda. Öğlene kadar uyuklamalı aslında derken bile kumrular iş başında. Tüm meydanı koşturup köşe bucağı tarıyorlar. Bu saatte iki lokma bulmak ne de zor. Herkes çalışırken onlara yemek düşmez ki bilincinde kumrular. Terbiyeli davranıp yemek saatini bekliyorlar.

- Aç mısın?
- …
- Bak bunları az önce aldım! Sıcaktır, afiyetle yiyebilirsin.
-…
-Teşekkür etmene gerek yok annem. Kumrulara iyi bak sen,yeter. Saat erken değil mi?
-…
-Ama böyle susma… Peki! Oradan iki tane verir misin? Yazık gariplere baksana bir tanecik yemin lafını yapıyorlar.Ne kadar bunların tabağı?
-…
-Tamam anladım annem. İki tabak ver sen, al şu parayı da! Yeter değil mi bu kadar para? İstiyorsan daha da fazla verebilirim… Tamam tamam! Ne tarafa doğru atacağım tabaktaki yemleri? Derken adam poşetteki börekleri karıştırır. Ağzı dolmuştur. Bir şeyler söylemek ister, beceremeyince ağzını daha fazla doldurmaya başlar. Yaşlı teyze adamın haline acırcasına bakarken, önemli bir işi varmış da geç kalmış olduğunu fark edince adamı seyretmeyi bırakıp meydanın öteki yanına doğru yürümeye devam eder.Meydan için kahvaltı saatidir şimdi. Kimse kimsenin yemeğine göz dikmeden mideye indirir kendi paylarını.

Öğle vakti geldiğinde bile sabahki telaş devam ediyor meydanın örülü taşları üzerinde. Kumruların bu koşuşturmaları insanların ilgisini çekiyor. Telaşlı,hep bir yerlere yetişmeye çalışan insanların geçtiği kocaman meydanda. Onların da telaşları büyük.Dinlenme, uyuklama, su içme sonra da dinlenme, uyuklama ve tekrar su içme telaşı sarıyor bütün gün kumruları ve hazırlık yapmaları gerek.Bir de gölge ki öğlen olduğunda koca meydan bütün karanlıkları aydınlığa çeviriyor. Meydanın en ulu heykeli tüm gölgeleri kendinde toplayıp,meydana bağışlıyor Bu meydanın en güzel yaptığı iştir bu! Kumrular bile biliyor. Kafalar bir ileri bir geri! Herkes bir yöne doğru kafalar ileri geri,vücutlar sallanarak ilerliyor. Gölgeler kralı adam şimdi. En güzel köşeyi kapmış sabahtan. İşe ondan sonra gelenler güneşte müşteri beklemek zorunda kalıyorlar. Güneşin hizmetkarları diğerleri… Kumrular hiç aç kalmıyorlar öğle vakti. Güneşi umursamadan, kanatları altında yemleniyorlar güneşin. Kanatlar iki yöne açılıyor. Uçmaya üşenip iki adım ötedeki yeme uzanamaz hale geliyorlar. Tembellik vuruyor öğle vakti herkesi.sevgiliye kur yapma işi bile gölgeye kalıyor. Gölgelikler aşkın tanrısı şimdi. Tembellik vurmuş olmalı. Gölgeliğin tepesine çıkıyorlar hep bir ağız olmuşlar sanki. Meydan boşalıyor,insanlar kumruların yürüdükleri yerlerde koşuşturmaya devam ediyor. Yemler ayaklar altında eziliyor. Ezildikçe tembellik artıyor. Bütün bütün yutmak varken kim yesin kırıntıları. Çocuk var meydanın ortasında. Kalanların peşinden koşuşturuyor. Kalanlar da yitiyor teker teker gözden. Hepsi gölgelikte şimdi. Adam doğruluyor oturduğu yerden. Sabahtan beri yaptığı ilk hareket bu. Kalkıp taş atıyor gölgeliğe. Kumrular havalanıp ıska geçiyorlar taştan,yerlerine geçiyorlar bir şey olmamış gibi. Sanki aşağıdan taşı atan gölgeler efendisi değil. Terbiyesizliklerine kızıp bir iki taş daha atıyor. Kumrular sarmaş dolaş. Umursamıyorlar gölgeler efendisini. Kurlarının armağanı olan sevişmeleri yaşıyorlar gönüllerince. Gölgeler efendisinin daha çok gölgeye ihtiyacı var. Fethe çıkmalı bütün meydanı. Güneşe savaş açıp tüm meydanı tekrar ele geçirmeli, yapmalı ki kumrular insin aşağıya,hizmet etsinler efendilerine.Bekliyor…

Kabarık yeşil tüylü güvercin meydanın tam ortasına konuyor. Kan kırmızısı gözleriyle süzüyor etrafı. Yerdeki yemleri küçümsercesine göz gezdiriyor. Biri var gölgede,gözü takılıyor. Yemeklerin şahı yemlerin en güzelleri tepsiler içinde ona sunulmuş gölgeler içinde. Yaklaşıyor ziyafetine doğru. Kumrular gölgeliklerden izliyor yeşil tüylü güvercini. İnmeli yanına. Bu meydanın sahipsiz olmadığını göstermeli. Tek bir kırmızı gözlü baş, meydanın tam ortasında yemlerle kendine ziyafet çekiyor. Tek bir baş ileri geri yürüyor yemden yeme… Çığlıklar yükseliyor meydandan. Çığırtkan kumrular bu sefer haberler vermek için seslerini yükseltiyor. Kuuuuu kuu kuuu! Sese uyanıyor adam. Güvercine uyan birkaç kumrunun yemlerini didiklediğini görünce olduğu yerden hışımla kalkıp kovalıyor kanatlı işgalcileri. Yaptıkları yağmanın verdiği hazla göklere yükseliyor. Bir sürü kumru var havada. Meydandaki tüm kumruları kovalamaya başlıyor. Hantallara taşlar atıp uyuşukluklarını gideriyor gölgeler kralı. Gölgeler hakim tüm meydanın üzerinde. Kumrular bulut olup gölgeliyor koskoca meydanı.

Uyumamalı… İş varken kumrular meydanın ortasında yemlenirken, hayırsever insanlar, yemleri meydana savururken uyunur mu? Tüm meydanın efendisi gölgeler kralı şimdi. Tembellik yapan olursa; sakince oturduğu yerden hışımla kalkıp cezalandırıyor herkesi.Herkes kazanıyor. Kumrular şişmanca olsalar da memnunlar hallerinden. Güneş batıyor bugün meydanda…

İlk Yorumu Sen Yap

eXTReMe Tracker