Şub 29 2008

Tutuculuk ve Muhafazâkarlık

Yayınlayan: admin Tarih: 12:07 am Kategori: Sosyoloji

Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

“Önceleri bilinmeyen bu dil, birdenbire bütün mükemmelliği, esnekliği, sonsuz zenginliğiyle kendini gösterir; tek kelimesiyle, o zamandan beri (Göçebe şarkıları edebiyatının çıktığı MS. Altıncı yüzyıl) günümüze kadar önemli hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Onun için ne çocukluk, ne de yaşlılık vardır” Renan

1-Deneyle bir kez tesis edilen görüş (Düşünce), yeni deneylerin sonuçlarına kadar direnir. Sonra, bilimsel deney sonuçlarına göre, direnmeye devam eder ya da teslim olur. Bütün bilgiler deneyle kazanılır.
2-Sözlü olarak bir kez tesis edilen görüş, kaya gibi yeni sözlü görüşlere direnir ve hepsini boğmak ister. Bu konuda cinayetler dâhil her yolun kullanılmasını emreder.
Günümüzde:
A-Gelişmiş ülkelerde, bilimsel deneyle kanıtlanmayan görüşlere saygı gösterilir ama ciddiye alınmaz. Deneyle görüşlerini kanıtlayanlar değişik ödülleri hak eder.
B-Geri toplumlarda, egemen görüşler (Sağduyular) olur; bunlara zıt görüşler ileri sürenler her türlü cezayı hak eder. Geri toplumlarda, zahmetli ve pahalı olduğu için çoğunluk bilimsel deneyden kaçar.
Deney esaslı görüşler, evrensel ölçüleri; sözlü görüşler, basit ölçüleri kullanır.
Doğada göreceli olarak sonsuz akış vardır. Akış ile birlikte değişimler meydan gelir. Değişimler rasgele değil, yasalar içinde oluşur. Değişimleri evrensel yasalarla inceleyenler onları tanıma olanağına kavuşurlar. Böylece, göreceli olarak, neden-sonuç ilişkileri bilinir.
+Tanınan olaylar denetim altına alınır.
+Benzer etkiler, uygun koşullarda benzer nedenleri yaratır.
Eğer neden-sonuç ilişkileri bilinir ve ona uygun önlemler alınırsa; daha önceden yaşanan bazı acı gerçeklere engel olunur, yararlı gerçeklerin oluşması sürdürülür.
Süredurum Yasası, “Olduğu gibi varlığını sürdür!” der. Dış etkiler olmadıkça, nesne veya hareket, olduğu gibi varlığını sürdürür. Doğada sayılmayacak kadar dış etkiler sayısız değişimleri yaratırlar.
Değişimlere direnenlere, “Tutucu” adı verilir. Doğada tutuculuk yoktur. Örneğin, tutucu, ilerici, gerici, bağnaz… Her insan değişime uğrar.

1-Toplumsal yasaların, kurumların gelişip yenilenmesine karşı çıkan tutucular olur; bunlar, toplumlarının çürüyüp dağılmasına neden olurlar. Toplumda değişim ihtiyacı şiddetlendikçe; yönetimdeki tutucular, öfkeli ve saldırgan olurlar. Aşırı tutucular, değişime engel olmak için iç savaş çıkartmaktan, yabancı güçleri toplumlarına çağırmaktan çekinmezler.
2-Toplumsal geleneklerin değişmesine direnen tutucular olur; bunlara, “Muhafazakâr” adı verilir. Geleneklerin ölçülü olarak korunması, yaşatılması toplumları zenginleştirir, insanların ataları ile olan bağlarını güçlendirir ve mutluluklarını arttırır.
Doğadaki her oluşum ihtiyaç ve tepki sonucu ortaya çıkar.
“Tutuculuk toplumları çürütür ve dağılmasına neden olur” diyoruz. O halde, neden yöneticiler tutucu oluyor?
—Ayrıcalık ihtiyacı,
—Aşırı bencillik,
—Doktrinler ve egemen sağduyular,
—Değişimin neden olacağı belirsizlikler,
—Yetersiz dış etkiler,
—Bilgisizlik sonucu seçenek bilinmeyişi insanları tutucu (Olduğu konumlarına bağlı) yapar.
Günümüzde, gelişmiş ülkelerde toplum yasaları ve ölçülü kurumlar sürekli yenilenmekte; buna karşın, gelenekler titiz biçimde korunmaktadır. Geri toplumlarda ise çürümüş toplum yasaları ve iflas etmiş kurumlar sıkı sıkıya korunmakta; buna karşılık, gelenekler üzerinde fırtınalar koparılmaktadır.
Kuşkusuz, olaylar, yazıldığı kadar basit değildir.
+Gelişmiş toplumlarda, gelenekler, toplum yasaları içinde ölçülü yerini alır.
—Geri toplumlarda, toplum yasaları, ilkel örf ve geleneklere uygun hale getirilir. Bu durumda, bazı gelenekleri korumak, ilkelliği, yıkımı ve çürümeyi korumak anlamını taşır.
*
19. Yüzyıl sonlarında Ortadoğu’da uzun yıllar araştırmalar yapan Renan, Arapça için baştaki açıklamayı yazar.
Bir dilin değişmemesi ne demektir?
Doğada sayılmayacak kadar nesne, hareket ve hareket aralığı vardır. Buna karşın, gelişmiş dillerde bile bunları tanımlayan sözcük sayısı sınırlıdır. İnsanlar, doğayı evrensel ölçülerle tanıdıkça yeni nesne, hareket ve hareket aralıklarına ulaşırlar. Yeni nesne, hareket ve hareket aralıkları yaratılan yeni sözcüklerle tanımlanır. Sözcüklerle tanımlanmayan nesne, hareket ve hareket aralıkları karanlıklara gömülür ve kaybolur.
Renan’ın araştırmalarından şu sonucu çıkarabiliriz:
MS.1900 yılındaki Arap kabilelerinin doğada tanıdığı nesne, hareket ve hareket aralığı sayısı ile MS.700 yıllarındaki Arap kabilelerinin tanıdığı nesne, hareket ve hareket aralığı sayısı benzer sayıdadır. Dış dünyada değişim olmayınca, doğaüstü değişime uğramaz.
Arapların örf ve geleneklerine aşırı bağlılıklarının nedeni:
A-Dış dünyada tanıdıkları nesne, hareket ve hareket aralıklarının sınırlı olması,
B-Dillerinin gelişmelere kapatılmasıdır.
Kuşkusuz, geriliklerden yoksul Araplar değil, âlimler ile yöneticiler sorumludur. Çünkü: Toplumlarda yenilikleri bilgeler ve yöneticiler yapar.
Günümüzde, Arap toplumlarına değişik nesneler, yenilikler ulaşmıyor mu?
1-Toplumlardaki bilgi, beceri, araç-gereç birikimi ile çalışıp üretme çoğalır. Diller gelişir. İnsanların tanıdığı nesne, hareket ve hareket aralığı sayısı artar.
2-Ürün artışı ile birlikte yeni kurallara ihtiyaç oluşur. Evrensel kurallarla birey ve insani değerler ortaya çıkar, doğaüstü tapınışları yerini inanışlara terk eder. Örneğin, tapınan Müslüman kullar yerine inanan Müslüman insanlar oluşur.
Günümüz Arap toplumları:
A-Her türlü lüks nesneyi tüketiyorlar.
B-Gelişmiş silahlar satın alıyorlar.
Bu iki etkinlik sonucu; Arap toplumlarında, bilgi, beceri, araç-gereç birikimi ile çalışıp üretme etkinliği gelişmiyor. Sonuçta: birey ortaya çıkmıyor.
—Ayrıcalığa ihtiyaç, özgürlüğe tepki oluşuyor. Kraldan soytarıya herkes ayrıcalık peşinde koşuyor.
—Tapınmaya (Boyun eğmeye) ihtiyaç, inanmaya tepki oluşuyor. Örneğin, Suudi Arabistan’da, din polisi kutsal örf ve gelenekleri sıkı sıkıya denetliyor.
**
Türkiye’de neler oluyor?
1-Toplum değişimden, dışa açılımdan yana olan yöneticileri destekliyor.
2-Toplumdaki gelişmelerden 50—100 yıl geride kalan tutucular değişimlere engel olmaya çalışıyor.
Türkiye geriye doğru değişebilir mi?
A-Toplumdaki bilgi, beceri, araç-gereç birikimi artıp, çalışıp üretme çoğaldıkça geriye gidiş (İçe kapanış) oldukça zordur.
B-Şiddetli dış etkiler önemlidir.
—Savaş, tüketim, ayrıcalık baskıları toplumu içe kapanmaya zorlar. Bu koşullarda, toplumsal baskılarla, tapınma ihtiyaç olur.
+Değişik yollardan topluma giren, toplumda yaratılan bilgi, beceri, araç-gereç ile çalışıp üretme etkinlikleri toplumu dışa açılmaya zorlar. Bu koşullarda, inanma dâhil insani değerler ihtiyaç olur.
Tapınanlar, korkak; inananlar, kendine güvenli ve ölçülü muhafazakâr olurlar. Kendine güvenen insanların oluşturduğu toplumlar, özgürlüğe; tapınan kulların oluşturduğu toplumlar, baskıya ve ayrıcalığa ihtiyaç duyar.

Yorumunuzu Yollayın

Yorum göndermek için birlogged in olmanız gerekmektedir.

eXTReMe Tracker