Kas 24 2007

Yoksul Çocuklar

Yayınlayan: admin Tarih: 12:16 pm Kategori: Sosyoloji

yoksul çocuk Yazan: Nurettin Değirmenci
Elk. Yük. Müh.

İletişim olanaklarının artması ve hızlanması ile dünyadaki olaylar kısa sürede yaşadığımız mekânlara taşınıyor. Bazı çarpıcı görüntüler günlerce, aylarca belleklerden silinmiyor. Özellikle, doğal felaketlerin sıkıntılarına katlanan yaşlı, hasta, çocuk ve kadınların durumları çoğunluk insanları üzüyor.
Bangladeş’teki doğal felakete uğramış insanları izliyorum; kadınların kucağında, sırtında, yakınlarında çocuklar gözüküyor. Her yer yoksul ve çaresiz insanlarla dolu.
*
Japonya’da yapılan araştırmalara göre, doğum oranları hızla düşüyor. “Ya iş, ya çocuk” tercihine; genç bayanlar, “İş” diyor. Japon bayanlar, çocuk dünyaya getirmenin sorumluluğunu yüklenemiyor. “Çocukların büyütülmesi, eğitilmesi zordur” diyorlar.
Japonya’da, 1950’li yıllarda doğum oranı binde yirmi beş, 1970’li yıllarda binde on beş, 2000’li yıllarda binde on civarındadır.
1-Japonya’da çekirdek ailenin yaygınlaşması ile çocuk bakımı sıkıntıları artar ve doğum oranı düşmeye başlar.
2-Çalışma sürelerinin uzunluğu doğum oranının düşmesi için başka nedendir.
3-Hayat pahalılığı, çocuk dünyaya getirmeyi düşünen aileleri korkutuyor.
4-Kadın ve erkekler arasında evlenme yaşları yükselir, evlenme oranları düşer.
5-Bazı bayanlar çocuk yapmaktan kaçınır.

Görüldüğü gibi, dünyanın en büyük ekonomisine sahip ülkelerden birinde doğum oranı hızla azalıyor. Doğanlar, her türlü ihtiyaçları temin edilmiş, sevgi ile büyüyor.
Benzer olaylar, diğer gelişmiş ülkelerde yaygındır.
Gelişmiş ülkelerde, insan, sistemin başlangıç noktasıdır.
—İnsanlar kendilerine ve çocuklarına değer verir.
—İnsanlar, belleklerindeki bilgilerle orantılı, yakınlarına, vatandaşlarına ve diğer insanlara değer verir.
Yoksul toplumlarda durum nasıldır?
Yoksul toplumlarda insan değersizdir. Değersiz insanlar kendilerine, çocuklarına, yakınlarına, vatandaşlarına ve diğer insanlara ölçülü değer veremezler. Alışkanlıklar gereği, çocuk sahibi olma büyük onurdur. Doğum kontrolü günah ve istenmeyen davranıştır. Çok çocuğu olan kendini güçlü hisseder. Bu nedenlerle, doğum oranı oldukça yüksektir.
Geri toplumlarda sınırlı bilgi, beceri, araç-gereç birikimi ve çalışıp üretme olur. Gelişme, ilerleme, bilgi ve beceriyi artırma davranışları bilinmez. Çoğunlukla atalardan miras alınan örf ve geleneklere göre yaşam sürdürülür. İlkel örf ve geleneklere göre, kadın değersiz kabul edilir. Savaşan, eve ekmek taşıyan erkektir. Erkek, ekonomik ve fizik gücüne göre birden fazla kadınla evlenebilir. Dolayısıyla, çok hanımı olan erkeğin çok çocuğu olur.
Geri toplumlarda:
A-Çekirdek aile yok, yakın akrabalar birlikte yaşar.
B-Genç yaşata evlenilir.
C-Akraba evlilikleri yaygındır.
D-Çocuk dünyaya getirmek başlıca görevdir. Çocuğu olmayan yeni evlilere acınır, müdahale edilir ve doktorlara taşınır. Çocuk olmuyorsa; erkek, çocuk doğuracak biri ile evlenmeyi planlar.
E-Kadın ekonomik olarak erkeğe bağlıdır.
F-Çocuğun bakımı, büyütülmesi, eğitimi, iş edinmesi, geleceği konuları bilinmez.
**
Dünyanın yoksul toplumlarında çocukların büyük kısmı acı çekiyor.
1-Zorunlu ihtiyaçları temin edilemiyor.
2-İhtiyaç gereği, çocuklar her türlü zorlu koşullarda yaşam mücadelesi veriyorlar; ağır işlerde çalışıyor, ellerinde silah savaşıyor ya da sokaklara terk ediliyorlar.
Asya, Ortadoğu, Afrika, Latin Amerika geri toplumlarından çocukların çığlıkları yükseliyor.
—Gelişmiş ülkelerin yöneticileri yeni enerji kaynakları, dünyanın değişik bölgelerde yatırım olanakları, ham madde temini üzerinde birbirleri ile yarışıyorlar.
—Geri toplumların yöneticileri savaşlar, kıtlıklar, yoksulluklar içinde yüzüyor ve eğitime yatırım yapamıyorlar. Bunun dışında, ilkel örf ve gelenekler, geri toplumların gelişmesine kocaman engel oluyor.
A-Sınırlı bilgi, beceri, araç-gereç ve çalışıp üretme olan toplumlarda ayrıcalık ihtiyaçtır.
I-Sıradan insan sağduyusu ile yöneticilerden ayrıcalık bekler ve kendi haklarından gönüllü olarak vazgeçerler. Haklarından gönüllü olarak vazgeçenler, değersiz olur.
II-Yöneticiler, egemen sağduyuya uygun olarak kocaman ayrıcalıkları kendilerine temin ederler. Böylece, bir avuç rezalet, çoğunluk sefalet içinde yaşar.
B-Geri toplumlarda, üretim ile tüketim arasında uçurum arttıkça; savaşlar, silahlı mücadeleler kaçınılmaz olur. Etnik, din, mezhep, kabileler arası kanlı kavgalar ortaya çıkar. Bu durumdan en fazla kadınlar, çocuklar, savunmasız insanlar etkilenir.
Savaş ve yoksulluk insanları acımasız yapar. Savaş ve yoksulluğun olduğu toplumlarda, insanlar, sevgi yerine korku ile yaşar. Ölme ve öldürme olağan davranış sayılır. Bu insanlar kendilerine, yakınlarına, diğer insanlara ölçülü değer vermezler.
C-Gerekli yatırımlar yapılamadığından; doğal felaketlerde, geri toplumların insanları acı çeker. Çocukları ile birlikte kadınların acıları katmerleşir. Doğal felaketler, barınma kulübelerini, bir avuç ürünü, sayısız insanı yok eder. Felaketlerden sonra ortaya çıkan salgınlar, acıları arttırır.
Bütün acıları atlatabilen yoksullar, doğanın, “Çoğalın!” emrine uyar ve hızla çoğalırlar.
***
Dünya haritasına baktığımızda, son elli yılda:
1-Gelişmiş ülkelerde bilgi, beceri, çalışıp üretme, gelişme, insanın değerinin artışını;
2-Geri toplumlarda savaşlar, salgınlar, yetersiz çalışma, az ürün gözükür. Bunlara ek olarak doğal felaketlerin yıkımları sonucu ağlayan, inleyen, feryat eden nüfusun dört kattan fazla arttığını görüyoruz.
Geri toplumlarda zorunlu ihtiyaçlarını temin edemeyen, zar zor yaşayan, sınırlı bilgi edinebilen insanlar ancak günübirlik düşünebilir. Bu insanlar egemen sağduyuların baskısından kurtulamaz ve kurtulmak için çaba harcayamazlar.
Gelişmiş ve hızlı gelişen toplumlar, büyük düşünürleri, bilge yöneticileri ile gerilik çemberinin dışına çıkarlar.
Geri toplumlar, rezalet içinde yaşayan yöneticileri ve onlara methiyeler düzen ikiyüzlü âlimleri sayesinde acılarla dolu yaşantılarını sürdürürler.
Ne yazık ki, dünya nüfusunun büyük çoğunluğu yoksul toplumlar kümesinde yaşar.

Yorumunuzu Yollayın